AYASOFYA VE FATİH’İN BEDDUASI!

İstanbul’un Fatihi, Fatih Sultan Mehmet, Ayasofya’yı cami olarak vakfettiğinde,  Vakfiyede şöyle beddua etmiş, “ Benim bu camimi camilikten çıkaranlar; Allah’ın, meleklerin ve bütün Müslümanların lanetine uğrasınlar! Onlar hiçbir zaman hafiflemeyen bir azap içinde bulunsunlar! Yüzlerine bakan ve kendilerine şefaat eden hiç kimse bulunmasın!”

Yıllardan beri Fatih’in evlatlarıyız demedik mi? Her 29 Mayıs’ta kendimize göre İstanbul’u fethetmelere kalkmadık mı?

Ayasofya’ya yürüyenler, artık burada Cuma namazları, vakit namazları kılmamız lazım demediler mi?

Ayasofya bizim değil mi diye hemen hepimiz yıllardan beri konuşmuyor muyuz?

Ayasofya konusu açıldığında ise, her defasında ortalığı lafa boğduk durduk.

Çünkü bizim nesil gençlik yıllarından beri Ayasofya’yı ibadete açma iddialarını dinleye dinleye geldi.

İstanbul bizim mi?

Bizim!

Fatih Sultan Mehmet’in emaneti mi?

Emaneti…

Fatih Sultan Mehmet, şehri fethettiğinde kendisine ganimet payı olarak sadece nereyi almıştı? Ayasofya’yı!

Fetihten sonra, Ayasofya’da ilk Cuma namazını kim kıldırmıştı?

Fatih’in bizzat kendisi!

Kim vakfetti?

Yine Fatih’in kendisi!

O halde Ayasofya kime emanet?

Türk Milletine!

Sevgili siyasilerimiz!

Bizler yetmişli yaşlarda ve onun üzerinde olan o günlerin gençleriyiz. Ayasofya bizim sevdamızdı. Ayasofya bizim rüyamızdı. Milli heyecanımızdı.

Ara ara kanayan yaramızı depreştirmekten başka hiçbir işe yaramayan çıkışlar, bizleri inanın yaralıyor!

Ayasofya içimizde kanayan bir hicran yarası olarak her gündeme gelişinde gençlik yıllarımız aklımıza geliyor.

Ayasofya’nın o güzelim minarelerindeki yakaladığımız hüznü, yaşamadığımızı mı sanıyorsunuz?

 

HZ. PEYGAMBERİN ÖVGÜSÜNE KİM MAZHAR OLDU?

Hz. Peygamber ne buyurmuştu, fetihten yüzyıllar önce, “İstanbul elbette fetholunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir!” (Ahmed, IV, 335; Hâkim, IV, 468/8300.)

Kime nasip oldu, bu kutlu hadis? Hz. Peygamberin övgüsüne kim mazhar oldu?

Ulubatlı Hasan’ın Aya Romanos kapısına astığı Bayrağı gördüğünde, kim atından inip iki rekat şükür namazı kıldı? Fatih Sultan Mehmet…

İstanbul o günden bugüne tam 567 yıldır, bize yani Türk Milletine ait bir şehir!

İstanbul Türklere bırakılmayacak şekilde önemlidir diye hariçten gazel okuyanlar bırakın okumaya devam etsinler!

İstanbul demeyi reddederek, Konstantinopolis diye şarkılar söyleyen, yazan-çizen batı, Ayasofya’yı amaçlarının sembolü ve yegane gayesi haline getiren batı, bu kutlu şehir alabilmeyi, elinde tutabilmeyi, kontrolü elinde bulundurabilmeyi sürekli istedi.

Hatırlarsanız İstanbul işgalinde, kendi aralarında bölüşemediler, paylaşamadılar İstanbul’u, semt-semt bölüştüler, işgal sürecince..

Ne oldu? İstanbul, asıl sahibine, emanet edilenlerin eline, yani bizim elimize tekrar geçti.

 

ECDADIMIZ AYASOFYA’YI YENİDEN DONATTI, İHYA ETTİ!

Fatih Sultan Mehmet’ten Ayasofya’yı kilise olmaktan çıkardı. Vakıf olarak bir çok mal bağışlamanın dışında, bir mihrap, minare ve medrese yaptırdı.  Oğlu II. Bayezit tarafından bir minare daha yapıldı. Yavuz Sultan Selim zamanında ilave edilen iki minareyi Mimar Sinan tarafından yapıldı.

Mimar Sinan, Ayasofya’yı esaslı bir şekilde tamir etti. Camiye engel teşkil edecek, cami yanındaki binalar ve evler yıkıldı. Etrafı açıldı. Takviye payandalarla yapı kuvvetlendirildi.

Sultan I. Mahmut Ayasofya’ya, harika bir şadırvan, sıbyan mektebi, aşhane-imaret, kütüphane ve yeni bir hünkâr mahfili ile mihrap inşa ettirdi. Ayasofya bu tarihten sonra külliyeye dönüştü.

Ayasofya kilise olduğu dönemi kapattı. Ve yeni haliyle kültürümüzü ve medeniyetimizi yansıtan bir mabet haline geldi.

Hatırlarsanız, Ayasofya, birkaç kez yandıktan ve harap olduktan sonra 532 yılında yapılmaya başlanmış, yapımı beş yıl sürmüş ve 537’de  İmparator Jüstinyen döneminde ibadete açılmıştı.

İmparator Jüstinyen, öylesine gururlanmıştı ki,  “Ey Süleyman, seni de geçtim!” demişti.

Ayasofya, Osmanlı döneminde esaslı bir tamir görerek, günümüze kadar bütün haşmeti ve güzelliğiyle geldi.

Nasıl mı geldi?

Elbette, içinde ibadet edilen, ibadete açık dört minareli bir Cami olarak!

Ayasofya, Sultan II. Mehmet tarafından özenle korunan bir mabed oldu.  Kilise olduğu yıllardan kalan süslemelerine hiçbir zarar verilmezken,  İslâm inancına ters olan mozaik süslemelerinin üzerine sıva çekilerek kapatıldı.

 

TAM 481 YIL ARALIKSIZ, OSMANLININ EN GÖZDE MABEDİYDİ AYASOFYA!

Ayasofya, İstanbul fethedildiğinde bu yana bizim için çok önemli. Ecdadımız, Ayasofya’yı bu milletin vazgeçilmezi yapmak için neler yapmamışlar ki. Biz ise yıllardı işin edebiyatındayız!

Bahçesinde yer alan türbede Osmanlı Sultanlarının bir kısmı yatıyor.

Kimler mi?

Kanuni’nin oğlu II. Selim. Onun oğlu III. Murat, Haçova zaferini kazanan III. Mehmet, Sultan I.Mustafa ve Sultan İbrahim.

1517 yılında Mısır’ı fetheden Yavuz Sultan Selim, halifelik görevini, Halife-i Müslimîn III. Mütevekkil’den nerede devraldı dersiniz?

Ayasofya’da!

Tam 481 yıl aralıksız, Osmanlının en gözde mabediydi Ayasofya.

Ta ki 1932 yılına gelene kadar! Anlatılanlar ve yazılanlar şöyle; O yıl, Cami restorasyon amacıyla  ibadete kapatıldı! ABD’li bir grup bilim adamı, Sultan II. Mehmet tarafından üzeri sıvayla kapatılan mozaikleri ortaya çıkarmak üzere çalışma başlattı. 1935 yılına gelindiğinde ise, müze olarak ziyaretlere açıldı.

Yıl 2020, olayın üzerinden 85 yıl geçmiş.  Siyasilerimiz dönem-dönem, Ayasofya’yı gündeme taşıdılar. Lakin, Ayasofya’nın ibadete açılması için, yapılanlar saman alev gibi parladı, söndü, bir sonraki  gündeme gelişine kadar rafa kaldırıldı.

 

AYASOFYA BİZİM GENÇLİK HAYALİMİZDİ!

Ayasofya, Gençlik yıllarımda arkadaşlarımla birlikte dolaştığım sembol bir yapı. Minareleriyle birlikte bu işe bir anlam veremediğini onu seyredenlere anlatmaya çalışan bir yapı.

Orada namaz kılmak, gençlik yıllarımızın vazgeçilmeziydi!

Ayasofya’nın ibadete neden açılmadığı, niçin açılamadığı, bizim elimizi-kolumuzu ne bağlıyor benzeri soruları Üniversite yıllarımızdan bugüne sorarak geldik.

Bugüne kadar birçok siyasetçi defalarca Ayasofya’nın ibadete açılması konusunu gündeme getirdi.

Ayasofya bir yerde gerçekleşemeyen hayalimiz oldu!

Bizim neslimiz bu konuyu yarım asırdır soruyor!

İstanbul bizim mi, bizim!

Cennetmekan Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethetmedi mi, fethetti!

O zaman Ayasofya meselesi, neden ara-ara temcit pilavı gibi ısıtılıp-ısıtılıp gündeme geliyor?

Biz ne mi istiyoruz? Bu hasret bitsin istiyoruz. Bizlere Ayasofya’da ibadet etmek nasip olsun istiyoruz!

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.