Prof. Dr. Fikret Akınerdem

Prof. Dr. Fikret Akınerdem

SEMERKANT

İsmi, “bolluk: semir”den gelen ve bolluk şehri olarak ifade edilen tarihi bir şehirdir. Semirmek kelimesi Anadolu’da da kullanılır. Gerçekten de Tanrı dağlarının eteklerinden gelen bol su şehrin etrafını yeşillikler, bahçeler ve bağlarla donatmış. Şehir sanki tüm Özbekistan’ın bahçesi gibi. İslam mimarisinin en güzel örneklerinin bulunduğu kente yaz sıcağı hâkim. Zeravşan Irmağı vadisinde, Taşkent’in 275 km güneybatısında yer alan ve nüfusu 520 bin olan şehre akşamüzeri giriyoruz.   

Önemli bir sanayi ve öğretim (Semerkant Üniversitesi) merkezi olan İpek Yolu’nun önemli bir kavşağında kurulu. Timur döneminden kalma tarihsel anıtlarıyla çok sayıda turist çeken kentin, tarih boyunca gezginlerin uğrak noktası olmuş, 14-15. yy Semerkant’ın altın dönemi olarak kabul edilir.

img_8128.jpg

Semerkant, 712’de Müslüman Araplar tarafından fethedilir, çok gizli olan kâğıt imalâtı Çinlilerden öğrenilir. İslâm dünyasında ilk kâğıt değirmeni burada yapılır. Semerkant, Samanoğulları döneminde iktisadi açıdan hızla gelişmiştir. 1220’de Cengiz Han’ın kontrolüne geçer, şehri tamamen harap eder. Timur’un Semerkant’ı başkent ilan etmesiyle şehir gelişir ve önemli bir kültür merkezi haline gelir.

1500’de göçebe Özbeklerden Cengiz Han’ın torunu, Muhammed Şiban tarafından Şiban Hanedanlığı kurulur. 1282 yılında Şiban sülâlesi İslâm dinini benimser, bunların zamanla Özbek adını aldıkları varsayılır. 1499 yılı içinde Özbek Türkleri Semerkant’ı kontrolüne alır. 1784 yılında Semerkant Buhara Emir’inin buyruğuna girmiş, 1868’de Ruslara geçerek Türkistan’a bağlanmıştır. 1924’ten 1930’a kadar Özbekistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin başkenti olmuştur.

img_8132.jpg

Tarihi eserler

Bibi Hanım Camii, Gur Emir medresesi, Şah-ı Zinde camii ve türbeleri, Eski ticaret çarşısı, Ruhabad türbesi, Semerkant’ta İslâm Mimarisinin en güzel örnekleridir. Şehir UNESCO Dünya Miras Alanları Listesi’ne eklenmiştir. Registan antik Semerkant’ın kalbidir. Anlamı “Kumlu yer” demektir.

Semerkant yarı kurak ve karasal bir iklime sahiptir. Sıcak ve kurak yaz ayları, soğuk ve az yağışlı kış ayları yaşanmaktadır. Hava sıcaklığı ortalaması kış aylarında 3 derece, yaz aylarında ise 25-35 derece kadardır.

Semerkant-Taşkent arası karayolu ile yaklaşık 4 saat sürmektedir. Semerkant’a batıdaki Buhara’dan arabayla geliyoruz. Bu yol, ta Avrupa’dan, Türkiye, İran, Türkmenistan’dan gelen anayol durumunda. Yolda Türk, hatta Konya plakalı kamyonlara rastlıyorsunuz. Yollar zaman zaman bozuk ama yine de iyi sayılır. Yol boyunca bol yiyecekleri dinlenme merkezleri var. Buralarda en sevilen yemek her zaman olduğu gibi “Özbek pilavı” oluyor. Dinlenme yerlerinde de sempatiyle karşılanıyoruz. Yemek sonrası Çin usulü kâseler içinde şeker ve balla içilen yeşil çaya davet ediyorlar. Limonları yöreye has, çekirdeksiz, tatlı, ince kabuklu, bol sulu. Petrol fiyatı bizim 1/3 imiz kadar.

Buhara-Taşkent arasındaki arazilerde çölleşme artmış. Tarım yapılmayan yerler erozyona açık, kısmen kayalık, taşlık, bazı yerlerde ot yok denecek kadar az. Çok yerde siyah tüylü, eti çok lezzetli koyunlara rastlanıyor. Köyler bakımsız ve daha fakir. Arazilerde daha çok kadınlar çalışıyor. Erkeklerin çoğu dışarıda veya başka ülkelerde iş yapıyor. Tarlalar tamamen devlete ait ve kira usulü veriliyor.

img_8190.jpg

Rus usulü, yan yana birçok evin yanında yeni ve modern evler de yapılmaya başlanmış. Kentlerde görülen zenginlikler kırsalda yok. Suyun bolluğuna bağlı olarak vahşi sulama yapılıyor. Semerkant çevresinde yöreye has üzüm, elma, kiraz, ceviz, erik bahçeleri; tarla tarımında da pamuk ön planda.

Semerkant Tarım Üniversitesini ziyaret ediyoruz. Rektör, inanılmaz bir Türkiye ve Türk dostu. Bizi nasıl memnun edeceğini şaşırıyor. Giydiği elbisenin Türk üretimi olduğunu gösteriyor. Bolca bal, ceviz, üzüm ve diğer kuru yemişlerden ikram ediyor. Çekirdeksiz siyah üzümleri oldukça lezzetli. Akşam güzel bir butik otelde kalıyoruz. Otel temiz, bakımlı, özellikle kahvaltısı da oldukça iyi. 

