Laf Taşıyan Adamın Hikayesi!

Uzun uzun zaman önce, memleketin birinde, dedikoduyu çok seven, laf taşımakta birbiriyle yarışan, kendileriyle barışık olmayan, herkesin herkesi şikâyet ettiği bir şehir varmış.

Bu şehrin merkezinde yaşayan Bedesten esnaflarından birisi, laf taşımakta, ortalığı birbirine katmada üstüne olmayan bir adammış.

Laf taşımakla kalmaz, maharetli haber güvercinleriyle, özel ulaklarıyla şehirde ne olup bitiyor, Payitahta ulaştırır. Ulaştırdığı Vezir, memleketin bu önemli şehrinde ne olup ne bittiğini herkesten önce öğrenir, ulaşması gereken yerlere ulaştırırmış! 

Laf taşıyan adamın ne yaptığını karısı ve çocukları dahil, en iyi dostum, sırdaşım, arkadaşım dediği insanlar dahi bilmezmiş. Şehrin merkezinde olduğu ve herkes dedikoduyu çok sevdiği için, şehirde ne olup, ne olmadığını bir çok insan, gelir onun dükkanında anlatır geçermiş.

Şehirde birkaç yıl içinde tam dört tane Vali Paşa değişmiş. Üç tane Kadı Efendiyi Payitaht görevinden almış. Neredeyse senede iki tane Subaşı değişir olmuş.

Şehirde laftan kuleler kuranlar, Payitahta haber gönderme yarışına girenler haddinden fazla çokmuş. İftira, yalan, karalama, kıskançlık tavan yapmış! Ancak en sağlam bilgiler özellikle sağlam raporlar gönderen, laf taşıyan adama aitmiş. Birkaç sene sonra, o şehrin birinci elden en mutemet adamı olmuş. Yılda en az dört-beş kez Payitahta gelir, Vezirle gizlice görüşür, sonra geldiği gibi yine sessizce çekip gidermiş.

Sultan güvendiği ne kadar adam varsa bu şehre göndermiş amma, her biri değişik iftiralarla, yalanlarla, hile ve tuzaklara düşürülerek, zor durumda kalmışlar, hatta neredeyse adım bile atamamışlar.

Sultan, Vezirlerini toplamış, Vezirlerim demiş içimizde bir köstebek var. Payitahttan sonra, en önemli şehrimizde düzen sağlanamıyor. O şehirden Payitahta çok haber gönderen olduğunu biliyorum. Ancak öyle biri var ki, kumpasları, tuzakları kuran o, entrikaları çeviren o, tuzağına düşürmediği kimse yok, bulun o adamı bana!

Aylar geçmiş Vezirlerden bir ses çıkmamış! Sultan, en güvendiği birkaç adamını almış, tebdili kıyafet eylemiş, bir gece yarısı sessizce çıkmış gitmiş Payitahttan!

Laf taşıyan adamın haber uçurduğu Vezir, bir mesele için Sultanın huzuruna çıkmak isteyince, Sultanın adamları, Sultanımız bir hayli rahatsız Vezir Hazretleri demişler, bildiğiniz iyi bir Hekim varsa, haber gönderirseniz, Sultanımız bu iyiliğin altında kalmaz deyince, Vezir ben bir araştırayım, size göndereyim demiş.

Konağına geldiğinde, bu işin içinde bir işer var diyerek, saraya en güvendiği adamını göndermiş, adam kime ne sorduysa, herkes Sultanımız çok hasta diyormuş.

Vezir, sarayın içinde, Sultana çok yakın olarak bildiği, birkaç tanesini de Sultanın yanına kendi yerleştirdiği adamlarını çağırmış. Onlarda, Sultanın hasta olduğunu duyduklarını söylemişler.

Hemen, laf taşıyan adama bir güvercin göndermiş. Adamın memleketin birçok şehriyle irtibatı varmış. Kısa bir süre sonra, bir haber gelmiş Vezire…Sultanın en yakın üç adamı, falan şehrin, hanında görüldü, Hekim arıyorlarmış diye bir haber gelmiş. Vezir, olmaz demiş, ben yaş tahtaya basmam. Sultan kesinlikle Payitahtta değil!

Hırsını yenememiş, doğruca saraya gelmiş. Sultanın has adamlarına, ben demiş Sultanımıza geçmiş olsun demek isterim, beni çıkarın huzuruna… 

Muhafız Başı tabi Vezir Hazretleri demiş, Sultanımız bu sabah kendine geldi, beni takip edin!

Vezir bir de bakmış gibi, Sultan tahtında. Sultan, vay Vezirim demiş, demek beni çok merak ettin ha… Bu davranışın beni ne kadar çok sevdiğini gösterdi. Berhudar olasın demiş. Vezire iltifatlar etmiş, samur bir kürkle, değeri oldukça yüksek bir yüzük hediye etmiş.

Vezir konağına gelince, Sultan demiş bir Vezire, ne zaman böyle hediyeler verse, onun sonu yakındır. En yakın adamı ise, Vezirim demiş, duyduğuma göre, Sultanımız Baş Veziri gözden çıkarmış diyorlar, bakarsınız Baş Vezirlik size münasip görülür.

Ertesi gün ortalık karardığında, laf taşıyan adam, Vezirin konağına gelmiş. Vezirim demiş, dediğiniz doğru çıktı. Sultanımız o üç adamıyla birlikte Payitahttan çıkmış, Sultanı görenler var! Ancak, ne yaptı, kiminle görüştü, sır!  Aman kendine dikkat et demiş.

