Tutun Şu İşin Ucundan Artık!

Cephe sağlıklaştırma işlemlerinin maşallahı var! Bu işlemler sürerken şehrin çehresi de bayağı bir değişiyor. Şehir güzelleşiyor. Nazar değmesin inşallah!

Hepsine eyvallah!

Ya bizim çehremiz ne alemde?

Bizim çehremizde bir değişme var mı?

Az biraz!

Yeterli mi?

Keşke, yeterli olabilseydi!

Bu arada vakit varken, bizim çehremizde değişmeli, hem de acil tarafından!

İsterseniz şehrin tamamının çehresi değişecek olsun, hatta değişsin!

Bizim çehremiz yerli yerinde durduktan sonra, ne kıymeti var ki…

Aslolan bizdeki değişim!

Bizim kendimizi değiştirmek gibi,

Yenilemek gibi,

Dünden bugüne gelebilmek gibi,

Yeni bir şeyler söylemek gibi,

El ele vermek gibi,

Fikri olanı, söyleyecek bir şeyleri olanı dinlemek gibi,

Kapıları kapatmamak gibi,

Can alıcı birçok konuda çehremize çekidüzen vermek gibi bir derdimiz yok!

Bu konuda eksiğimiz çok!

Ancak eksiklerimiz konusu hatırlatıldığında belli ki canımız sıkılıyor!

Kendiliğinizden bir adım atın!

Atılmıyor!

Neden atılmıyor diye sorulunca, kırgınlıklarla başlayan bir dizi alınma hikayesi!

 

*****

Konya, durgun bir şehir değil!

Durgunsa, onu bu hale getirenlerin durgunluğundan kaynaklanan bir şeyler var üzerinde demektir!

Konya durgun değil bilakis vurgun, aşk dolu ve sevdalı bir şehir!

Hani bir tarihte “Konya Aşkın Kapısı” denmişti ya!

Nerede o kapı?

Masallarda mı, hikayelerde mi, mitoloji kadar eski mi, destansı bazı özellikler arasında mı gizli?

Aşkın kapısını, bildiğimiz o açılmayan bir dizi kapıyla kıyaslamadınız inşallah!

Ah, aşkın kapısı ah!

Konya aşıklar şehri!

Hak aşıkları bu şehirde buluşmuş! Mana postlarını sermişler bu şehre….

Aşıklar, buluşmuş bayram yapmışlar bu şehirde!

Sazın teli, gönül teline uymuş, söz olmuş dökülmüş dudaklardan, dinleyeni can evinden yakalamış.

Bu şehri durgunlaştıranlar!

Bu şehrin aşık tarafını, sevdalı tarafını göremeyecek kadar kör olamazsınız!

Göreni görmezsiniz!

Bileni sevmezsiniz!

Diyeni dinlemezsiniz!

Kapınızı çalana kapınızı açmazsınız!

İplere un sermekten, havanda sular dövmekten daha bıkıp usanmadınız mı?

 

*****

Şehir duyun beni diyor, görün beni diyor, sevin beni diyor, anlatın beni diyor, beni seveni-sayanı bulun çıkartın ortaya diyor!

Şehrin dilinden anlamak diye bir şey var!

Karacaoğlan, bir dizesinde “dilleri var bizim dile benzemez” diyor ya…

Bu şehrin gönlünden ne geçiyor biliyorsunuz!

Önemli olan sizin-bizim, ötekinin-berikinin gönlünden ne geçtiği değil, şehrin gönlünden ne geçtiği!

Bunu görmek, bunu ortaya çıkarmak, bu şehirde yaşayanlar olarak boynumuzun borcu!

Şehir bize değil, biz bu şehre borçluyuz!

Bir çoğumuzun anlamadığı, anlayamadığı nokta bu nokta!

Dilbazlar, şahbazlar, çokbilmişler, ahkam kesiciler, allame kesilenler bırakın tali işlerle uğraşmayı! Bırakın çıkmaz sokaklarda nafile turlar atmayı!

Şehrin dilinden anlamak zor değil!

Şehir tarihe bak, kültüre bak, turizme bak diyor!

Bakmakla yetinme, elinden tut, kaldır ayağa, destek ol, destek ver, desteğinin yanlarında olduğunu hissetsinler!

Sonrası, çorap söküğü misali ardından gelir!

Konya gibi bir şehirde, varlık içinde bu kadar da yokluk çekilmez ki…

 

*****

Şehrin çehresi değişirde, sizlerin çehresi değişmezse, ne yapsın şehir?

Taş kalplerin mum gibi yumuşadığı bir şehir burası aynı zamanda.

Hoşgörü şehri denildiğinde, sanmayın ki Konya’dan bir başka şehir akla geliyor!

Konya çalışana vurgun, çalışmaya vurgun, sanata vurgun, sanatçıya vurgun, yazana-çizene vurgun, sanatkara vurgun bir şehir!

Durgunlukla bu hali çözemezsiniz! Armut piş, ağzıma düş demekle de olmaz!

Hele hele kültür ve turizm konusunu bu durgun yaklaşımlarla nasıl çözeceksiniz?

Gördüğünüz gibi olmuyor! Bir arpa boyu yol gidilemiyor!

Konya’nın çehresini değiştirmeyi başaranlara, değiştirmek için çalışanlara, emek ve gayret sarf edenlere selam olsun!

Şehrin çehresi değişiyor, değişmesine de içini doldurmak lazım!

Neyle dolduracaksınız içini?

Kültür ve turizmle!

Konya’nın en isteksiz yaklaştığı, yıldığı, canını sıkan konu bu ikisi!

Nereden mi biliyoruz! Son 30-35 yıllık yaklaşımlardan!

Konya öncelikle tarihiyle, kültürüyle, turizmiyle barışmak zorunda!

Hatta mecbur!

Bu mecburiyeti ruhunda hisseden ve hissedecek insanlarla el ele vermek!

Çehre derken kast ettiğimiz işin o faslı!

Bu işe bakan arkadaşlardan beklediğimiz, bu şehrin değerlerini seven taraflarını ve yönlerini ortaya koymaları!

 

*****

Dalgalandık da durulduk deseniz değil! Koştuk, koştuk yorulduk deseniz o da değil!

Lakin, Balığı kavağa çıkartmaya uğraşan uğraşana…

Şehir deniz kenarında değil, göl kenarında da değil, şehrin ortasından ne Fırat geçiyor, ne Kızılırmak!

İllaki balığı kavağa çıkaracağız! Ne balık razı, ne kavak!

Kültür küsmüş, turizm küsmüş, tarih almış başını gitmiş!

Şehrin çehresini değiştirenler, tutmuşlar işin bir ucundan!

Ne kalmış geriye?

Diğer ucundan tutmak!

Bir zahmet, tutun şu işin ucundan artık!

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.