Muzaffer Kırmacı

Muzaffer Kırmacı

REKABET

      İlerlemek, gelişmek ve daha mükemmele ulaşmak için rekabet şarttır.

      Rekabeti de kurallarına göre yapmaktır aslolan.

      Rekabetin en önemli kuralı, rakibe saygılı olmaktır.

      Bu arada yalan, iftira ve hakaretle rekabetin ruhunu karartmamak gerekir.

      Centilmenlik dışı yapılan her davranış, rekabeti çirkinleştirir. O zaman da rekabet, rekabet olmaktan çıkar.

      Mesela sporda rekabete bir göz atacak olursak; baktığımıza pişman oluruz.

      Rekabet, bir kan davası değildir. Namus davası hiç değildir.

      Palalarla, silahlarla maça gitmek rekabet midir?

      Kan dökmek rekabetin neresinde var?

      Stadyumlarda koro halinde edilen küfürler ve şiddet rekabet olabilir mi?

      Ne yazık ki yöneticiler de zaman zaman yaptıkları açıklamalarla bu tür çirkinliklere çanak tutuyorlar.

      Rakibimizi geçmek için ayağına çelme atmak, rekabet değildir.

      Aslolan, daha çok çalışıp rakibi geride bırakmaktır.

      Genel olarak baktığımızda, sporda rekabet anlayışımız pek de iç açıcı görülmüyor.

      Peki ticarette ve iş dünyasında rekabet nasıl işliyor?

      Büyük ve köklü işletmeler, nispeten rekabet kurallarına uyuyor görülse de, diğerleri için aynı şeyi söylemek pek mümkün değil.

      Gerçek anlamda rekabetin işlediği yerlerde, bundan vatandaşlar nemalanırlar.

      Peki bizde, vatandaşlar rekabetten bir yarar sağlıyor mu?

      Evet demek biraz zor.

      Bayram arifelerinde ve özel günlerde, çarşı pazarın ağız birliği etmişçesine fiyatları katladığına baktığımızda, mesele daha iyi anlaşılıyor.

      Oysa rekabetin normal işlediği ortamlarda, daha kaliteli malın daha ucuza alınması gerekmez mi?

      Hele bir de tekelleşme varsa, o zaman yandı gülüm keten helva.

      Yani demem o ki; biz ticarette de olmamız gereken yerde değiliz.

      Peki siyasette rekabet ne alemde?

      Bir de siyasete bakalım isterseniz.

      Hani derler ya. Bir dokun bin ah işit. Tam da öyle bir noktaya geldik.

      Siyasi rekabet, rekabetin en renkli bölümü.

      Siyasette halkı ikna etmesini bilenler sandıktan çıkarlar.

      Sandıkta halkın teveccühünü kazanamayanlar da, bükemediği bileği öpüp, centilmence neticeye razı olmalıdır.

      Demokrasi demek sandık demektir. Her yenilgi sonrasında “Sandık her şey demek değildir” diyerek, absürt kelimelerin arkasına saklanmak, ne demokrasiye yakışır, ne de rekabete.

      Milletin hizmetine talipseniz, öncelikle dürüst olacaksınız.

      Yalan, iftira ve dezenformasyonla milletin gönlüne girmek mümkün mü sanıyorsunuz?

      Milletin gönlüne giremeyenler, sandıktan çıkamaz.

      Milletin gönlüne girmenin yolu da dürüst siyasetten geçer.

      Halkın teveccüh göstermediği partiler, çamura yatıp, çirkefleşmek yerine oturup düşünmeli bence. Hatta anket yaptırıp halkın fikrini sormalı. “Halk beni neden tercih etmedi" sorusunun cevabını aramalı.

      Her seçim yenilgisinden sonra “seçime hile karıştı" yaygarası ile, vatandaşı aşağılamakla siyasette rekabet yapılmaz.

      Vatandaş, ne koyundur, ne göbeğini kaşıyan adamdır, ne de salaktır.

      Her alandaki rekabet topluma güzellik, huzur ve mutluluk getirmiyorsa, biz rekabete yanlış yerden bakıyoruz demektir.

      Velhasıl.

      Bizim rekabeti tam olarak anlamamız için daha 40 fırın ekmek yememiz lazım.

      Belki o zaman, rekabetin düşmanlık olmadığını anlarız.

       

     

     

     

     

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
5 Yorum