Yusuf Alpaslan Özdemir
Okumayı hayata iade eden adam
Öncesinde ismini şöyle duyup geçiverdiğim, üstünde durmadığım, uzun süredir de hafızamın bir köşesinde uykuya yatan Tim Parks, şair ve yazar Abdülkadir Yaylacık’la ayak üstü bir sohbetimize misafir olunca ve dahi buna sevgili dostumun ısrarlı okuma önerileri eklenince kitaplarını derhal okumaya başlamam farz oldu.
Beni metnin eşiğinde bırakmayan gözbebeği yazarlarımdan birine dönüşen Tim Parks’ı, yukarıdaki enstantanenin dışına çıkmayı göze alarak, ilk kez bir kitapçıda görmüş gibi anlatmak daha doğru geldi bana; çünkü Parks’ın yazdıkları, uzaktan bakınca “İngiltere’den İtalya’ya taşınmış bir yazar hikâyesi” mesabesinde dursa da, yaklaşınca bambaşka bir şeye, belki de bir büyüye dönüştü, abartmıyorum bende. Teknik terimlere ve kavramlara boğulmuş, fiyakalı caka satan, kapalı görünmek namına kılı kırk yaran beyhude çaba, bir yaklaşım yoktu çünkü kitaplarında. Şunlar da geçmedi değil bu noktada: Parks’ta yer değiştirmek sadece bir ülke değiştirmek değildir; dili, utancı, arzuyu, disiplini, inancı, bedenin itirazlarını ve okumanın alışkanlığa dönüşen kör noktalarını da yerinden oynatmaktır. Bu nedenle yazdıkları beni rahata erdirmedi, yeni tanışacakları da rahatlatmayacaktır sanırım. Bitmeyen şudur ki; okurunu işin içine alıyor, hatta çok daha fazlasını yapıyor; okurun kendisini de masaya oturtuyor. “Kim bu büyük usta?” sorusuna cevap babından başlayalım konumuza…

Kim bu büyük usta?
1954’te Manchester’da doğmuş Tim Parks. Çocukluğu ve gençliği Londra çevresinde biçimlenmiş. Ailesinin dinî dünyası, hassaten babasının Anglikan bir din görevlisi ve misyoner oluşu Parks’ın zihnine disiplin ve gerilim olarak yerleşmiş. Nitekim bu gerilim ileride romanlarında ve denemelerinde defalarca karşımıza çıkacak.
İnsanoğlu kendini açıklamak zorunda kaldığında ne olur, insan kendini açıklarken neyi saklar, nasıl bir role sığınır? Parks’ın sorularının bizatihi buralardan açıldığını müşahede ederiz. Cambridge’te Downing College’da İngiliz Edebiyatı’ndan Harvard’a geçişi akademik dünyanın okuma kasını, metni büyüten merceğini daha iyi tanımasına kapı aralar, lâkin aynı merceğin yakıcı tarafını da görmesi de gecikmeyecektir: Metin büyürken hayat küçülmesin ister; metni anlatırken insanı kaybetmek istemez.
1979’da Rita Baldassarre ile evlenmesinin ardından 1981’de hayatında dönüm noktası bir olay gerçekleşir; İtalya’ya taşınır. Üstelik gidişi “dönüş bileti” taşımayan türdendir. İtalyanca, Parks için sadece iletişim aracı olmaz; yeni bir ritim, yeni gündelik hayat disiplini, yeni utanç eşiği, yeni bir bakış tarzını hayatı olur.
İtalya’da önce dil öğretmenliği yapar, ardından ticari çevirmenlik yapar. Aynı gün içinde ikisini birden yaşamak zorunda kalır: Bir yanda hayatın pratik dili, öbür yanda edebiyatın ince dili. 1985’te Verona Üniversitesi’nde İngilizce okutmanı olarak akademik hayata döner. Bu iki dilli, iki hayatlı temponun Parks’ın yazı enerjisinin de kaynağıdır. Bu yıllarda roman da başlar hayatında. İlk romanı Tongues of Flame 1985’te yayımlanır.
Parks’ın roman evreninde karakterler çoğu zaman olayların üstünde dolaşmaz, bir gerilim alanının içinde yaşar. Aile, kurumlar, beden, cinsellik, suçluluk, kariyer, ulus, dil; hepsi aynı anda konuşur ve okuyanını duvara sıkıştırır: Tim Parks’ı sıradan bir hikâye anlatıcısından ayıran şeyse, bu sıkıştırma cesaretidir dememiz isabetli olur. Onun dünyasında roman, “ne oldu”yu anlatırken “insan ne hale geldi”yi asıl meseleye çevirir.
Romanı bir nesne değil, bir karşılaşma olarak görmek
Tim Parks’ı tek bir etikete sığdırmak zordur; roman yazarıdır, kurmaca dışı anlatıcıdır, denemecidir, eleştirmen ve çevirmen kimliğiyle de düşünen biridir. Yanı sıra çeviri kuramı ve pratiği üzerine çalışan bir hoca/akademisyen tarafı da vardır. Bu çok katmanlılık “roman” fikrini de değiştirmiştir. Parks romanı sadece metin olarak okumayıp bir ilişki alanı olarak görmüştür. Okurunu metnin dışına çıkarmaz, metnin tam ortasına yerleştirir; neticede de her roman, hikâyeden önce bir karşılaşmaya dönüşüverir.
Edebiyat dünyasında asıl sarsıcı etkisini de bu yolla öne çıkarır. Nasıl? Eleştirinin sık sık üstünü örttüğü iki meseleyi açıkta tutar: Yazarı eserden tümden arındırma refleksi ve okurun metinle kurduğu kişisel ilişkiyi konuşmaktan kaçınması… Parks, metni bütünüyle özerk saymanın da, metni hayatın ham malzemesine indirmenin de fakirleştirdiğini sezdirir. Tim Parks’ın ilgisi metnin “ne anlattığı” kadar, metnin “kiminle ve hangi değer gerilimleri üzerinden konuştuğu”ndadır.. Üstelik bu ilişkiyi sadece sezgiye bırakmadığının özellikle imler.
‘Hayatta Kalma Becerisi Olarak Roman’ adlı enfes eserinde; kurmaya çalıştığı çerçevenin sistematik psikolojiye dayandığını; Gregory Bateson ve Valeria Ugazio’nun kimlik farklılaşmaları, davranışsal kutuplar ve anlamsal içerikler üzerine yaklaşımlarını okuma ve yazma deneyimine taşıdığını vurgular, yani romana ısınamama halini yalnızca estetik zevk meselesi olarak değil, yazarla okur arasındaki değer dünyalarının çarpışması olarak da düşünen bir kalemdir.
Parks’ın etkisi iki kanaldan akmaktadır. Okur için, “seviyorum sevmiyorum” tepkisinin arkasındaki duygusal ve ahlâkî yapıyı görünür kılar, okura kendini okuma imkânı verir, “hangi roman bizi niçin rahatsız eder, hangisi niçin teselli eder?” nev’inden soruları gevezeliğe düşmeden sormayı öğretir.
Tim Parks yazar ve eleştirmenlere daha keskindir. Biyografiyle eser arasındaki bağı “biyografik safsata” diye kapatmanın tembelliğine itiraz eder, metni hayattan koparıp laboratuvar tezgâhına çivileyen sözde tarafsızlığa güvenmez: Edebiyatın yazarı ve okuru aynı masada buluşturan bir karşılaşma olduğunu ısrarla hatırlatır.
Türkçede Tim Parks Haritası
Türkçede Parks okumaları; romanlar ile okuma ve eleştiri kitapları üzerinden büyür, unutmadan, burada bibliyografiyi temiz tutmak mühimdir.
‘Roman’ları Europa, Kader, Ölümü Resmetmek, Hotel Milano, Mimi’nin Hayaleti, Yargıç Savage; deneme ve eleştiri hattında Ben Buradan Okuyorum, Yaşam ve Yapıt, Elde Kalem, Hayatta Kalma Becerisi Olarak Roman ve tarih incelemesi de Medici Ailesi dilimizdeki Tim Parks hasılasını ortaya koyar.
Bu liste, Tim Parks’ın iki yüzünü birlikte göstermektedir; bir yüzünde romanın gerilimi, diğer yüzünde okumanın nasıl yapılacağına dair ısrar dikkat çekmektedir. Parks’ı Türkiye’de “bizim tartışmalarımıza” asıl yaklaştıran da ikinci yüzdür; romanı sadece anlatı değil, okurluk olarak da ciddiye alır. Metnin nasıl işlediğini sorarken okurun nasıl işlediğini de sorduğunu fark edeceksiniz külliyatını okuyunca.
Türkçeye Çevrilmeyenler ve Neye Açıldıkları
Parks’ın uluslararası külliyatı, Türkçe listeyle sınırlı değil elbette. Netteki etraflı araştırmam marifetiyle Türkçe’ye çevrilmeyen başlıca kitapları arasında romanlar ve kurmaca dışı anlatılar sözkonusu. Romanlardan Mr Geography, In Extremis, Sex is Forbidden (The Server), Thomas & Mary: A Love Story, Goodness, Cleaver, Dreams of Rivers and Seas gibi kitaplar; kurmaca dışı tarafta ise İtalya deneyimini doğrudan taşıyan Italian Neighbours ve An Italian Education ile kişisel deneyimi öne çıkaran Teach Us to Sit Still gibi eserler çıktı karşıma.
