Prof. Dr. Fikret Akınerdem
Suyun yüzde 79’u tarımda kullanılıyor, çiftçinin tavrı
22 Mart Dünya Su Günü olarak kutlanıyor. Tatlı su kaynaklarının önemine dikkat çekmek, su kıtlığı ve kirliliği konusunda küresel farkındalık ortaya koymak, sürdürülebilir su yönetimini teşvik etmek ve güvenli suya erişimi olmayan milyarlarca insan için harekete geçmeyi amaçlayan Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen uluslararası bir gündür. Bunun için ülkemde de hedefler belirleniyor.
İlk Ulusal Su Planı 2019 yılında yayımlanmış ve 2019-2023 dönemini ele alıyordu. Geçen 5 yılda su ile ilgili gerekli yatırımlar yapılmadığı için, su verimliliği sağlanamadığı, kuraklığın da etkisi ile tarımda ve kentlerde sorun ciddi boyutlara ulaştı; tarımda ve kentlerde su kısıtlaması ve su kesintileri yaşandı.
Günümüze kadar suyun % 70-77’sinin tarımda kullanıldığını söylenirken yeni yayımlanan Ulusal Su Planında suyun yüzde 79’unun tarımda kullanıldığı ifade ediliyor. Bu değer, tarımda su tüketiminin arttığını gösterirken, bu % 79 oranındaki suyun ne kadar verimli kullanıldığı meselesi ortaya çıkıyor. Ulusal Su Planında tarımdaki su verimliliği % 52 olup, bunun % 48’i bitkiyle ulaşmadan kayboluyor. Düşünebiliyor muyuz, sulama suyumuzun yarısından fazlası görevini yapmadan heba oluyor.
Yürürlüğe giren Ulusal Su Planına (2026-2035) göre, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini de dikkate alınarak, suyun başta temiz, yeşil ve döngüsel ekonomi ve yeşil dönüşüm olmak üzere sürdürülebilir kalkınma temelinde verimli tüketimini sağlamayı hedefliyormuş. Plan, kirletici baskı ve etkileri azaltmak, su kalitesini iyileştirmek, su ve atıksu altyapısını güçlendirmek için toptan ve sürdürülebilir çözümler sunan 8 hedef, 31 strateji ve 141 eylemden oluşuyormuş.
Bu kadar çok plan, belge hazırlanırken, yüzlerce eylem belirlenirken bunların uygulanamaması bugün ki konuların temel kaynağıdır. Ülkemde eylem, strateji ve benzeri planlar iyi hazırlanıyor ancak bunların çoğu uygulanmıyor veya uygulanamıyor. Sorunlar da çözümler de ortada, takibe alınsın.
Bitkiye ulaşmadan kaybolan su ile normal şartlarda, kayba uğramadan, kaynağından sulama kanalına, kanalından sulama alanına (tarlaya), tarladan bitkiye (köküne) ulaşıncaya kadar ki bölümlerde kayba uğramasa, mevcut haliyle, en azından mevcut sulama yapılan alan kadar sulama daha yapılabilir. Bu kayıplar sadece suyun kaynağı, iletim şebekesi, dağıtım ve arazide ki teknik yanlışlar veya arızalardan kaynaklanmıyor, ayı zamanda sulama alanında üretici yanlışlarından da kaynaklanıyor. Bir anlamda suyun kaynağından isale hattı ile son tüketim noktasına kadar ki eksiklikler veya teknik hatalar için tedbirler alınabilir ancak son tüketim noktasında (üretici) nasıl tedbir alınır sorulmalı ve sorgulanmalı.
Buna çok çarpıcı bir örnekle açıklamak istiyorum. Şehirde işlerimi halletmek üzere, hâl noktalarına genelde yürüyerek giderim. Ramazanın son haftasında, yine yürüdüm, dinlenmek üzere bir cami önünde bulunan bir kanepede bir adamın yanına izin alarak ve selamlayarak oturdum. Bacak-bacak üstünde, orta halli, 70’li yaşlarda bir adam. Bir süre sonra alışılmış tabirle nereli ve ne iş yaptığım soruldu. Çiftçi olduğumu ifade ettiğimde, halinden pek çiftçiye benzemiyorsun ama efendi bir adama benziyorsun dendi, ben de gülerek “çiftçi milletin efendisi değil mi” diye cevap verdim.
Adam da çiftçi olduğunu söylerken, hemen başladı siteme. Tohumdan, mazottan, işçilikten, ürünlerin para etmemesinden, satış zorluğundan; velhasıl ne kadar problem varsa ortaya döktü. Sonra da mısır ekimini yasaklamışlar, ilçe tarımdan görevliler geldi, mısır ekemezsin, boş bırakırsan kiraya veririz dediler. Ben de “kimin malını kime veriyorsunuz, ister eker, ister boş bırakırım, karışamazsınız. Sonra buğday da ekmeyeceğim, zaten zarar ediyoruz, diye devam ederken araya girerek birkaç soru sordum. Aldığım cevap oldukça ilginçti. Buğday için dekara 80 kg Üre+DAP gübresi veriyor, dekara 30 kg tohum atıyor, aldıkları verim de dekara 400 kg’mış. Ben de gel bir hesap yapalım deyince “senin maksadın başka, seninle konuşulmaz, Erdoğancısın galiba dedi, kızarak yanımdan ayrıldı.
Bir taraftan güler, bir taraftan düşünür, diğer taraftan da üzülürüm. Bu inat ülkemi nereye götürür. Herkes ç..ne göre delik istiyor. Haklı olduğu yönler olsa da buğdayda dekara 80 kg gübre verilir mi? Bence işin en zor yanı bu. Kurallar uygulanmak içindir ama ülkemde geçerli değil, esas meselemiz bu.
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.