Prof. Dr. Fikret Akınerdem

Prof. Dr. Fikret Akınerdem

Yazarın Tüm Yazıları >

BUHARA-Özbekistan

A+A-

Taşkent’ten Buhara’ya yaklaşık 650 km’lik yolu pervaneli küçük uçakla 1.5 saatte alıyoruz. Yukarıdan gördüğüm kadarıyla çoğunlukla çöl üzerinde uçtuk. Bir yönüyle Konya üzerinde imiş gibi geldi, Konya gibi düz ve kumlu arazide kurulu. Etrafta suyun bolluğuna bağlı olarak yeşillikler var.  Özbekistan’ın en eski ve 5. büyük şehri 300 bin nüfuslu, çölün ortasında sulu topraklar üzerinde bir vahada kurulmuştur. Semerkant ve Kaşgar ile İpek Yolu’nun en önemli şehri.

Arkeolojik kazılar şehrin eski bölgelerini yaklaşık 20 metre kazmış, çeşitli konutlar ve sur kalıntıları ile 2500 yıl önce kurulduğu ortaya çıkmıştır. Tarih boyunca birçok imparatorluğun en önemli ticaret ve kültür merkezi olmuştur. Bu stratejik ve kültürel önemi yüzünden defalarca yıkılıp yağmalanmıştır.

img_7923.jpg

Büyük İskender şehri ele geçirmiştir, Cengiz Han almış, sonra Timur şehrin yeniden imarına ve bir kültür başkenti olması için çok çaba harcamıştır. Buhara’nın 12. yüzyılda, Karahanlılar döneminde kültürel açıdan altın çağını yaşamıştır. Bu dönemde halkın refahının en üst düzey olduğu hatta evlerin olduğu bölgede yer altından birbirine bağlı yüzlerce su havuzunun yapıldığı, bu havuzlar sayesinde de şehrin çöl sıcağından korunduğundan bahsedilir.

Cengiz Han soyundan gelmedikleri için Han unvanını alamayıp kendilerine Emir unvanını uygun gören Moğol kökenli Mangıt hanedanlığı 1785-1920 yılları arasında şehri ve bölgeyi Buhara Emirliği adı altında yönetmiştir. Ruslar 1920 yılında şehri ele geçirdikten sonra Buhara Halk Cumhuriyeti kurulur. 1924 yılında bu cumhuriyet Özbek Sovyet Sosyalist Cumhuriyetine bağlanır.  1785-1920 arasında şehre girmek tüccarlar dışında tüm yabancılara yasak olduğu için “Yasak Şehir” adıyla da anılmıştır. 1889 yılında bölgeden geçen demir yolunun bile şehre yaklaşmasına izin verilmemiş olduğu için bugün tren garı şehrin tam 12 kilometre dışındadır.

dscn4291.jpg

Şehrin içinde gezilecek yerler dağınıktır ve araçsız gezmek zordur. Taciklerin en yoğun yaşadığı şehirdir. 1993 yılından beri Unesco Dünya Mirası listesinde yer almaktadır.

Özbekler bu şehri kahverengi ve mavi ile tanımlarlar. Kaşgarlı Mahmut’un yazdığı Divân-ı Lügat-it Türk’te Buhara halkının sosyal alışkanlıklarının diğer şehirler tarafından örnek alındığından bahsedilir.
Dönemin önemli bilim adamlarından İbn-i Sina ve El Buhari bu şehirde yetişmiştir.
Şehrin içinde birbiriyle bağlantılı olduğu bilinen, içme suyu ve sulama, serinletme amaçlı kullanılan 114 tane havuz vardır.
Marco Polo’nun Buhara ile ilgili yazdığı övgü dolu satırlar çok ilgi çekmiş ve entelektüel seyyahları ve sanatçıları şehre yönlendirmiştir. Buhara ismiyle bilinen halılar İran halısı olup bu şehirle ilgisi yoktur. Bir dönem Buhara pazarlarında çokça satan bir tür olduğu için şehrin adıyla anılmaya başlamıştır.
Tasavvuf anlayışı, Anadolu’da da etkili olmuş Ahmet Yesevi ve Bakhouddin Nakşibendi burada yetişmiştir. Hoca Bakhouddin Nakşibendi anıt kompleksi kutsal kabul edilen yerlerden birisidir.