Akşam şehirde kısa bir tur atıyoruz. Hava kararmasına rağmen şehir hareketli. Bunda turizmin etkisi kadar şehrin ticaret ve sanayi merkezli olmasının da faydası var. Sabah tekrar gezmeye başlıyoruz. Eski şehrin merkezi 2-3 km çapında. Yürüyerek her yere gidilebiliyor. Önce Timur Han’ın kabrini ziyaret ediyoruz. Külliye olarak yapılmış mezarın bazı yerleri harap olmuş. Çoğu Özbek ve Ulu Adam muamelesi gören Emir Timur’un mezarı insan kaynıyor. Kabrin etrafındaki cami ve diğer bazı kısımlar harap durumda. İnsanlar hala dualarla ve saygı ile anıyorlar eski liderlerini. Bunda Semerkant’ın Timur’un Başkenti olmasının etkisi olduğundan Han’a ulu kişi muamelesi yapıyorlar.

img_8238.jpg

Konu Semerkant olur da Timur Han’dan bahsedilmez mi? Tarihin gördüğü en büyük askeri ve siyasi dehalardan biri olarak kabul edilen Timur, Özbekistan, özellikle de Semerkant ile özdeşleşmiş. Savaş kaybetmeyen ender komutanlardan biri olan Timur (1336-1405) hepsi zaferle sonuçlanan 17 sefer düzenlemiştir. Atalarının Moğol asıllı olduğu söylenen büyük kumandanın Yıldırım Beyazıt ile savaştığı yılda yaşı 66 idi. O yaşta ta Semerkant’tan Anadolu’ya gelen Timur’u saygıyla anıyoruz. Ülkenin her yerinde damgası olan Han’ın hak ettiği bir ünü var Özbekistan’da.    

Akşam kısa bir tur attığımız meşhur Registan Meydanına tekrar geçiyoruz. Oldukça geniş meydan ve inanılmaz hacimde külliye ile yeşil kuşakla çevrelenmiş. Medrese vezir Uluğ Bey, Abdülhalik Gücdevanı adına yapılmış. Biraz ötede Emir Timur’un sevgili eşi Bibi Hatun’un kabri ve külliyesine geçerken Yaklaşık 500 metrelik yolun bir tarafı tarih, diğer tarafı Özbek kültürünü yansıtan kıyafetler satan dükkânlarla donanmış. Güler yüzlü çocuk-kadın-erkek Özbeklerle bu yolda bol bol selamlaşıyoruz.

Yolun bitiminde karşıya köprüyle geçiliyor. Burada tepemsi yerde eski Başkan İslam Kerimov’un mezarı var. Kerimov, ulu adam muamelesi görüyor ve mezarı ziyaretgâh olmuş. Özellikle Cuma günleri akın akın gelen Özbekler mezarı ziyaret edip, çiçekler bırakıyor ve dualar ediyor. Cuma namazı için birkaç cami tahsis edilmiş. Cuma namazını tarihi bir camide kılıyoruz. Cumalar aynen bizdeki ehlisünnete uygun kılınıyor. İmamın vaazının çoğu anlaşılıyor.

img_8220.jpg

Öğlen yemeğini Özbek usulü süslemelerle bezenmiş tarihi bir evde alıyoruz. Yemek sonrası ballı-limonlu yeşil çay ikram ediliyor. Oradan İmam Maturidinin harika ustalıkla yapılmış mezarını ziyaret ediyoruz.

Semerkant, halen gelişmekte olan, korunaklı ve sulak bir yer. Kültürlü insanı buranın daha farklı bir yer olduğunu yüzünüze vuruyor. Reğistan Meydanının biraz üstünden giden yoldan, muhteşem meydana bakmaya doyulmuyor. Buralara 3-5 sene sonra gitmek veya yer bulmak, iş kurmak çok zor olacak gibi. Aslında çok pahalı ve az bakımlı oteller iyi de para kazanıyor. Semerkant’a THY’nin direkt uçuşları buraya ilgiyi daha da artıracak gibi görülüyor. Şimdiden Türk insanı oralara gelmeye başlamış bile.

Uzun yılların özlemi olan Özbekistan ziyareti ruhumuzda ve gönlümüzde oldukça derin duygular, izler ve tarihi hatırlatmalar bırakıyor. Geçmişini ve atasını seven bir insan Türk’ün tarihe nasıl bir medeniyet bıraktığını Özbekistan’da rahatlıkla müşahede ediyor. Böyle bir ülkeyi gezmek insana heyecan, enerji ve estetik bir bakış veriyor. Semerkant’ın her köşesinde tarih, her tarihte estetik, yaşatılan sanat, renk, desen, akustik bir yapı var. Tarihine bağlı sanat erbabını seyrederken sizi bin yıl geriye götürdüğünü hissediyorsunuz. Güzel giyimli Özbek kadını, uzun cepkenli Özbek erkeğine Türkiye’den geliyorum dediğinizde altın veya gümüş işlemeli dişlerini göstererek keyifle gülüyor ve sizi çaya davet ediyor. Uluğ Bey Medresesinde Fergana’dan genç bir ailenin bizi ısrarla evine davet etmesindeki samimiyet iki ülke insanının dostluğunu ortaya koyma açısından dikkate değerdi.                      

img_8119.jpg

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum