M. Mustafa Özdemir

M. Mustafa Özdemir

AK Parti tencereyle mi devrilecek?

Küresel emtia fiyatları şubat sonu itibariyle son 1 yılda yaklaşık olarak;

Alüminyum % 61, Bakır %13, Nikel % 200, Kalay %100, Kobalt % 40, Demir % 40, Gümüş % 15 artmış.

Enerji fiyatlarında son 1 yılda yaklaşık; Brent Petrol % 100, Doğalgaz % 200, Kömür % 150 zamlanmış.

Enflasyon, mart ayı sonu itibariyle; ABD ve Almanya'da 41 yılın, İngiltere'de son 30 yılın, Danimarka'da 38 yılın, Avustralya'da son 20 yılın en yüksek seviyesine çıkmış.

Nisan 2022 enflasyonu 8,5 olarak açıklanan ABD’de nisan 2021’de 4,2, aralık 2021’de 1,4’müş.

Avro Bölgesi'nde, mayısta yıllık enflasyon enerji fiyatlarındaki artışın etkisiyle yüzde 8,1'e ulaşarak kayıtlardaki en yüksek seviyesine çıktı.

Türkiye olarak bunlardan etkilenmemek mümkün değil. Hiçbir ülkenin etkilenmemesi mümkün değil.

Yuvarlak rakamlarla; ABD 22, Çin 15, Japonya 5, Almanya 4, İngiltere 3, Hindistan 3, Fransa 3, İtalya 2 trilyon dolar milli gelire sahip. Onlar bile ne sıkıntılar yaşıyor. Bu gerçekleri göz ardı edemeyiz.

Yani konuşurken, fiyatlar artarken bu gerçekleri de bilmemiz lazım, vicdanlı, merhametli ve gerçekçi olmalıyız.

Bakınız 20 yılda, 3 kat büyüdük daha 1 trilyon dolar olamadık. Her zaman diyoruz: Bu ülkeye 150 yıldır nasıl ihanet edildiğini, el alem otomobil, silah, uçak fabrikaları kurarken bu ülkede nelerle uğraşıldığını, neler yapıldığını ve bu ülkenin 20 yılda aldığı mesafeyi görmek lazım.

Dünya küresel köy artık. Joe Biden uçağa binerken tökezleyince, dolar yükseliyor, altın artıyor, faize bir şey oluyor vs vs. Eskiden biri düşerken biri artardı şimdi bazen hepsi düşüyor, hepsi yükseliyor falan. Sömürü düzeni, üç kağıt ekonomisi… Dünyayı kendilerine ekonomik anlamda köle yapan sömürü düzenin, paranın sahipleri böyle bir emperyal düzen kurmuş. Paranın sahibi, gücün sahibi hırsızsa düzen de böyle oluyor.

Büyüyüp, güçlenip, kokuşmuş düzeni değiştirecek güce gelinceye kadar yapacak bir şey yok!

***

Ama bir de içimizdeki sıkıntı var ki ona eyvallah diyemeyiz.

Nedir o kibarca “fırsatçılık” denilen; vurgun, hırsızlık, sömürü, modern gasp, vatan, millet düşmanlığı, ahlaksız zenginlik.

Bir ülkenin ha askerine kurşun sıkmışsınız ha ekonomisine baştan sona aynı şey.

Ordunuz da ekonomiyle ayakta duruyor. Uçaklarınız, tanklarınız su yakmıyor, benzin yakıyor. Bir savaş uçağının 1 saatlik uçuşu 30-40 bin dolarmış. Bir seferde o kadarlık da bomba atıyor. 10 uçak kalktı mı 1 milyon dolar. Uçaklar, helikopterler, zırhlılar askerler, bir operasyon milyonlarca dolara mal oluyor.

Taş atmıyorsunuz, mermi artıyorsunuz, bomba atıyorsunuz, füze atıyorsunuz.

