Yusuf Alpaslan Özdemir
Kelimelerle çizilen resimler, resimlerle açılan hatıralar
Bir yazarı, başlı başına romanlarıyla tanımak mümkün müdür?
Yazarı asıl biçimlendiren şey yazdığı hikâyelerden çok, yıllarca baktığı tablolar, dolaştığı sokaklar, çektiği fotoğraflar, tutkuyla okuduğu kitaplar, dostluk kurduğu sanatçılar ve hafızasında taşıdığı şehirler değil midir?
Edebiyatın resimle, fotoğrafın hatırayla, müzelerin romanlarla, okumanın yazmakla kesiştiği yerde zihnin çalışma biçimi de görünür olur.
Modern edebiyatın büyük isimleri üzerine düşünürken çoğu zaman ortaya çıkan metinlere odaklanırız; oysa o yazıları mümkün kılan estetik kaynaklar, kültürel meraklar ve kişisel takıntılar en az eserlerin kendisi kadar dikkat çekicidir. İstanbul’dan dünya edebiyatına, resim sanatından müzeciliğe, okuma serüvenlerinden yazarlık sırlarına uzanan bu geniş alan, Orhan Pamuk’un son kitabını değerlendirmeden önce üzerinde durulmayı hak ediyor.
Orhan Pamuk’un Kelimeler ve Resimler- Seçme Hatıralar, Yazılar ve Bir Hikâye adlı çalışması, hatıralar, yazılar, söyleşiler, sanat metinleri ve Masumiyet Müzesi etrafında toplanmış geniş bir seçki olmakla beraber sıradan bir derleme görülmemelidir. Pamuk; yazarlık hayatının gizemlerini, romanlarının arkasındaki düşünceyi, nesnelere duyduğu bağlılığı, İstanbul’u görme biçimlerini ve edebiyatla resim arasında yıllardır kurduğu iç bağı gündeme taşıyor. Bu yüzden Kelimeler ve Resimler’i Orhan Pamuk külliyatı içinde tamamlayıcı bir kitap görebiliriz. Öyle ki bu hasıla, romanlarını okuyanların yazarın dünyasına daha yakından bakmasını sağlarken; Pamuk’u bakan, biriktiren, çizen, fotoğraf çeken, müze kuran, şehirde yürüyen, nesneleri konuşturan ve kendi hayatını edebiyatın malzemesine dönüştüren bir sanatçı olarak da gösteriyor. Pamuk’un romanlarındaki birçok detay, kitapta açıklığa kavuşuyor.

Romancının kendi manzarasına bakışı
Kelimeler ve Resimler, Orhan Pamuk’un kişisel hayatına, yazarlık serüvenine ve sanat anlayışına açılan geniş bir kapıdır: Askerlik hatıraları, ilk romanını yayımlatma sürecinde yaşadığı güçlükler, gençlik yıllarındaki ressamlık arzusu, Mimarlık Fakültesi’ni bırakışı, yazarlığın geçim kaynağı olup olamayacağına dair erken kaygıları ve Cevdet Bey ve Oğulları odağında yaşadığı yayımlanma mücadelesi… kitabın en canlı bölümleri arasındadır. Pamuk’un bugün dünyaca tanınan Nobel ödüllü bir yazar oluşunun arkasında ne kadar uzun, sabırlı ve sancılı bir başlangıç bulunduğu da müşahede edilebilir ilk romanının macerası dahilinde: Cevdet Bey ve Oğulları dört yılda yazılır, ödül almasına rağmen basılması kolay olmaz, dönemin ekonomik şartları, kâğıt sıkıntısı ve yayınevlerinin tereddütleri kitabın okurla buluşmasını uzattıkça uzatır. Pamuk’un yazarlık macerasının başarı hikâyesi yanında inatla, sabırla ve hayal kırıklıklarıyla örüldüğünü göstermesi hasletiyle de meraklı okur yazar nezdinde ilham uyandırmaktadır.
Pamuk’un anlattığı hayat, romanlarının arka plânını da aydınlatmaktadır. Aile, sınıf, şehir, Batılılaşma, sanat, hafıza, eşya, yalnızlık ve kimlik gibi temaların nere-ler-den beslendiği daha iyi anlaşılıyor. Yazarın kendi hayatından söz ettiği her yerde sadece kendisini anlatmadığını, Türkiye’nin modernleşme hikâyesinin, İstanbul’un dönüşümünün ve orta sınıf kültürünün izlerinin de olduğunu görüyoruz.