dscn4188.jpg

16.yüzyılın önemli ilahiyatçısı, sufi Nakşibendi tarikatı kurucusu, aynı zamanda Amir Temur’un manevi öğretmeni Nakşibendi şehir merkezine 12 km uzaklıkta memleketi Kasri Orifon’da gömülmüştür. Orta Asya’da bir hac yeri olarak kutsal kabul edilmiştir ve farklı Müslüman ülkelerden gelen inananlar tarafından ziyaret edilir. Komplekste bir de tasavvuf hakkında kitap ve yazılı kaynaklar bulunan müze vardır. Buraya ulaşım için yapılan yol eski Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ın ziyareti için Türk hükûmetinin de katkısıyla yaptırılmıştır.

Ark kalesinin tam karşısında Emir’in 18. yüzyılda yaptırdığı 20 ahşap sütunu olan Saray camiisi Bolo-Khauz Camii 1712 yılında Emir Shakh Murat tarafından, eşinin ölümü üzerine sevgisini göstermek için yapılmıştır. Kısa minare Buharalı ünlü usta Shirin Muradov tarafından 1917 yılında eklenmiştir. Caminin ve Ark’ın tam ortasında bulunan 18. yüzyıl yapımı “Bolo-Khauz” olarak isimlendirilen gölet ya da havuz şehirde günümüze ulaşabilmiş az sayıda havuzdan biridir.

img_7885.jpg
Ülkede en ünlü seramikler yeşil ve mavi renklerin hâkim olduğu geometrik desenleriyle ünlü Buhara’nın Gijduan seramik okulunun ustalarının ellerinden çıkmıştır. 1514 yılında yapımı tamamlanan altında 2 farklı dönem camisinin kalıntısı olduğu arkeolojik kazılarda ortaya çıkmış Djuma ya da genel adıyla Kalyan Camisi 12 bin kişiliktir ana minare binanın hemen yakınında yer almaktadır ve şehrin en görkemli yapısıdır. 46 metrelik minare pişmiş tuğladan yapılmış savaş zamanın dada gözetleme kulesi görevi görmüştür, alt çapı 9 metre üst çapı 6 metredir.

Kalyan Camisinin tam karşısında bulunan Miri Arap Medresesi 16. yüzyıldan kalmadır ve Buhara şehrinin önemli mimari anıtlarından birisidir. Yemen kökenli Şeyh Abdullah Yamani’ye atfedilir. Dikdörtgen bahçesi 288 kubbe oluşturan galerilerle çevrilidir. Onlar 208 sütun üzerinde yükselir.
10. yüzyıl Müslüman mimarisinin önemli başyapıtlarından İsmail Samani türbesi görülmeye değer yerlerden biridir. Dünyayı simgeleyen kubbe ile örtülü, istikrarı sembolize eden küp şeklindeki bina evreni temsil eder. Girişteki kemerlerin üzerinde bulunan daireler güneş ve gezegenlerin betimlemesidir. Orta Asya’nın pişmiş tuğladan yapılmış ilk yapısıdır.

Samani türbesine bitişik “Kosh” yani çifte anlamına gelen iki medrese bulunur. “Modari-han” ve “Abdullah-han” medreseleri birbirlerine karşı karşıya dururlar. Girişin üzerinde çini resimlerle yapılış tarihi olarak 1517 yazılıdır. Her iki binada da Orta Asya mimarisi hâkimdir. Abdullah-han medresesi, gök ışık olarak bilinen ve 12 taraflı ışıklı tambur kubbe ile dikkat çeker. Tüm Orta Asya’dan gelenler mezarı tavaf edip üstüne pirinç taneleri, buğday sapları ve fesleğen atarlar.