Ekonomik gücünüz yoksa uçak kaldıramazsınız, tanklarınızı yürütemezsiniz, askerinizin ihtiyaçlarını karşılayamazsınız, sınırlarını koruyamazsınız, terörü engelleyemezsiniz!

Zaten emperyal güçlerin yeni temel operasyon aracı artık tank, tüfek değil dolar.

***

Türkiye’deki mevcut tablonun yüzde 60’ı küresel sıkıntılardan kaynaklanan reel gerçeklik ise inanınız yüzde 40’ı da bu vurgun düzeni.

İşte son “konut paketi”nde yaşananlar.

Daha Sayın Cumhurbaşkanı'nın konuşması bitmeden eline cep telefonunu alıp yüzde 20-30 zam yapmak nasıl bir vurgunculuktur, nasıl bir bir doyumsuzluk, nasıl bir hepsini ben yiyeceğimcilik, nasıl bir ahlaksızlık, nasıl bir vatan, millet düşmanlığıdır.

Kimin parasını, kimden alıyorsunuz? Maharet bu ülkenin değil el alemin parasını kazanıp almakta. Sen alttakinin parasını alacaksın alacak kalmayınca, canını da alacak değilsin ya, senin üstündeki de senin cebindeki paranı alacak.

Halkının bir kısmı 150 liralık ucuz yağ kuyruğuna giren, bir kısmı da 1,5 milyon TL’lik sıfır araba, sıfır ev kuyruğuna giren ülke kalkınamaz, huzur bulamaz.

Bunları yapanlar; bu ülkenin geleceğiyle oynuyorsunuz. Bu ülkeye yazık ediyorsunuz. Farkında değilsiniz belki ama kendi çocuklarınızın da geleceğini karartıyorsunuz!.

Bir ülke asgari müşterekte topyekûn kalkınır veya batar!

***

Peki Türk Ekonomisi mi batıyor mu?

Bilakis global krizlerden büyüyerek, güçlenerek çıkıyor.

Büyümeye ve güçlenmeye de devam edecek.

Siz bakmayın Türkiye’yi 3 sente muhtaç eden çığırtkanların “ekonomi battı, bitti” dediğine.

Onlar 20 yıldır aynı çığırtkanlığı yapıyor. Türkiye bu sürede 3 kat büyüdü.

Türkiye’yi kayıklara mahkum eden sandalcı zihniyet Çanakkale Köprüsünü, Marmaray’ı anlayamaz.

At arabacı kafa; TOGG’u YHT’yi anlayamaz, takdir etmez... Dimağları yetmez, beyinleri kaldırmaz

Kendi askerine piyade tüfeği üretmeyen, ürettirmeyen zihniyet; İHA’ları, SİHALARI, MİLGEM’leri MMU’ları, Hisar’ları, ATAK’ları anlayamaz.

Onlar 80 yılda tank üretmemenin utancını yaşamak yerine palet,

Otomobil üretememenin utancını yaşamak yerine lastik,

Akıllı tahta üretememenin utancını yaşamak yerine tebeşir,

Bilgisayar üretemememin utancını yaşamak yerine kağıt,

Biçerdöver üretemememin utancını yaşamak yerine pulluk,

Karbon üretememenin utancını yaşamak yerine çapıt üretmekle övünür.

Onlar uzaya çıkamamanın utancını yaşamak yerine oturup, “Eller çıktı aya, biz kaldık yaya” diye pişkin pişkin tekerleme söyleyip Milli Uzay Programına karşı çıkarak dalga geçerler.

***

AK Parti hükümeti, pandemi sürecinde verdiği desteğin bir eşi daha yoktur Cumhuriyet tarihinde.

Sıkıntılı Süreçte gördük ki batılı ülkeler kendilerinin olmayan, birbirlerinin maskelerini dahi resmen gasp ettiler, gemileri durdurup yağmaladılar. Bu ülke 150 ülkeye yardım gönderdi.

