Prof. Dr. Fikret Akınerdem

Prof. Dr. Fikret Akınerdem

BİR EŞ, BİR ANA, BİR NENE: İŞTE ANADOLU KADINI

BİR EŞ, BİR ANA, BİR NENE: İŞTE ANADOLU KADINI

İşime gitmek üzere tramvaya biniyorum. Bazı zamanlar halkın arasında olmak çok hoşuma gidiyor. Sosyal malzeme toplamak için de biniyorum toplumsal araçlara. İşte onlardan birisi daha.  

Birkaç durak önce binmiş bir Türk anası. En önde, ikili koltukta tek başına oturuyor. Bende koridorun diğer tarafındayım. Her binen Anaya şöyle bir bakıyor, umurunda değil, o kendi âleminde. Bu sıcakta yünlü kazak giymiş, üstüne üslük bir de yelek geçirmiş kazağının üzerinde. Geniş etekli şalvar da ayrı bir hava vermiş bacı hanıma. Ayağında Konyalılara has bir çift terlik, içinde dikkat çekici değişik renklerde iplerle el örgüsü kalın bir çorap. Güneş yanığı izler taşıyan yüzü yıpranmış, 60 yaşının üzerinde görünen hanım bacı şivesi ve giyim tarzıyla daha çok Yörük analarına benziyor.

Pazar çantasından ibaret çıkınından çıkardığı gıda poşetini, aynı zamanda sofra olarak da kullandığı geniş etekli şalvarının üzerine seriyor. Henüz sabah sayılır. Yorgun ve bitkin görülüyor, uzun yoldan gelmiş, acıkmıştır belli. Kuru üzüm, kayısı ve erik kurusundan oluşan kahvaltılığını 2-3 durak süresinde bitiriyor. Heyecanı yüzünden okunuyor. Çayı, sütü, ayranı hatta suyu bile yoktur içmeye. Başkalarının bakışı umurunda değil. Kahvaltı bitti, ağzını eliyle sildi, iki elini yüzüne sürerek şükrediyor. Bir durak sonra azık çantasından eski model telefonunu çıkardı. Gözlerini iyice yanaştırarak bulduğu numarayı çevirdi. Umulmadık tonda, ciddi bir tavırla;

Memmet, ben tramvaydayım, babamın yanına gidiyorum, acilden çıkarmışlar, sen de hemen gel”. Memmet, muhtemelen kocasıdır. Emirdir bu. Başka seçeneği yok Mehmet’in. Telefonu kapatır. Bir süre sonra sağına soluna bakınır, bir sıra arkadaki gencin yanına varır, telefonu uzatır; “oğlum gözüm iyi seçmiyor, Yusuf’u bul, ara ve bana ver”. Telefon çalar, karşı sese cevap verir. “Dedeni acilden almışlar, ben gidiyorum, bir saat sonra orada ol”. Belli ki karşıdan bir tepki alır. Sesini yükseltir: “Bana bak, ben 90 yaşında ki babamın yanına sürünerek de olsa giderim, o benim babam, bu kadar”. Aman Allah’ım, tam bir Osmanlı kadını: Kararlı, ciddi, otoriter ve tavizsiz.

Bir durak sonra az önceki delikanlıya telefonu birdaha uzatır, “oğul, Şahin’i de bulur musun? Gazinin Şahin değil”. Delikanlı bir sürü Şahin ismi okur, sonunda Şahin der. Hah o işte diye cevap alır. Telefon Anadolu kadınının elinde. “Şahin, gurban olduğum, babamın yanına gidiyom, haberin olsun”. Telefonu “halan gurban olsun sana” diyerek kapatır.

Kafamdan şeritler halinde epeyce şeyler geçer. Bir Anadolu kadını, “baba” dendiği zaman o yaşında bile hatır sayar. 90 yaşındaki babasının yeri başkadır. Birden durgunlaşır, kimbilir içinden neler geçer, ancak babasının hatırı büyüktür. Babası çok varlıklı değildir. Gençliğinde belki de babasından tokat yemiştir. Ama iyi yetiştirmiş, babanın, ananın, atanın değerini iyi öğretmiştir sarı kızına. Belki de sevdiği adama değil, kendi istediğine vermiştir babası. Olsun, baba bu, o en iyisini bilir, ya da kader der iç çeker.  Öyle de olsa, babasına borcu vardır, nene hayırlı evlattır, karşılığını da görmektedir.

Günümüzün en önemli meselesi de bu değil midir? Ne büyük büyüklüğünü, ne küçük küçüklüğünü bilir. Babaya, babiş, anaya anniş diyen bir nesil. Buna da razıyız ama hatırı ve ağırlığı da yoktur babiş ve anniş’ in. Daha da ötesinde baba-anne, dede-nene birlikteliğinin tadından, büyük aile otoritesi ve sevgisinden mahrumdur gençlik. Gençlik zamanla yaşlanacağını, buralara geleceğini düşünmez. Güzel masallar anlatan dededen, beşiğini sallayarak ninni söyleyen neneden mahrumdur.  

Size de bir çift sözüm var, çağdaş yobaz, kadınlık kaçkınları. Nasırlı elinden, elbisesinin kırışıklığından, şalvarından, kendiniz doğurmadığınız gibi, Anadolu kadınının doğurmasından rahatsız ne istersiniz bu analardan. Ana değilsiniz ki evlat kıymeti bilesiniz. Diyarbakır’da ağlayan analar da umurunuzda değil. Siz nesiniz ve necisiniz. Başkalarını yargılamaya hiç hakkınız yok, yerinizi bilin, yoksa yok sayılırsınız.

Son sözüm; kadın eştir, anadır, üretendir, doğurandır, ahlaktır, barıştır, arkadaştır, sırdaştır en önemlisi de vatandır. Çekin kirli ellerinizi vatanımdan, başkalarının yerine de konuşmayın.                            

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum
Prof. Dr. Fikret Akınerdem Arşivi
SON YAZILAR