Yekta Özdem
Kazanmak ne kadar sürer?
Kazanmak ne kadar sürer?
YKY’nın belli şehirlerde tertiplediği Kitap Okuma Grupları vasıtasıyla haberdar olmuştum ‘Kafa Darbesi’ adlı romandan. Bu ay başındaki etkinliğe görevim nedeniyle katılamasam da kitabı dikkatle okumuş ve hakkında yazı hazırlamıştım. Okuduğunuz yazı işte bu taslağın geliştirilmiş hali.
Rita Bullwinkel’ın dünya çapında dikkat çeken ve önemli ödül listelerinde yer alan romanı Kafa Darbesi’ni adının verdiği çağrışımla boks hakkında bir kadının kaleminden çıkmış spor romanı sanmıştım başta. Bir yandan da böyle sıradan bir konuyla bunca sayfada ne anlatılır şüphesi de taşımadım değil. Yanılmamışım. Okumaya devam ettikçe ‘İnsan kendisini neden bir şeye bu kadar adar, başkasını yenmek bazen kendimizi tanımanın neden yoluna dönüşür, gençken hayatımızın tamamı sandığımız başarılar yıllar sonra neden küçülür, kimsenin görmediği mücadele yine de değerli midir?’ gibi sorular art arda beynime hücum etmeye başladı.
İngilizce adı “Headshot” olan roman 2024’te yayımlanmış. Bullwinkel’ın ilk romanı ama ilk kitabı değil. 2018 tarihli “Belly Up” adlı hikâye kitabı Believer Book Award’ı kazanmış, yazar 2022’de Whiting Award’a değer görülmüş. Headshot ise 2024 Booker Ödülü uzun listesine girmiş, 2025 Pulitzer Kurgu Ödülü’nde finalist olmuş.
Aslı Anar’ın çevirisiyle yayımlanan ve çıkar çıkmaz ikinci baskısını yapan “Kafa Darbesi”, Bullwinkel yine öncesinde de ilgilendiği beden, bilinç ve insanın kendisiyle kurduğu tuhaf ilişkiler minvalinde.
Kafa Darbesi’nin çatısı şaşırtıcı ölçüde sade. Nevada’nın Reno şehrinde, gösterişsiz Bob’s Boxing Palace salonunda sekiz genç kadın boksör iki gün sürecek müsabakalara çıkacaktır. Yazar, eleme düzenini tersine çevirir. Yani ringde insan sayısı azalırken okurun zihnindeki hayatların sayısını artırır. Postmodern miras flashback (geri dönüş) sahnede anlayacağınız. Her maç geçmişleri, aileleri, korkuları, hırsları ve gelecek ihtimallerini beraberinde getirir.
Bullwinkel’ın bu dünyaya dışarıdan bakmadığını bilmek önemli. Yazar, gençliğinde çeşitli sporlarla yoğun biçimde uğraşmış, özellikle su topunda yarışmış. Kendisiyle yapılan bir söyleşide romanı yazma nedenini anlatırken, gençliğinde saplantılı biçimde katıldığı müsabakaların duygusuna dönmek istediğini söyler. Böylece kitabın temelinde; yazarın; ‘insan, gençliğinde tüm varlığını verdiği bir şeye yıllar sonra nasıl bakar?” sorusu ortaya çıkar ki bu soru romanın zamanını da belirlemektedir. Ringde birkaç saniye süren hareket sırasında anlatıcı yıllarca geriye gidebiliyor, ardından yıllar sonrasına sıçrayıp aynı gencin gelecekte nasıl yaşayacağını gösterebiliyor. Sonra yeniden maça döndürüyor okurlarını. Bir yumruğun süresine neredeyse koca hayat sığıyor. Baştaki “Kim kazanacak?” sorusu, “Kazanırsan sonra ne olacak? Bugün uğruna her şeyi verdiğin zafer hayatının geri kalanında ne kadar yer tutacak?”a evriliyor.
Spor anlatıları çoğunlukla zafer anında sona erdiğini biliriz. “Kafa Darbesi” ise asıl sorusunu bitiş düdüğünden sonra soran bir kurgudur: Şampiyon eve döner, ertesi sabah uyanır, bedeni değişir, başka hayatlara girer. Gençken her şey sandığı ‘spor’ zamanla eski önemini yitirebilir. Bir diğer deyişle, Bullwinkel zaferi nihai sonuç olmaktan çıkarıp hayatın geçici olaylarından birine dönüştürür. Üstelik başarıyı da küçümsemez. Kızların emeğini, hırsını ve acıya dayanmasını ciddiye alırken dünyanın onların ciddiyetini paylaşmadığını gösterir. Zaten müsabakalar da sıradan, harabe gibi bir salondadır ve dışarıdaki kimsenin umurunda değildir. Bu safhada roman ringin dışına taşar. Şöyle ki; kimse görmediğinde emek değerini kaybeder mi? Müzisyen kimsenin kendisini dinlemeyeceğini bilse çalışır mı, öğretmen fark edilmeyecek hazırlığa aynı özeni gösterir mi, yazar okunmayacak sayfalar üzerinde aylar geçirir mi? Bullwinkel’ın genç sporcuları görünmek istiyorlarsa da roman görünürlüğü değerin şartı saymıyor, alkışla anlam arasına mesafe koyuyor.