img_7939.jpg

Chor-Minor Tacik diline göre dört minare demektir. Burası, Buhara şehrinin sıra dışı anıtlarından birisidir. Hint etkisi ağırlıklıdır, Haydarabat’ta bulunan bir yapının taklididir. Kare şeklindeki medrese binasının üstü mavi kubbe ile taçlandırılmış, köşelerinde ise birbirinden farklı dekorlardaki dört küçük minare bulunmaktadır. Bu dört minaresin her biri farklı şekle sahiptir. Kulelerin dekor elemanları, dünyanın dört dinini, İslam, Hristiyanlık, Musevilik ve Budizm’in felsefi anlayışını yansıtmaktadır.

Lyabi-Khauz, Buharalıların en önemli buluşma ve dinlenme yerlerinden biridir. Havuzun kenarı demektir. Havuzun etrafında kafeteryalar ve restoranlar vardır. Havuzun dibinde Nasreddin Hoca’nın eşlek üstünde bir heykeli vardır. Bir yanında Nadir Divan-Begi konağı diğer yanında kervansaray olarak yapılıp sonra medreseye çevrilen Nadir Divan-Begi medresesi bulunmaktadır 1619-1620 yılları arasında yapılmışlardır. Medresenin dekorasyonunda İslam’da pek alışık olunmayan şekilde, kuşlar, hayvanlar, insan imgeleri ve güneş kullanılmıştır. Efsanevi Hüma kuşları ile mutluluk betimlenmiştir.

img_7984.jpg

Lyabi-Khauzun kanallar olan tarafı Musevi Mahallesi onun karşısı ise Orta Asya’daki en önemli İslami eğitimin merkezi 16. yüzyıldan kalma Sütkardeş anlamına gelen Kukeldaş Medresesi bulunmaktadır. Medresenin boyutları 80 x 60 metredir. Şehirdeki en büyük medresedir. Burada 320 den fazla öğrenci yaşamış ve okumuş, 130 öğretim elemanı bulunmuştur.

Şehir merkezinde Lyabi-Khauz’a çok yakın, İslamiyet öncesi pagan “Moh” tapınağı yerine inşa edilmiş olan Magoki Attori camii asimetrik dış cephesi, geometrik şekiller ve oyma bitki desenli fayanslar ile oldukça sıra dışıdır. Savaşlardan korunmak için kuma gömüldüğü, toprağın derinliklerine battığı gibi türlü efsaneler anlatılmaktadır. Günümüzde halı müzesi olarak hizmet vermektedir.

Sitorai Mokhi-Khosa ya da Yazlık Saray kentin en havadar yerinde Muhammed Alim Han’ın emriyle 1912-1918 yılları arasında yapılmıştır. Saray: ana bina, birkaç kabul yeri salonu ve emir için yapılmış özel odalardan oluşur. Ünlü usta Shirin Muradov tarafından dekore edilen “Beyaz Salon” duvarlar aynalarla kaplanarak dekore edilmiştir. Günümüzde burası “Sanat ve El Sanatları Müzesi” olarak hizmet vermektedir.

img_7986.jpg

Velhasıl, Buhara büyülü bir dünya şehridir. İnsanı 2 bin geriye götürmektedir. İslam’ın merkezi gibi mimarisi, manevi havası ve dost insanlarıyla odak noktası durumundadır.

Henüz yeni gelişme göstermektedir. Kısa sürede çok turist çekeceğini düşünmekteyim. Bir şekilde insanımız bura da iş yapmalıdır. Her sokak ve caddesi yeniden ele alınma durumundadır. 10 sene sonra buraya güç yetmeyebilir. Sadece Müslümanları değil, büyülü atmosferi ile tüm dünya insanını oluk oluk buraya akacağı tahmin edilmektedir.

MEKKE VE MEDİNEDEN SONRA, ahşap oymacılığı, el işçiliği (halı, bıçak yapımı ve yemekleriyle) DÜNYANIN EN CAZİP NOKTALARINDAN BİRİ OLABİLİR durumdadır, Buhara ve Özbekistan. 

img_8044.jpg

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT