Ahmet Çapanoğlu

Ahmet Çapanoğlu

SEVGİLİ BEKLENİR…

Sevenin sevgilisine kavuşma özlemi, sevgiyle hasreti içini yakıp kavurur. Sevgili der ki; beni özledin mi? Bir hafta sonra geliyorum der. Hayatına bir renk, bir heyecan gelir. İçiniz kıpır kıpırdır.

Nereye baksa flu olarak gördüğü sevgilisi netleşmeye başlar. Hayatı anlamlaşır, sevdiğine hoş görünmek için kendine çeki düzen verir. Sevgilisinin kendisini hatırladığı hale getirmeye çalışır. Onun hoşlandığı hale bürünmeyi, delidolu halini bırakıp suhulet haline ve tevazuya bırakır kendini. Yani sevgiliye hoş görünmek ve onu incitmemek için sözlerine, davranışlarına dikkat eder, onun sevdiği sözleri tekrar etmeye, ona layık olduğunu göstermenin hazırlığını yapar.

Peki sevgili niye gelir?

Tabii ki seveni kendine getirmek için gelir.

Sevgilinin gelmesi, seven için ne ifade eder?

Sevgiliyle hemhal olmak ve sevgiliye kayıtsız teslimiyeti ifade eder.

Öyle değil midir ki, sevgiliyi düşüneceğim diye geceleri gözüne uyku girmez, sevgiliye kavuşunca da, sevdiğine bakmaktan uyuyamaz âşık. Yani iki halde de uykusuzdur geceleri.

Yani fani âlemin fani olan sevgiliden bahsettik.

Peki fani sevgili için bu kadar hazırlık ve özlem varken, bizi kendimize getirmeye çalışan manevi sevgili için ne yapmaktayız? İşte o manevi âlemin sevgilisi vardır ki, o da bizden kendi gelişine hazırlık yapılmasını bekler. Üç aylar diye başlarız ya. Recep ay’ı geldi geçti, Şaban ay’ı da, on bir ay’ın sultanı Ramazan’ın gelişinin habercisiydi.

Ve Ramazan gelir, çalar kapımızı.

Öyle ki, onun gelişinin bir hikmeti vardır. Nedir bu hikmet derseniz, Ramazan’ın gelişinin nedenini bilmek gerekir.

Ramazan ne için gelir sahi. Sizi aç bırakmak için mi?

Aç kalıp açların halinden anlamanız için mi?

Yok yok ikisi de değil. Ramazan, kendinize gelmeniz için gelir. İnsanlık erdemi, sabır ve şükrü öğretmek için gelir. Size, inanan insanların eşit olduğunu ifade etmek için gelir. Her şeye gücüm yeter diye böbürlenirken, aslında hiç bir şeye gücünün yetmediğini, helal olan şeyleri bile belli süre içerisinde yiyemeyeceğini, bağımsız hareket edemeyeceğini göstermek için gelir.

Huzur getirir, daralan, yorulan ve kararan kalplere, rahmeti, bereketi, mağfireti ve iyiliği göstermek için gelir. Sana kim olduğunu hatırlatmak için gelir Ramazan. Gelişi huzur, gidişi derde düşürür gönülden bekleyeni. Geceleri uykusuz, ibadet ve duadasın, gündüzleri haramdan, hatta helalden bile el çekerek oruçtasın.

Aslında Ramazan bir arayışa kapıdır. İçimizde var olan, var olduğunu zannettiğimiz ama içimizde bir yerlerde yitirdiğimiz güzelliği bulma çabası ve derdidir.

Nasıl ki gelişiyle memnun, gidişiyle mahzun edene sevilen deniyorsa, onun gelişi sevindirirse insanı, işte ramazan da inanan insana sevgili gibi gelir, heyecanlandırır. Yokluğu ve gidişi mahzunlaştırır.

Gelirken size öyle bir müjde verir ki bu sevgili, evvelinde oluk oluk rahmet akar, ortasında mağfiret yani bağışlanma vardır ve sizi terk ederken de cehennemden kurtuluşunuza vesile olur.

Peki bunca yaşınıza rağmen size böyle bağışlanma ve sizi cehennem azabından koruyan Ramazan’a nasıl hazırlık yaptınız? Daha doğrusu hazırlık yaptınız mı? Bir başka açıdan geçen sene onu uğurlarken size bıraktığı bağışlanma emanetini koruyabildiniz mi?

Hangimiz sabırla, gönül hoşluğuyla bitirmeye niyetli? Yoksa sahurda açlığa mı niyet ediyorsunuz?

Hangimiz hazırız bu sevgiliyi karşılamaya. Aldığımız nefesle, duruşumuzla, bakışımızda ki güzellikle ve davranışımızla. Hangimiz suhulet ve tefekkürle karşılıyoruz onu. Eğer bunlar ve vücudumuzda ki tüm hücrelerle karşılıyorsak Ramazan’ı, gönülden HOŞGELDİN diyebiliyoruz demektir.

HOŞGELDİN EY ONBİR AYIN SULTANI!..

 



 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.