Sekiz gencin ringe aynı sebeple çıkmaması romanı tek tip “kadın boksör” anlatısından da kurtarmıştır. Artemis Victor aileden gelen boks mirası ve başarılı ablasının gölgesiyle mücadele ederken Andi Taylor geçmişindeki ağır kaybın yükünü taşıyor. Kate Heffer düzeni ve denetimi arıyor, Rachel Doricko tuhaflığı ve rakibinin zihnini bozma isteğiyle ayrışıyor. Iggy ile Izzy Lang’ın karşılaşması rekabeti aile bağının içine çekiyor. Rose Mueller ve Tanya Maw ise beden, inanç, hırs ve şöhret meselelerini başka açılardan sınamayı sağlıyor.
Ne ki kısa hacimde sekiz hayatı aynı derinlikte kurmak kolay değildir. Bazı karakterler birkaç güçlü ayrıntıyla zihnimize kazınırken bazıları silik kalıyor. Bullwinkel genişlik yerine yoğunluğu seçmiş, roman tempo kazanırken kimi karakterlerin iç dünyası eksik kalmış. Kitabın sıkılığının ödediği bedel olarak görmeliyiz bu durumu.
Kafa Darbesi’nin başrolünde ‘beden’ vardır; düşünmenin, korkmanın, istemenin ve hatırlamanın parçası bedenler. Biraz açayım: Bir sporcu zihninde kusursuz plan kurar ama rakibin tek hareketi bütün hesabı bozabilir. Diğer bir deyişle insan kendisi hakkında ne düşünürse düşünsün, ringde beden bazen başka bir hakikati söyler.
Yazarın adın bedenini anlatışındaki fark bu safhada belirir. Bullwinkel’ın genç kızları bakılan bedenler değildir; koşar, kaçar, vurur, darbe alır, rakibini ölçer. Roman onları kusursuz “güçlü kadın” figürlere de dönüştürmez. Kıskanırlar, korkarlar, rakiplerini küçümserler. Anlayacağınız; yazar, kadın karakterlerine ideal olma görevinden ziyade insan olma hakkı tanımıştır. Boks bu nedenle romana olağanüstü elverişli bir alan sağlamıştır. Rakibe zarar vermeye çalışırken onu başka herkesten dikkatli izlemek zorundasınızdır. Nefesini, tereddüdünü, hızını, korkusunu okumanız gerekir. Bundan dolayı dövüş tuhaf bir yakınlık sağlar. Bir hamle soru, öteki cevap gibi çalışır. Rakip yalnızca yenilmesi gereken kişi değil, insanın kendisi hakkında bilmediği şeyi açığa çıkarandır. Dostunuz size ne kadar iyi olduğunuzu söyleyebilir, fakat rakibiniz sınırınızı gösterir.
Romanda konuşmaların azlığı da bu noktada anlam kazanmaktadır. Bedenler konuşmanın yükünü üstlenmiş gibi. Fakat sekiz kişinin sesini yeterince duymadığımız için karakterler zaman zaman aynı anlatıcının süzgecinden geçiyor. Her şeyi bilen anlatıcı, geçmişle gelecek arasında olağanüstü rahat gezerken okurla karakter arasına da mesafe koyuyor.
Kafa Darbesi, okurun duygularını zorlayan sıcak bir roman değil, mesafeli bir şefkati var. Hissettirmekten çok düşündürüyor.
Bullwinkel’ın dili fiziksel hareketle zihinsel genişlemeyi aynı ritimde tutabildiğinde daha da güçleniyor. Cümleler bazen yumrukmuşcasına kısalıyor, bazen bedenden hafızaya geçerken açılıyor. Yeri gelmişken boksun teknik ayrıntılarını arayan okur bazı boşluklar hissedebilir. Bazı eleştirmenler kusurlu kimi detayları yakalamışsa da Bullwinkel’ın amacı bir spor belgeseli hazırlamak değil ki, ringi insan davranışını sınamak için kullanmış sadece.
Zaman sıçramaları çeşitli riskler de barındırmaktadır. Meselâ, geleceği önceden görmek “Kim kazanacak?” gerilimini azaltıyor, Bullwinkel “Kazanmak ne kadar sürer, sonrasında neler getirir?” şeklinde çok daha kalıcı bir gerilim kursa da.
&&&
İnsan belki de bir şeyi gerçekten yaşayabilmek için ona gereğinden fazla önem vermek zorundadır. Genç sporcu “Bu maç hayatımın her şeyi değil” diyerek ringe çıkamaz, kazanmayı istemelidir. Hayat ise yıllar sonra ona aynı maçın her şey olmadığını öğretecektir. Yani “Kafa Darbesi” zaferi küçültmeden zaferin geçiciliğini gösterme hünerine de sahiptir. Bu nedenle roman sporun yanı sıra gençlik hakkında da güçlü şeyler söylüyor: Gençken içinde bulunduğumuz anın sonsuza kadar süreceğini sanırız. İlk büyük yenilgi dünyanın sonu, ilk büyük başarı kimliğimizin kesin cevabı gibi görünür. Bullwinkel, gençlerin o anki ciddiyetiyle hayatın uzun zamanını üst üste koyuyor. Hem onların hırsına inanıyoruz hem o hırsın bir gün biçim değiştireceğini biliyoruz.
&&&
“Kafa Darbesi”, sekiz genç kadının birbirine vurduğu bir boks romanı gibi başlayıp insanın geçici olduğunu bildiği şeylere neden tümgücüyle bağlandığını sorgulayan bir romana dönüşüyor. Sonunda en zor rakip başka biri değil; kendi bedenimiz, geçmişimiz, kendimiz hakkında kurduğumuz hikâye ve bütün bunların üzerinden geçen zamandır.
Bullwinkel’ın asıl kafa darbesi de bu sırada geliyor.
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.