GÜVEÇ HİKAYESİ!

Uzun uzun zaman önce, memleketin birinde hoş ve güzel bir şehir varmış. Şehrin esnafları ise dost ve arkadaş ehli olarak bilinir ve tanınırlarmış.

Özellikle öğle aşı zamanı geldi mi, bir araya gelirler. Aralarında üç-beş kuruş toplayıp, yemek yaptırırlar, neşe içinde yerler, hem dostlukları pekişir, hem de bir arada olmanın mutluluğunu yaşarlarmış.

Yine bir gün, dokuz kadar esnaf bir araya gelmişler.

Bu öğlen değişik bir şey yaptıralım diye herkes fikrini söylerken, içlerinden biri, esnaf kardeşler demiş, gelin bugün bir güveç yapalım.

Şöyle eti bol tarafından olsun, tanıdığım bir kasap var. Eti ben alayım.

Diğeri de bende demiş sebze-meyve kısmını filan ayarlayayım.

Bir diğeri de demiş ki, bizim akraba fırıncı var.  Fırın işi de bana ait olsun. Gelirken ekmekleri de alayım.

Tatlı kısmını da bir başkası üstlenmiş.

En gençleri de sevinci saklayamamış;

Allah…demiş bayram var, bugün bayram.

Bu iş bölümü yapılırken öğleye dünya kadar vakit varmış.

Esnaf kalabalık olunca, gitmişler, her zaman lazım olur diye, güvecin en büyüğünü seçmişler. Kişi başı diyerek birer okkadan fazla et almışlar.

Esnaflardan en variyetli olanı, kimse elini kesesine atmasın, hesaplar benden demiş. ne masraf ettiniz, hesap bana ait.

Hayırdır inşallah demişler sen böyle bonkörlük yapmazdın.

Bugün bonkörlük günü demiş esnaf. Dün benim oğlanın bir oğlu oldu.

Sağ olsun benim adımı koydu toruna.

Ha…tatlılarda benden. Hiç kimse elini kesesine atmasın dediydim.

Vallahi hepinize gücenirim!

Vakit öğleye doğru yaklaşmış, gözler güveci getirecek olan arkadaşlarının geleceği istikamete takılı esnaflar, gözleri yolda güveci bekliyorlarmış ki,

Yemek için dükkanının önünde hazırlık yaptıkları esnaf arkadaşlarından birinin oldukça hatırlı bir dostu,  selam verip girmiş dükkandan içeri.

Esnaf dostunu içeri buyur etmiş amma,  bir meseleden dolayı araları birazda limoniymiş.

Aslında o dostu, bu yanlış anlaşılmayı ortadan kaldırmak için dükkana gelmiş.

Aralarında kısa bir hoş-beş faslı geçtikten sonra;

Hatırlı dost, esnafa takılmış;

Ne o dargınlığımız sürüyor mu?

Yok ağam demiş esnaf, çıktın dükkanıma kadar teşrif ettin. Bu teşrifinden dolayı sana karşı ben mahcup oldum. Yakışanı benim senin yanına gelmemdi.

Yok, yok demiş o hatırlı dost,

Biz seninle uzaktan da olsa akrabayız, öyle alınmaca, küsmece yok.

Esnafın o gergin hali gitmiş, rahatlamış,

Ağam demiş sana şöyle bir bol köpüklü kahve yaptırayım. Sen sade kahve seversin.

Yok demiş dostu, gelirken bir yerde içtim kahvemi.

Dur o zaman sana kebap söyleyeyim, öğle zamanı yaklaştı.

Dostu, ben demiş aramızdaki bu tatsızlığı sona erdirmek için geldim. Yemek de yemem.

Olmaz ağam demiş, esnaf hemen sana kebap söylüyorum. Sana kebap yedirmeden yeminle salmam.

Dostu, sağ ol, var ol demiş, bir başka zaman yesek olmaz mı?

Esnaf, içinden seri bir şekilde başlamış düşünmeye.