Vezirde Sultanın verdiği hediyeleri gösterince, laf taşıyan adam eyvah Vezirim demiş, bu işin sonu hayra alamet değil! Sizi bulan, beni bulur, beni bulan benim adamlarımı bulur, bugüne kadar ne yaptıysak dökülür, kalır!

O kadar da değil demiş Vezir, benim amacım Baş Vezir olmak, memleketi yönetmek, Sultanla uzaktan da olsa bir akrabalığım var. Bakarsın neler olur, neler olur! Laf taşıyan adam, Vezirim demiş zaten bütün hedefimiz o değil mi?  Laf taşıyan adam, aynı gece karanlıklara karışmış, karanlıklarda kaybolmuş!

Birkaç gün sonra, laf taşıyan adamın dükkanına tüccar kıyafetinde bir adam gelmiş! Ağam demiş, ben bu şehirde bir dükkan açmak isterim. Bedesten Ağası, senin bana yardım edebileceğini söyledi. Laf taşıyan adam, olmaz efendi demiş, seni tanımam etmem! Bilmediğim adama niye yardımcı olayım. Adam, ben demiş senin iyi bildiklerinden biriyim. Adam bakmış bakmış tanıyamamış.

Ben demiş, seninle baba bir kardeşiz, sen benim Ağabeyimsin, yirmi yıl  kadar var seninle görüşemedik! Laf taşıyan adam şimdi bildim seni demiş, seni çocukken de sevmezdim amma, madem Ağabey dedin, beni saydın, gel yanımda çalış!

Adam olmaz ağabey demiş, on yıldır diyar diyar gezerim. Çok zengin oldum. Buranın en iyi dükkanı neresi, söyle satın alayım. En iyi konağı neresi söyle orada oturayım. Dile sana da bir konak alıp hediye edeyim. Bu dünyada senden başka kimim kaldı ki!

Laf taşıyan adam, birdenbire karşısına çıkan bu kardeşten hazzetmemiş. Amma kardeşinin elinden tutmadı, yardımcı olmadı demesinler diye yardımcı olmaya çalışmış. Bu arada da onu adamları vasıtasıyla hem göz hapsine almış hem de araştırmaya başlamış.

Kardeşi büyükçe bir dükkân almış, ertesi gün şehre gelen bir kervan, dünyanın bir ucundan, şehirde o güne kadar görülmemiş, ipeklileri, baharatları, hediyelik eşyaları dükkana getirmişler.

Laf taşıyan adamın kardeşinin dükkanına şehir hücum etmiş adeta, ne getirmişse insanlar yağma edercesine satın almışlar.  Artık en ünlü kervanlar adamın kardeşinin dükkanına uğruyor, şehir bu kardeşi yere göğe sığdıramıyormuş!

Bu küçük kardeşte, yalan yokmuş, hile yokmuş, eli açıkmış, fakir-fukaraya gizlice yaptığı yardımlar, şehirde efsane gibi anlatılmaya başlamış.

Dedikodularıyla ünlü şehir, küçük kardeş ve adamlarının bir yanlışını, bir falsosunu aramaya kalkmışlar bulamamışlar. Bir iki iftira atmışlar, kazdıkları kuyuya kendileri düşmüşler. Üstelik laf nereden çıktı, işleri kim tezgahlıyor, hemen buluyorlar, Subaşına o adamları teslim ediyorlarmış. Subaşı da iki gün sonra delil yetersizliği deyip salıveriyormuş.

Laf taşıyan adam, kardeşim olmasa, kellesini kendi elimle alacağım diye bir yerde konuşmuş. Ve o laf dönmüş dolaşmış küçük kardeşe kadar gelmiş.

Şehir küçük kardeşten memnunmuş, laf taşıyan adamın hamlelerini gizliden gizliye küçük kardeşe ulaştırmaya başlamışlar. Laf taşıyan adamdan çok çekenler, onun ipliğini pazara öyle bir çıkarmışlar ki, neredeyse ruhu duymamış!

Aradan birkaç ay geçmiş. Şehre yeni geldiği söylenen Vali Paşa, laf taşıyan adamı çağırtmış. Laf taşıyan adam, Vali Konağının kapısından hızlıca girmiş ve Vali Paşanın kapısına vardığında, içeri almamışlar! Adam kızmış, öfkelenmiş, ben demiş bu şehrin eşrafındanım. Beni bu kapıda bugüne kadar hiç kimse bekletmedi.  Yeni Subaşı, bekle efendi demiş, beklemesini bilmiyorsan seni derdest eder, atarım zindana, aklın başına gelince tekrar gelirsin!

Vali Paşa açın kapıyı demiş. Laf taşıyan adam bir de bakmış ki, Vali Paşa küçük kardeşi. Küçük kardeş ayağa kalkmış, foyan ortaya çıktı ağabey demiş.  O gidip geldiğin Vezir var ya, Sultanımız dün kellesini aldı! Senin bütün ağlarını çözdük. Adamlarının hepsini yakaladık! Sana da iki seçenek kaldı. Ya bu memleketi bugün terk edeceksin, ya da seni cellada kendim teslim edeceğim!

Şehir şehre, Sultan Sultana, Vezir Vezire, Laf taşıyan laf taşıyana, kardeş kardeşe, Bedesten bedestene, Vali Paşa Vali Paşaya, Subaşı Subaşına benzer. 

Bir kıssadır anlatılan. Her kıssadan bir hisse alına denmiştir. Bu hikayede, anlatılanlarla bir benzerlik var ise, tamamen tesadüften ibarettir. Ne kimse gönül koya, ne de alınganlık göstere…

Sürçü lisan eylediysek affola…

Bir daha ki sefere daha güzel bir hikaye anlatırız inşallah…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.