Kültüre sıra gelmedi mi artık?

Temmuz ayına günler kala, unuttuğumuz, göz ardı ettiğimiz, aralara kaynadı gitti muhabbeti çektiğimiz, ancak yokluğunu her an hissettiğimiz kültüre sıra gelmedi mi artık diye sormak istiyoruz!

Kültür şaka gibi aylar geçirdi!

Hangi kapıyı çalsa, yüzüne kapılar kapandı.

Adeta sıranı bekle dercesine yaklaşımlara maruz kaldı.

Kültür sus-pus olunca gülmesini unuttuk!

Hayata küstük!

Şarkılar sustu, melodiler bir kenara büzüldü, türküler kendini dağlara-taşlara attı.

Ne kadar etkinlik varsa içine kapandı.

“Tatlı dillim, güler yüzlüm, neredesin sen” diye seslenen rahmetli Neşet Ertaş’ın dizeleri yüreğimizi burktu.

Kültür sustu mu, böyle susuyor işte…

O susunca, insan çölde kalmış, susuzluktan yanmış kavrulmuşlara dönüyor, kültür denen o soğuk pınar suyunu arıyor.

Sevgili şehrim!

Kültürle ilgilenen kardeşlerim!

Kültür gönüllüleri!

Hiç mi özlemediniz kültürünüzü?  

 

*****

Kültür, öylesine bir güçtür ki, küllerinden yeniden doğan Anka gibi, her ölüm, yeni bir doğuş, yeniden bir diriliştir dercesine, küllerinden her defasında doğabilir, taşın altına bastırılsa, o taşı patlatıp çıkabilir.

Hele ki, Konya gibi, zengin kültür değerlerine sahip bir şehirseniz!

Pandeminin sebep olduğu bu süreç, kültür sevmeyenlerin, kültüre selamünaleyküm demeyenlerin işine gelmiş olabilir!

Kültür kime lazım değil ki, onlara da lazım olmasın!

Kültürün bize ihtiyacı olmadığını, ancak hepimizin kültüre hiç olmadığımız kadar ihtiyacı olduğunu ne zaman öğreneceğiz? Balık kavağa çıkınca falan mı?

Gerçi balık kavağa çıktı, kavaktan aşağıya indi. Deniz bitti, vardık geldik karaya, şehrimiz olan Konya’ya…

Önemli olan bundan sonrası, yani yılın geriye kalan yarısı…

Yüzümüz kültüre ne kadar çabuk dönerse, şehrin ahengi ona göre geri gelecek.

Kültür demek şenlik demek, festival demek, etkinlik demek, açılışlar demek, renklilik demek, kalabalıklar demek, apayrı bir zenginlik demek!

Paslanan ayakların açılması demek,

Şişen dillerin konuşması demek!

Asık yüzlerin, gülümsemesi demek!

 

****

Biz işin en kolay tarafını severiz, yani konuşmasını. Başlamak bitirmenin yarsısıdır derler amma, başlamak keşke konuşmakla hayata geçiyor olsaydı!

Aklımıza hemen ne geliyor? Edebiyat! Edebiyat bir yerde ciddi bir sanattır. Edebiyatla uğraşmak başka, edebiyat parçalamak, edebiyat üzerine ahkam kesmek, zevahiri sözüm ona edebiyatla kurtarmaya kalkmak başka şeylerdir.

Hele ki işin içinde kültür varsa…

Uzun bir dönemdir kültürle aramıza girmeyen kalmadı.

Kültüre elimizi uzatmaya kalktıkça, kültür bize yaklaşamadı.

Ulaşamadık!

Elini yakalayamadık!

Tut elimi diyemedik.

Adeta denildi ki; insanların seni çok ama çok özledik dediğini duy, ama cevap vereme!

Aralarda karlı dağlar mı vardı?

Su dolu derin hendekler mi?

Surlar mı, kaleler mi?

Oldukça kalın bir sis perdesi mi?

Kahretti kültür! Yakasına küstü! Gözyaşlarını aktı gitti sessizce. Gören de olmadı, gördük diyende…

 

*****

Hz. Mevlânâ, "Küle döndüysen, yeniden güle dönmeyi bekle. Ve geçmişte kaç kere küle dönüştüğünü değil, kaç kere yeniden küllerin arasından doğrulup yeni bir gül olduğunu hatırla." diye sesleniyor yüzyıllar ötesinden…

Ah Pandemi ah! Kül etti ne varsa.

Bu kül olmaktan en fazla nasibini alan önce kültür, sonra Turizm oldu.

Turizm Haziran ayı ile birlikte kıpırdandı, az biraz canlandı.

Aşı hızlanınca, insanlara da can geldi, heyecan geldi.

Peki Kültür ne alemde?

Şimdilik kül olan bir tür vaziyetinde…

Su akar güldür güldür, lakin kültür, bildiğiniz küldür!

Kültürün üzeri kül kaplı…

Ne yapmalı diye sormanın alemi yok!

Ne yapacağımız belli…

Külleri üfleyeceğiz, o küllerin altından çekip çıkaracağız kültürümüzü.

Kiminle mi?

Elbette kültürü çok sevdiğini söyleyip uzaklardan bakanlarla değil!

O arkadaşlar, taşın altına ellerimi koyacağım diye edebiyat parçalayanlardan. Taşın altına ellerini koymaya hiç niyetleri olmadı ki…Görende yok, duyanda, şahit olanda…

Kim koyar taşın altına ellerini, hatta yüreğini?

Kültürü sevenler, kültürün elinden tutanlar ve kültür gönüllüleri…

 

*****

Bu şehrin kültürü kayıp değil. Kültürü sevmek, ayıp değil, günah değil, suç değil!

O halde, neden bir kenarda unutulmuşlar gibi bekliyor?

Bu iş artık sıra meselesi değil! Sırasını beklesin meselesi hiç değil!

Çok daha acil meseleler var diye başlayanlar, neyiniz acil, ne acil, neresi acil?

Bu şehir, Selçuklunun Payitahtı değil mi?  

Baştan başa, uçtan uca bir kültür şehri değil mi?

Bazı sektörler güle dönmeye hazırlanırken, garibim kültür, kül olmuş bir halde beklemeye devam!

Ateş olmayan yerden duman tütmez, o dumanlar tütecek, kültüründe yüzü gülecek diyenler var, var olmasına da, lafla ekmek-peynir gemisi yürümüyor!

Yine baharı görmeden yaz geldi, amma velakin henüz geçmedi!

Haziran bitti bitiyor, ümitler Temmuz’da, Ağustosta…

Belki de sonbaharda…

Üzeri külle örtülü kültür, küle döndü de dense, güle dönmeyi bekliyor.

Merak etmeyin o küllerin arasında her daim közler bulunur. O küller üflendiğinde, dumanda tüter, kültür alevleri ısıtır da, ışıtır da gönülleri.

Dilerim kültüre sıra gelmiştir. Çünkü, kültür, en acil sıralamasında, en başta değilse, hayatınızın hatasını yapıyorsunuz demektir.

Çünkü elinizde; bunalan, psikolojisi dibe vuran, kimyası bozulan insanların yüzünü güldürecek, onları hayata döndürecek kültürden başka bir seçenek bulunmuyor!

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.