Hükümet, her sıkıntıda elinden geldiğince yardım yaptı. Sosyal yardımlar, hibeler, ucuz krediler, işe KDV indirim vs vs.

Ama her defasında aynı şeyi gördük.

KDV indirimi yapıldı; önce yükselttiler sonra indirirmiş gibi yaptılar.

Emekliye bayram harçlığı veriyorsun, şeker kolonya zamlanıyor. Ucuz ev, araba kredisi veriyorsun onların fiyatlar artıyor. Çiftçiye gübre, makine desteği veriyorsun onların fiyatları artıyor. Rusya-Ukrayna savaşa başlıyor daha orada yükselmeden bizde yağ fiyatları artıyor. Eskiden sabahı bekliyorlardı, şimdi daha paket açıklanırken yapıyorlar.

***

Peki ekonomi büyüyor, Türkiye kalkınıyorsa o zaman sorunumuz ne?

Sorun adına serbest piyasa ekonomisi denen ve resmen serbest vurgun düzeni haline gelen geçmişten gelen mevcut ekonomik yapı, adaletsiz gelir dağılımı.

Tam 2 yıl önce bu köşeden “Fırsatçı mı, Hırsız mı, Hain mi?” diye yazı kaleme almışız. Aradan geçen sürede bugün hala aynı şeyi konuşuyoruz. Demek ki bu konuda mesafe kat edilememiş, alınan önlemler yetersiz kalmış.

Mesela stokçulukta üst ceza sınırını 2 milyon TL’ye çıkarıldı. Adam 10 milyonluk vurgun yaptıysa ne yapacağız? 2 milyonu devlete ver, 8 milyon cebe. İşte o yüzden caydırıcı olmuyor ve yol alamıyoruz.

Cezalar miktarsal değil, oransal olmalı. Yap bakalım “vurgun miktarı çarpı x 2, ikinci kez yaptığında x 4 ceza” + hapis cezası bir daha yapabilecek mi?

Mesela bakanlık yıllardır gıda sahtekarlarını açıklıyor. Abone olmuş ve her listede adları var, ama bu firmalar hala faaliyette. Yazık değil mi dürüst üreticiye, işadamına, esnafa, millete?

Türkiye’de sadece ekonomik değil, adli cezalar da dahil, ceza sistemi komple değişmeli.

Bir suçluya 10 kez, 20 kez, 40 kez, 80 kez, 400 kez, 800 kez (lafın gelişi değil, hepsi gerçek, haber yapıyoruz. 835 kez hırsızlık yapmış salmışlar 836’ncısını yapmış.) suç işlemesine ve masum insanların canını yakmasına olanak sağlayan bir ceza sistemi olur mu?

***

Mevcut haliyle serbest vurgun ekonomisi halini alan mevcut ekonomik yapı artık ülkenin milli güvenliğini tehdit eder hale gelmiştir. Bütün sorunların sonucu da adaletsiz gelir dağılımının düzelmemesi, tekelleşme, oligopolleşme tehlikesidir.

TÜİK geçtiğimiz günlerde gelir dağılımını açıkladı, belki ayrı bir yazı konusu ancak iki cümleyle bahsedelim.

Milli gelirden en çok payı alan yani tepedeki yüzde 20’nin aldığı pay:

2012’de % 46,6-2021’de % 46,7.

Milli gelirden en az payı alan yani en alttaki yüzde 20’nin aldığı pay:

2012’de % 5,9-2021’de % 6,1.

GİNİ kat sayısı: (Gelir dağılımı eşitsizliği ölçütlerinden olan Gini katsayısı, sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımında eşitliği, bire yaklaştıkça gelir dağılımında bozulmayı ifade etmektedir.)

2012’de 0,402-2021’de 0,401.

Yani 10 yılda hemen hemen hiç mesafe kat edilememiş.

Elbette 20 yıl önce 3 milyar TL olan sosyal yardımlar bugün 100 milyar TL’ye geldi. Elbette hükümet aç, açıkta kimseyi bırakmıyor, herkese el uzatma çalışıyor.