İstanbul: Bir şehirden çok bir kader
Orhan Pamuk denince İstanbul’u ayrı düşünmek mümkün müdür?
Kelimeler ve Resimler’de de İstanbul yazarın görme, hatırlama ve yazma biçimini belirleyen temel mekân olarak karşımıza çıkar. Taksim, Boğaz, Arnavutköy, Kuruçeşme, Akıntıburnu, Balat, Fener, Çukurcuma, İstiklal Caddesi ve Masumiyet Müzesi çevresi… kitap boyunca farklı vesilelerle karşımıza çıkar
Pamuk İstanbul’u sadece güzellikleriyle sevmez; yoksulluğunu, hüznünü, karışıklığını, kalabalığını, eskimişliğini ve bitmeyen dönüşümüyle sever. Onun İstanbul’u, kartpostallık bir manzara; yürüyüşlerle, vapur sesleriyle, sokak aralarıyla, eski apartmanlarla, müzelerle, aile hatıralarıyla ve kaybolan eşyalarla kurulmuş canlı bir hafıza alanıdır. Bu veçheyle İstanbul yazılarında şehir, dışarıdan seyredilen bir dekor olmaktan çıkarak yazarın iç dünyasının uzantısına evrilir.
Kelimeler ve Resimler’de İstanbul üzerine yazarın söyledikleri, İstanbul: Hatıralar ve Şehir, Kara Kitap, Masumiyet Müzesi ve Kafamda Bir Tuhaflık gibi eserlerle düşünüldüğünde daha da anlam kazanmaktadır. Pamuk’un şehirle ilişkisi romantik bir nostaljiye indirgenemez. O, İstanbul’u severken eleştirir; değişimine üzülürken canlılığını da görür; eski İstanbul’u ararken bugünün İstanbul’undan da vazgeçemez. Bu çift yönlü bakış, Nobelli kalemin şehir yazılarını sahici kılan ana unsurdur.
Edebiyatın arkasındaki görsel zihin
Kitabın en güçlü tarafı, kelimelerle resim sanatı arasındaki bağı sürekli diri tutmasıdır. Pamuk’un gençliğinde resim sanatına gönül vermesi, mimarlık eğitimi alması, fotoğrafa ve resim kataloglarına duyduğu yoğun ilgi, romanlarındaki görsel yoğunluğun da rastlantı olmadığını imlemektedir. Dünyayı önce gören, sonra yazan bir romancıyla muhatabız diğer deyişle.
Orhan Pamuk’un sanat kitaplarıyla, kataloglarla, resimlerle kurduğu ilişkinin kitabın en dikkat çekici bölümlerinden olduğunu söylersem şaşırmayız sanırım. Çocukluk ve gençlik yıllarında modern sanata ulaşmanın zorluğu, babasının getirdiği katalogların onda açtığı ufuk, Dufy, Matisse, Utrillo gibi ressamların görme biçimine yaptığı etki yalnızca bir sanat merakı olarak kalmıyor; yazarın roman tekniğine de taşınıyor. Nitekim, Pamuk, resimde öğrendiği kompozisyon duygusunu romanlarında da kullanır. Nesneleri, sokakları, odaları, vitrinleri, ışığı, manzarayı ve yüzleri anlatırken adeta kelimelerle resim çizer.
Bu açıdan Kelimeler ve Resimler, Pamuk’un ‘görsel romancı’ kimliğini anlamak için de mühim bir kitaptır. Romanlarında nesnelerin bu kadar belirgin, mekânların bu kadar yoğun, ayrıntıların bu denli ısrarlı oluşu tesadüf değildir. Pamuk için roman, aynı zamanda bir bakma, gösterme, düzenleme ve hatırlama sanatıdır.
Hatıra, nesne ve müze fikri
Orhan Pamuk’un son dönemlerinde nesne ve hatıra, merkezî bir yer tutar. Masumiyet Müzesi romanı ve ardından kurulan gerçek müze, bu bakışın en somut örneği. Kelimeler ve Resimler’de Masumiyet Müzesi’ne ayrılan geniş alan, roman-müze ilişkisinin nasıl doğduğunu, zaman içinde nasıl geliştiğini ve Pamuk’un zihninde nasıl büyük bir hafıza projesine dönüştüğünü gösteriyor. Netflix için çekilen dizi hakkındaki tüm detayları öğrenme, kafalardaki soru işaretlerine cevap bulma da cabası!..
