Toplum Bilimleri Kurulu ve Dindarlaşma Tartışmaları

Salgınla ilgili yazmaya başladığımız haftadan bu yana her seferinde meselenin sosyal boyutunun önemine değinmiştim. Bu salgının sosyal ve ekonomik açıdan önemli bir kırılma noktası olduğuna dair görüşlere defalarca yer vermiştim. Bu kapsamda sosyal ve ekonomik açıdan meselenin farklı boyutlarıyla bağlantılı yazılar yazdım. Bu başlıklarla ilgili gündemlere yer verme gayreti içerisindeyim.

Yayınladığı bir makalesinde ‘’salgınlar temelde sosyal hadiselerdir’’ diyen Lütfi Sunar Hoca’nın bu tespiti ziyadesiyle önemlidir.  Zira salgının tıbbi anlamda önüne geçilmesi için de ‘’sosyal bilimler’’ açısından kritik çalışmalar gereklidir. Üstelik tıbbi anlamda salgın önlenmiş olsa da bu dönemde ortaya çıkan sosyal etkilerin kalıcılığı ve bunların sonuçları uzun yıllar tartışılacaktır.

Salgının en başından beri ‘’Bilim Kurulu’’ yoğun çalışmalar yaptı. Bilim kurulunun çalışmalarının ne kadar faydalı olduğunu da gördük. Alınan kararların ve tavsiyelerin uygulanması ile çok daha büyük bir felaketin önlenebildiğine şahit olduk. Bu süreçte kurulan bir kurulun salgınının tıbbi yönden ne kadar gerekli olduğunu söylüyoruz.

O halde bu kadar çok sosyal etkiye sahip olan bir hadisede ‘’sosyal bilimler kurulunun’’ kurulmamış olması anlaşılabilir mi? Bütün hayatımızı etkileyen iletişim biçimimizi, eski alışkanlıklarımızı, üretim şeklimizi, tüketim yatkınlıklarımızı, aile içi ilişkilerimizi değiştiren bir konuda uzmanlar olmadan yol yürümek mümkün mü?

Gördük ki, mümkün değil. Sağlık bakanımız geçen hafta bir ‘’toplum bilimler kurulu’’ kuracağını ilan etti. Ancak kurulun bu aşamada bilim kurulunun dışında kurulması da zannediyorum ki anlamlı olmayacaktır. Mücadele bütün başlıkları ile yapılacaksa ayrı bir kurul kurulması doğru olmayacaktır. Koordineli şekilde ortak bir kurulun biçimlendirilmesi daha anlamlı olacaktır.

10 Nisan Cuma akşamı ilan edilen ‘’sokağa çıkma yasağı’’ sonrasında da aslında bu bahsettiğimiz konunun önemini gördük. Kararın  doğruluğu ya da yanlışlığı tartışması yapmıyorum. Ancak beklenenin dışında bir görüntünün çıktığını yetkililerin açıklamalarından görmüş olduk. Üstelik siyasi anlamda bir anda alınan istifa kararı ve bu kararın kabul edilmemesi bu yasağın etkisinin büyüklüğünü göstermektedir.

Eğer ki başından beri aktif şekilde çalışan ‘’sosyal bilimler uzmanları’’ ile istişare ediliyor olsaydı, zannederim ki böyle görüntüleri görme ihtimalimiz azalabilirdi. Burada da koca koca bakanlıklarda bu konuların uzmanları yok mu? Sorusu devreye giriyor. Tabi ki alanında çok iyi uzman danışmanlar vardır. Ancak sahadan beslenen ve anında bilgi ile ortak bir çalışma yürüten bir ekibin etkisinin farklı olacağını bilim kurulu ile gördük.

Burada odasından ahkam kesen sosyal bilimcilerden ziyade sahiden toplumun reflekslerini sahada ve sokakta analiz eden, edebilecek isimlerin olması da ayrıca önem arz etmektedir. Böyle bir kurul olmuş olsaydı, sanırım Cuma gecesi yaşanan görüntüler ve sonrasında ortaya çıkan siyasi gündemler yaşanmamış olabilirdi.

DİNDARLAŞMA TARTIŞMALARI

Yine salgın sonrasında dünyanın diğer ülkelerinde ve özellikle Avrupa’dan servis edilen görüntüler itibariyle sosyal medyada ‘’Avrupa’nın İslam’a yönelişi’’ şeklinde paylaşımlar yapıldı. Bunun üzerine kimi yazarlar köşelerine buna referansla yazılar yazdı.

Öte yandan Türkiye’de Yatsı Ezanı sonrasında okunan dualar ile ilgili bu konuda kimi yorumlar yapıldı. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki biz bu uygulamadan çok memnunuz ve her ezan sonrasında duaya eşlik ediyoruz.

Ancak, gündemi takip ederken ‘’bizi bilim kurtaracak!’’ diyerek temelde İslam düşmanlığı yapanlar ile buna karşı çıkmaya çalışanların esasında ideolojik bir zeminde propaganda ürettiklerini düşünüyorum.

Felaket dönemlerinde ve çaresizlik süreçlerinde insanların dine yönelmelerine dair bir tespit anlaşılırdır. İnsanların böyle dönemlerde fiziksel dünyada bulamadıkları çareleri, dini alanda aradıkları da tarihsel bir tecrübeyle sabittir.

Bir çok dini anlatı da ve kısasta da bunu görmek mümkündür. Ancak burada bu felaket geçtikten sonra gemi, fırtınadan kurtulup karaya varınca insanların ne yapacağı ise bizim meselemiz değildir.

Ayrıca bilim kuruluna olan güven ve insanların aşı beklentisi ise onların sekülerleştiği anlamına gelmez.  İslam toplumları üzerinde sekülerleşme tartışmalarının tam anlamıyla yürütülebildiğini de düşünmüyorum.

Öyle ki bir Müslümanın dua ederken, aşı çalışmalarını da takip etmesini nasıl izah edeceğiz bu tartışmalar çerçevesinde. Hatta ‘’Allah’ım bu günlerin geçmesi için var gücüyle çalışan insanlara yardım et!’’ diye dua eden bir Müslümana ne diyeceğiz?

İNSTAGRAM CANLI YAYINI

Geçen hafta duruma ayak uydurmak adına ben de bir canlı yayın yaptım. Yazılarımız üzerinden yaptığım canlı yayın, Adem Seleş hocanın da katkılarıyla çok verimli geçti. Beklemediğim derece de olumlu dönüşler oldu. Üstelik izlenme rakamlarına da bakınca bu canlı yayınlara devam etme kararı aldım.

En azından bugünler geçip çay sohbetleri geri gelene kadar bu şekilde bir iletişim kurmaya çalışacağım.

Bu hafta da 17 Nisan Cuma günü 20.45 sularında ‘’İnfaz düzenlemesi’’ üzerine Avukat bir arkadaşımla sohbet edeceğiz. Sizleri de bu vesileyle davet etmek isterim.  

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.