Güveç benim dükkanın önüne gelmeden, benim bu dostumu dükkandan çıkarmam lazım, amma nasıl diye düşünüyormuş.

Bir yandan da, ısrarın dozunu artırmaya başlamış.

Hatırlı dost ise, gideceğim diye tutturmuş.

Esnaf, güveci ben yaptırsam, kal diyeceğim. Yaptıran başkası bakalım rızası olacak mı diye dalmış gitmiş.

Güveç gelmediği için bir yandan da seviniyormuş.

Hatırlı dost, hadi eyvallah demiş, görüşürüz inşallah diye kapıdan tam çıkmış gidiyormuş ki, ortak dostlarından, vay ağam, vay beyim diye sarılmış hatırlı dostunun ellerine.

Ağam demiş, seni Allah çıkardı karşıma, tam da senin çözebileceğin bir müşkülüm vardı. Bana ayıracağın birkaç dakikan var mı?

Bir yere yetişmem lazımdı demiş hatırlı dost, yarın seni dinlesem.

Valla-billa uzun sürmez ağam, bir iki dakika hepsi.

Ne yapsın adamcağız?

Anlat demiş dinliyorum.

Ağam, bizim bir yakın vardı, sende tanırsın diye başlamış anlatmaya…

Onlar konuşmaya başlamışlar ki, az sonra, fırına giden esnaf güveçle birlikte çıkmış gelmiş.

Hatırlı dostun, uğradığı esnafa seslenmiş;

Ağabey, güveci getirdim, nereye bırakayım.

Hatırlı dost, esnafa doğru dönmüş;

Ne o demiş güveç mi yiyeceksiniz?

Esnaf, evet ağam demiş, esnaf arkadaşımızın biri yaptırdıydı…

Tam o sırada, genç esnaflarından biri, ağabey, baklavaları da aldım geldim deyivermiş.

Hatırlı dost, sizlere afiyet olsun deyince,

Esnaf, buyur ağam beraber olsun demiş yarım-yamalak.

Hatırlı dost;

Gitmem lazım demiştim ya demiş…Hadi bana müsaade…

Hatırlı dostun kırıldığı her halinden belliymiş. Hızlı adımlarla uzaklaşmış gitmiş.

Esnaf, hatırlı dostunu durduran ortak dostlarını yakalamış kolundan.

Hay arkadaş demiş, biz bir çam devirdik, sen iki tane birden devirdin!

Soru sormasan adam ne güzel gidiyordu.

Adamı bir konuşmaya tuttun.

Üstüne üstlük birde Güveç geldi.

Yetmedi baklavalarda geldi!

Bir çuval incir berbat oldu!

Az önce aramız yeni düzelmişti

İki ay bana gönül koyar artık! Yerden göğe kadar da haklı adam!

Yok arkadaş demiş adam, konu onun çözeceği konuydu, on gündür arıyordum.

Hazır senin burada yakalamanın neresi çam devirmek?

Hem çözdü benim meseleyi, Allah razı olsun demiş, birazda kızarak, çekmiş gitmiş!

Esnaflar, oturmuşlar sofranın başına, ayakta dalıp giden esnafa, gel de şu mevzuyu etraflıca anlat demişler.

Esnaf konuyu anlatınca, başlamışlar gülmeye...

Sonra içlerinden biri;

Dostlar, Güveç soğuyor, güveç demiş!

Gider bir özür dilersin, hatta bir güveç yaptırır gider barışırsın!

Bak bu güveç, soğuyunca hiçbir şeye benzemez!

Haydi Bismillah demişler!

Güveci afiyetle yemiş bitirmişler.

Şehir şehire, güveç güvece, esnaf esnafa, hatırlı dost, hatırlı dosta benzer.

Büyüklerimiz, güngörmüşlerimiz her kıssadan bir hisse alına, anlatılan nihayetinde bir hikayedir. kimse kırılmaya, gönül koymaya demişler.

Sürçü lisan eylediysek affola…

İnşallah bir başka sefere daha güzel bir hikaye anlatırız!

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.