Pamuk’un müzecilik anlayışı büyük, resmî, millî anlatılardan çok küçük, kişisel, gündelik hayat nesnelerine yöneliyor. Orhan Pamuk’a göre küçük müzeler, bireylerin insanlığını görünür kılabilir. Bu bakış, Masumiyet Müzesi’nin temelinde de vardır: Sigara izmaritleri, elbiseler, fotoğraflar, biletler, gündelik eşyalar, kaybolmuş aşklar ve sıradan hayat parçaları bir araya geldiğinde bir aşk hikâyesi yanında bir dönemin İstanbul’unu da ortaya çıkarır.
Masumiyet Müzesi bölümü, romanı okuyanlar için açıklayıcı, diziyi izleyenler için tamamlayıcı, Pamuk’un genel poetikasını merak edenler içinse ziyadesiyle aydınlatıcı olduğunu yineleyeyim yeri gelmişken. Yazarın müze, roman, dizi, karakterler, oyuncular ve Türkiye’nin toplumsal dönüşümü üzerine söyledikleri, Masumiyet Müzesi’nin yalnızca bir aşk romanı olmadığını; erkeklik, sınıf, arzu, sahiplenme, eşya ve hafıza üzerine de okunması gerektiğini hatırlatıyor.
Dostlukların içinden edebiyat
Kitabın önemli yanlarından biri de Orhan Pamuk’un yerli ve yabancı yazar ve sanatçılarla ilişkilerini anlatmasıdır. Umberto Eco, Paul Auster, Ara Güler, Anselm Kiefer, Pirosmani… etrafındaki metinler, Kelimeler ve Resimler’i kişisel hatıralar hasılası olmaktan çıkarıp kültür ve sanat çevrelerine açar.
Umberto Eco ‘dan bahseden satırlar da önem ve ilgi arz eder. Pamuk’un Eco’ya duyduğu hayranlık, bir romancıya duyulan saygıdan daha fazlasıdır: merakın, bilginin, hafızanın ve disiplinli düşüncenin karşısında duyulan hayranlıktır.
Eco’nun Masumiyet Müzesi’ni gezerken nesneleri sorgulama biçimi, Pamuk’u etkileyen ayrıntılardan biridir. Eco, nesnelere sadece “ne” oldukları için değil, “neyi temsil ettikleri” için de bakıyor. Bu bakış, Pamuk’un kendi müze ve roman anlayışıyla da örtüşmektedir.
Paul Auster’in mevzu edildiği bölümse daha sıcak ve dostane bir tonda ilerler. Pamuk burada bir yazarın başka bir yazara duyduğu gençlik hayranlığının zamanla nasıl dostluğa dönüştüğünü etkileyici bir üslûpta ve samimiyetle anlatıyor.
Auster, Pamuk için ziyaret edilen, sohbet edilen, yaşlanan, kırılganlıkları görülen bir dosttur da. Bu yazılarda edebiyatın insanlar arasındaki bağlardan da oluştuğu hissediliyor.
Ara Güler konulu satırlardaysa görsel hafıza meselesinin öne çıktığına şahitlik ederiz. Güler’in devasa arşivi (900 bin fotoğraf) karşısında Pamuk’un şaşkınlığı, aslında kendi dünyasıyla da akrabadır. Çünkü Pamuk da yazarken biriktiren, saklayan, arşivleyen, görüntüleri kelimelere dönüştüren bir yazardır. Ara Güler’in fotoğrafla yaptığını Pamuk romanla yapar, kaybolmakta olan bir zamanı tutmaya çalışır.
Okumak, yazmak ve yaratıcı emek
Kitabın “Kitaplar ve Yazarlar” bölümü, Pamuk’un okuma kültürünü ve edebiyat anlayışını anlamak için önemlidir. Kitapların insan hayatındaki yeri, kötü kitaplar, gece okuma alışkanlığı, polisiye ve gerilim sevgisi, Don Kişot, Balzac, Borges, Nâzım Hikmet, Paul Auster, Umberto Eco ve başka edebî duraklar üzerinden geniş bir okuma haritası çıkarma imkânına sahip dikkatli okurlar.
Pamuk’un okuma üzerine söyledikleri ayrı bir önemi haizdir. Dikkatimizi hassaten celbetmesi gereken hususiyet, kitapları sadece bilgi veren nesneler olarak görmemesidir. Yazara göre kitaplar insanın hayatına karışır, başka hayatlar yaşatır, dünyaya başka gözle bakmayı öğretir; bazen teselli eder, bazen de rahatsız eder. Bu okuma anlayışı, Pamuk’un romanlarının temelinde de vardır; roman kişileri çoğu zaman okudukları, gördükleri, hatırladıkları ve hayal ettikleriyle dönüşür.
“Yaratıcı Emek” ve “Sınıftaki Fil” gibi metinlerdeyse Pamuk’un yazarlığa ve eğitime bakışı belirginleşir. Yaratıcılığı yalnızca sanatçılara ait bir ayrıcalık olarak görmüyor; yeni bir yol bulan, mevcut kalıpları aşan, emeğini özgürleştiren herkesin yaratıcı bir değere sahip olduğunu savunuyor. Columbia Üniversitesi’nde verdiği derslerden söz ederken de yazarın, eserinin tek yorumcusu olmadığını kabul ediyor. Öğrencilerinin romanlarında kendisinin fark etmediği ayrıntılar bulması, Pamuk’un okurla eser arasındaki ilişkiye açık baktığını gösteriyor.
Bu tavır önemlidir. Pamuk kimi zaman kendi poetikasını çok açıklayan, romanlarının nasıl kurulduğunu fazlaca anlatan bir yazar olarak eleştirilebilir ama kendi eserinin okurla birlikte yeniden anlam kazandığını da kabul eder. Bu denge, kitabın en verimli taraflarından biridir.
Kitabın dağınıklığı: Kusur mu, karakter mi?
Kelimeler ve Resimler’in en belirgin özelliği çeşitliliği. Kitapta hikâye, hatıra, deneme, söyleşi, konuşma, sanat yazısı, kaynakça, görsel kaynakça ve Masumiyet Müzesi çevresinde geniş metinler var. Bu çeşitlilik kitabı zenginleştiriyor; fakat yer yer dağınık bir yapı da oluşturuyor. Bir bölümde askerlik hatıralarından ilk romanın yayımlanma sürecine geçilirken, başka bir yerde sanat kitaplarından müzeciliğe, oradan siyasal değerlendirmelere ve dizi uyarlamasına uzanılıyor.
Bu dağınıklık bazı okurlar için yorucu olabilir. Roman bütünlüğü arayan, sıkı kurulmuş bir kompozisyon bekleyen okur, kitabı parçalı bulabilir. Fakat Pamuk’un kurmaca dışı metinlerini sevenler için bu parçalı yapı, kitabın karakterine dönüşüyor; kitap zaten bir “tek tez” kitabı değil; bir yazarın yıllar içinde biriktirdiği bakışların, notların, hatıraların, konuşmaların ve düşüncelerin toplamı.
Yine de eleştirel olarak söylemem gerekir ki kitabın bazı bölümleri diğerlerine göre daha güçlü. Askerlik, ilk romanın yayımlanma süreci, resim-yazı ilişkisi, Eco ve Auster metinleri, Masumiyet Müzesi söyleşisi kitabın en canlı kısımları. Buna karşılık bazı söyleşi parçaları ve güncel siyasal değerlendirmeler, edebî merkezden uzaklaştığı için kitabın akışını yer yer zayıflatabiliyor. Pamuk’un siyasal tavırları elbette yazar kimliğinin bir parçası; ancak kitabın asıl gücü bu gündelik politik göndermelerden ziyade edebiyat, hafıza, resim, nesne ve şehir üzerine geliştirdiği derin bakışta ortaya çıkıyor.
Orhan Pamuk’un “ben”i ve denemenin imkânı
Pamuk’un kurmaca dışı metinleri zaman zaman ve kimilerince fazla ben merkezli görülecektir. Kelimeler ve Resimler de bu eleştiriden bütünüyle uzak değil. Yazar sık sık kendi hayatından, romanlarından, başarılarından, dostluklarından, estetik seçimlerinden söz ediyor. Fakat deneme ve hatıra türü zaten belli ölçüde “ben” üzerinden kurulur. Asıl mesele, yazarın kendi benliğini ne kadar geniş bir dünyaya açabildiğidir.
Pamuk’un başarısı, kişisel hatıralarını çoğu zaman daha büyük meselelere bağlayabilmesinde. İlk romanını yayımlatma hikâyesi Türkiye’de edebiyat piyasasının şartlarına açılıyor; İstanbul hatıraları şehir ve modernleşme meselesine bağlanıyor; resim tutkusu roman sanatının görsel doğasına uzanıyor; Masumiyet Müzesi kişisel bir aşk romanından müzecilik ve toplumsal hafıza tartışmasına dönüşüyor. Yani Pamuk’un “ben”i yalnızca kendine kapanan bir “ben” değil; çoğu yerde edebiyata, sanata, şehre ve zamana açılan bir pencere.
Her şeye rağmen kitabın en zayıf anları, bu pencerenin daraldığı, Pamuk’un kendi etrafında fazla döndüğü yerlerde zuhur ediyor. En güçlü yanlarıysa kendi hayatından çıkıp bir bakış biçimini, yazarlık sırrını ve dahi görme disiplinini görünür kıldığı bölümlerdir.
Külliyat içinde yeri
Kelimeler ve Resimler, Pamuk’un romanlarıyla birlikte okunması gereken bir kitap. Öteki Renkler, Manzaradan Parçalar, İstanbul: Hatıralar ve Şehir, Hatıraların Masumiyeti ve Uzak Dağlar ve Hatıralar gibi kitaplarla aynı çizgide dursa da onlardan farklı olarak yazı ile görsel hafıza arasındaki ilişkiyi daha belirgin biçimde öne çıkarıyor.
Kitap, Pamuk’un romanlarını açıklayan bir anahtar gibi de okunabilir. Kara Kitap’ta şehrin labirente dönüşmesi, Benim Adım Kırmızı’da resim ve bakış meselesi, Masumiyet Müzesi’nde nesnelerin hafızaya dönüşmesi, Kafamda Bir Tuhaflık’ta İstanbul’un toplumsal değişimi, Veba Geceleri’nde tarih ve kurmaca ilişkisi, bu kitapta anlatılan estetik tercihlerle daha anlaşılır hâle geliyor.
Umberto Eco’nun Pamuk’un düzyazıları için söylediği “romanlarını iyi anlamak için poetikasının bilinmesi gerektiği” yönündeki değerlendirme bu kitapta karşılığını buluyor. Kelimeler ve Resimler, Pamuk’un romanlarının arkasındaki poetikayı açıklayan, ama bunu kuru bir kuramsal dille değil, hatıralar, sahneler, dostluklar ve nesneler üzerinden yapan bir kitap.
Sonuç: Pamuk’un büyük atölyesine giriş
Kelimeler ve Resimler, Orhan Pamuk’un büyük atölyesine girme imkânı veren bir eser. Bu atölyede roman taslakları, resimler, fotoğraflar, müze nesneleri, eski defterler, İstanbul sokakları, sanat katalogları, dost yazarlar, aile hatıraları, politik kaygılar, okuma notları ve yazarlık sırları yan yana duruyor. Her şey düzenli, simetrik ve kusursuz değilse de canlı, hareketli ve sahicidir.
Kitabın en değerli tarafı, Pamuk’un edebiyatını kelimelerle beraber resimlerle; sadece romanlarla değil, nesnelerle; yalnızca kurmacayla değil, hatıralarla birlikte düşünmeye zorlaması. Bu yüzden Kelimeler ve Resimler, bir “ara kitap” yahut basit bir derleme görülmemelidir. Aksine, Pamuk’un edebiyatının arka odalarını açan, romanlarının görsel ve düşünsel kaynaklarını gösteren, yazarın kendi dünyasına içeriden bakma fırsatı veren önemli bir toplamdır.
Orhan Pamuk’u sevenler için Kelimeler ve Resimler, tanıdık bir sesle yeniden karşılaşma zevki taşıyor. Pamuk’a mesafeli duranlar içinse onun neden hâlâ tartışıldığını, neden sadece romanlarıyla değil düzyazılarıyla da önemsendiğini gösteren güçlü malzemeler içeriyor. Dediğim gibi kitabın dağınıklığı, yer yer uzayan söyleşileri ve kimi güncel politik çıkışları tartışılabilir ama bütün bunların üzerinde daha büyük bir hakikat duruyor: Pamuk, burada kendi sanatının haritasını çıkarıyor.
Kelimeler ve Resimler, adının vaat ettiğini yerine getiriyor: Kelimeler resimlere dönüşüyor, resimler hatıraları çağırıyor, hatıralar romanların arkasındaki dünyayı gösteriyor. Sonunda okur, Orhan Pamuk’un yalnızca yazan değil, bakan; yalnızca anlatan değil, biriktiren; yalnızca hatırlayan değil, hatırayı biçime dönüştüren bir yazar olduğuna bir kez daha şahitlik ediyor.
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.