Muzaffer Kırmacı

Muzaffer Kırmacı

BOYUN MU UZADI AHMET EFENDİ?

      İki âmâ erik yiyormuş.

      Biri, ötekine “ulan erikleri çifter-çifter yiyorsun galiba" demiş.

      “Kör gözünle nerden bildin?” deyince;

      “Kendimden pay biçiyorum" diye cevaplamış.

      İşte sevgili kardeşlerim; ben de seçtiğim konu ile ilgili düşüncelerimi, yorumlarımı sizlere aktarırken kendimden pay biçiyorum.

      “Ben olsam" diyorum. Kendimi karşımdakinin yerine koyuyorum. Şimdilerde bu tarza “empati" diyorlar. “İçselleştirmek" diyenler de var.

      Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu parti kurdu. Öncelikle “hayırlı" olsun.

      80 küsur parti varken yeni bir partiye ne gerek vardı, onu da kuranlara sormak lazım. Ne kadar objektif bir cevap alırız bu belli değil. Mevcutlardan birisinde siyaset yapılsa ne olurdu? Yani hali hazırda siyaset yapanlardan farklı olarak ne söylenecek? Bir fark var. O da Davutoğlu kurduğu partinin lideri durumunda. Yani Parti Başkanı olmak o kadar önemli.

      Ahmet Davutoğlu, binlerce öğretim görevlisinden birisi idi. Piyango ona vurdu. Erdoğan çekip aldı. Önce “Bakan" yaptı sonra da “Başbakan". Ne oldu? “Ben neymişim be" dedi Ahmet hoca. Minnet, vefa, hatır, gönül çiğnendi rakip olundu. “Besle kargayı, oysun gözünü!” dedirtti.

      Başka bir isim, Devlet Bahçeli. Erdoğan'ın rakibi. O ne yaptı?

      İsmi ile müsemma bir tavır sergiledi.

      Özellikle 15 Temmuz'da yaşananları iyi okudu. Erdoğan karşıtlarının niyetlerini gördü. Ayrı bir parti olmasına rağmen zor zamanlarında Erdoğan'ın yanında yer alıyor.

      Peki “dava arkadaşı" dediklerimiz?

      Sen de mi Ahmet Hoca?

      Konuyu bir kıssa ile taçlandıralım isterseniz.

      Vaktinde kilim dokuyan bir kadın varmış. Kilim dokurken masurayı bir sağdan bir soldan atar, atarken de her seferinde “kim ne eder kendine eder" dermiş.

      Dokuyucu kadının komşusu, arkası gelmeyen bu sözden bîzar olmuş. Dokuyucu kadını öldürmeye karar vermiş.

      O gün ekmek yapmışlar. İçine zehir koyduğu bazlamayı dokuyucu kadına vermiş. “Komşum" demiş. “Ekmek kokmuştur. Bu bazlamayı komşuluk hakkıdır afiyetle yersin. Soran olursa da biz hamama gidiyoruz.”

      Dokuyucu kadın bazlamayı almış bir köşeye koymuş, “elimdeki işi bitirince yerim" diye düşünmüş.

      Bir süre sonra ekmek veren komşunun kapısı çalınmış. Dokuyucu kadın kapıya bakmış ki; komşunun askerdeki oğlu izine gelmiş. “Oğlum annenler hamama gitti. Bize gel, istirahat et. Sen şimdi açsın da. Bak kime niyet kime kısmet. Annenler yağlı bazlama vermişlerdi. Bununla da karnını bir güzel doyurursun.”

      Komşunun oğlu karnını doyurmuş, sonra da kıvrılıp yatmış. Dokuyucu kadın da işine devam etmiş “kim ne eder kendine eder" diyerek.

      Sonrası malum.

      Kıssadan hisse. Almasını bilene.

      Hiç kimse “yaptığım keseme kalır" sanmasın. Boynuzsuz koyun, boynuzlu koyundan hakkını alacaksa, egolarına yenik düşenler de hesap verecek.

      Ne yani. Bu yaptıklarınızın hesabı sizden sorulmaz mı sandınız? Günü geldiğinde yaptıklarınızın hesabını vereceksiniz. Bu dediklerimi sakın ola bir tehdit olarak algılamayın. Bu söylediklerim günü geldiğinde ilahi adaletin mutlaka tecelli edeceğinin bir uyarısıdır. Bir hatırlatma, bir not. O gün geldiğinde pişmanlığınız arşa kadar yükselecek. Ancak son pişmanlık kimseye yaramadığı gibi size de yaramayacak.

      Son noktayı koymadan, son sözümüzü de söyleyelim.

      Parti kurdun, lider oldun da boyun mu uzadı Ahmet efendi?

     

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
11 Yorum