Bu kitapların ortak yanı, Parks’ın temel takıntısını farklı sahalara taşımasını fâş etmesidir. Yer değiştirme, kimlik, arzu ve disiplin çatışması, gündelik hayatın içinde ahlâkın ince ayarları, insanın kendine anlattığı hikâyelerin kırılması vd. Türkçeye çevrilmeyen kitaplar da, tek bir “tema”yı değil, aynı büyük soruyu farklı alanlarda sınadığını gösteriyor.
Parks’a Nereden Girilir ve Okura Ne Kazandırır?
Tim Parks okumalarına direkt romanlardan değil, okuma ve eleştiri kitaplarından başlamak uygun olacaktır, nedeni Parks okuru önce eğitir demeyeyim de, okuru önce “kendine döndürür de ondan. Parks’ın yöntem ve ilkeleri anlaşıldığında romanları daha berrak okunur. Bu nedenle başlangıç için “Ben Buradan Okuyorum” iyi bir eşiktir diyebilirim; böylece okurluk, eleştiri ve edebiyat dünyasının işleyişi üzerine omurga kurarsınız. Ardından “Elde Kalem” gelmeli diye teklif ediyorum: Okumanın tek seferlik bir temas değil, yeniden okuma ve dikkat disiplini olduğunu hatırlatacağı için. Üçüncü durak “Yaşam ve Yapıt” olmalıdır, ki bu eserini merkeze alarak romanımız üzerine hacimli birkaç değerlendirme yazımı çok yakında ilginize sunacağım. Yazarın hayatıyla metin arasındaki gerilimi, magazinleşmeden düşünmeye zorlar “Yaşam ve Yapıt”. Dördüncü sırada okunası “Hayatta Kalma Becerisi Olarak Roman”; romanın insanı ayakta tutan bir karşılaşma alanı olabileceğini teorik bir çerçeveyle netleştirecektir.
Bu inşanın ardından romanlarına geçmek, Parks’ı gerçekten “Parks gibi” okumak olacaktır ey okur!. Europa ile başlayın derim romanlarına. Kurumlar, arzular ve yabancılık üzerinden modern insanın sıkışmasını görünür kılar ‘Europa’. Sonra, Kader’i okuyabilirsiniz; kayıp, tesadüf ve yazgı duygusunu büyütür. Sonra sırasıyla: “Ölümü Resmetmek” ölüm fikrinin ve temsillerin ilişkileri nasıl gölgelediğine bakar, “Hotel Milano” kaçırılmış fırsatların, saklı sırların hayatı nasıl katladığını gösterir, “Yargıç Savage” rol ve itibarın ahlâkı nasıl yorduğunu sertleştirir, “Mimi’nin Hayaleti” gerilimle kara mizahı birleştirerek Parks’ın romancı kasını tamamlar. En sonda Medici Ailesi bir ek dosya gibi okunabilir, bu sayede Parks’ın anlatıcılığının tarih alanında da çalıştığını görme imkânına sahip olursunuz.
Kâr-zarar hesabı
Tim Parks’ı okuyunca ne kazanırız, ele ne geçer, değişir miyiz, yahut kaybımız olur mu? Okura kazandıracakları, sadece Tim Parks’ı tanımak değil, romanı yeniden ciddiye almak; romanın sadece “iyi yazılmış bir hikâye” olmadığını, insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin bir biçimi olduğunu fark etmektir diyeyim önce. Parks da bunları ister, okur metne bakarken kendini gizleyemesin, metnin içine girsin. Orada bir şeyle/rle karşılaşsın. Bu karşılaşma bazen hoşuna gitsin, bazen canını yaksın, ama sahici olsun. Parks’ın edebiyata asıl katkısı, romanı tekrar hayata bağlaması, okumayı da hayata geri çağırmasıdır.
Takdir edersiniz ki Tim Parks’ı ve hazinesini tek yazıyla anlatmak pek kolay değil, bu yazımızı işaret fişeği sayalım: Tim Parks’ı tanı/t/mak için değil, romanı yeniden konuşulur hale getirmek için. Çünkü Parks’ın asıl sorusu hâlâ masada duruyor ve bizde de tam karşılığını bulmalı: Bir roman ne anlatır sorusundan önce, bir roman kiminle konuşur sorusu. Okurla yazar arasındaki o görünmez masaya yeniden oturma cesareti. Bu cesareti sürdürebildiğin ölçüde, romanı anlamaya dönük bir çağrı olacaktır sizin için.
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.