Ancak Türkiye güçlü bir devlet olacaksa ve emperyal sömürü sistemine karşı devrimi gerçekleştirecekse önce bu devrimi “yapısal” olarak içeride başarmalı.

***

Türkiye’nin Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde son 20 yılda başlattığı büyük yürüyüşü; terörle, topla, tüfekle, türlü oyunlarla durdurmayanlar bugün "ekonomik" olarak durdurmanın hesabını yapıyorlar. Ve ilk defa bu kadar da umutlular. Seçime kadar böyle gider, daha da kötüye gider diye dua ediyorlar.

Peki bu millet buna fırsat verir mi? Bu millet bu kazanımlarının yok edilmesine yeniden eski Türkiye’ye dönülmesine müsaade eder mi?

Etmez ne var ki; fedakarlık yapılacaksa herkes yapmalı. Üst taraf zenginlerken büyürken bir tarafın sıkıntıları artıyorsa, bir tarafta ucuz gıda kuyruğu bir tarafta da sıfır araba ev kuyruğu artıyorsa işte bu can sıkıcı. Servet sahibi için 500 bin TL olan konutunun fiyatının 1 milyona yükselmesinin dar gelirliye yansıması; 1,500 TL olan ev kirasının 2.500 TL’ye yükselmesi şeklinde oluyor.

Gelinen noktada elbette küresel ekonomik sorunların da etkisiyle; asgari ücretli, emekli başta olmak üzere dar gelirli kesimin 20 yıllık AK Parti döneminin en zor günlerini geçirdiğini söylemek yanlış olmaz. Asgari ücretliye verilen zam daha senenin başında eriyip gitti. Geçtiğimiz yıl enflasyon beklentilerin üzerinde geçekleşti. Küresel görünümüne bakılırsa bu yıl da öyle olacak. Kuruluşların 2022 yıl sonu enflasyon tahminleri yüzde 60’lara dayanmış durumda. Görünen o ki Rus-Ukrayna savaşı da devam edecek. Dünya artık bambaşka bir yola doğru evriliyor, önümüzdeki günlerin neler getireceğini de bilemiyoruz.

***

Askeri, ekonomik, siyasal her türlü vesayet odaklarıyla adeta çarpışa çarpışa bugünlere gelen AK Parti’nin en zor zamanlarda yanında olan dar gelirli kesim bu noktada hükümetin adımlar attığını, yanında olduğunu, kendisine el uzattığını görmek ve hissetmek bir nebze de olsa nefes almak istiyor.

Türkiye’de büyümenin lokomotifi ihracat, ihracatın lokomotifi de aslında milyonlarca asgari ücretli, emekçi. Dolayısıyla "Temmuz"dan başlamak üzere asgari ücretli başta olmak üzere özellikle dar gelirli için rahatlatıcı adımlar mutlaka atılmalı. Asgari ücrete de artık 6 aydan, 6 aya zam yapılmalı.

Reis’in, hemen temmuz ayından başlamak üzere, seçime kadar bu oyunu bozacağına ve ümit bağladıkları tencereleri, tavaları başlarına geçireceğine, “ABD’nin ve AB’nin Erdoğan’ı ekonomik saldırıyla durdurabilecek gücü var” diyen batı tetikçisi işbirlikçi mandacıları bir kez daha hayal kırıklığına uğratacağına,, bu milletin de Haziran 2023'te, içeride dışarıda; 6’lı, 8’li, 10’lu 20’li, kurulan ne kadar masa varsa, hepsini dağıtacağına inanıyoruz.

Allah’ın da (CC) inayetiyle, Türkiye’nin son 20 yılda başlattığı bu büyük yürüyüşü topla, tüfekle, terörle ve türlü tuzaklarla durdurmayanlar, domates patatesle, yağ şekerle, tencere tavayla durduramayacaklardır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum