Prof. Dr. Fikret Akınerdem
Şeker Pancarı kotası Türkiye kotası mı olmalı?
Hangi kesimden olursa olsun tarım üzerinde oynanan oyunların maliyeti gerek bölge, gerek ülke ve gerekse de dünyaya pahalıya mal olur. Tarım, gıda için hammadde demektir. Aksi urumda, açlık eşeğe semerini yedirirmiş. Gıda kaynaklarına sahip olan ülkeler geleceğin en güçlü ülkeleridir.
Temel gıda maddelerini yağlar, karbonhidratlar (şekerler) ve proteinlerdir. Karbonhidratlar yani şekerler için en önemli hammaddeler şeker pancarı ve şeker kamışıdır. Şekerin ülkemizde önemli bir yeri olup üç beyazdan biri olarak Türk siyasetine yıllardır konu olmuş, olmaya da devam etmektedir.
Günümüzde şeker politikaları Derviş Yasalarından biri olarak bilinen ve 2021 de devreye giren 4634 Sayılı Kanuna göre belirlenir. Bu Kanunun amacı, yurt içi talebin yurt içi üretimle karşılanmasına ve gerektiğinde ihracata yönelik olarak Türkiye’de şeker rejimini, şeker üretimindeki usul ve esaslar ile fiyatlandırma, pazarlama şart ve yöntemlerini düzenlemektir. Bu kanun öncesi de şeker pancarı üretim politikaları Türkşeker tarafından yine kanunlara dayalı olarak yönetilirdi.
Şeker, siyasete en çok konu olan gıda maddelerinden biri olsa da gerek. Zira şekerin rantı büyüktür ve yaygın etkiye sahiptir. Bu sebeple de şeker fabrikalarının özelleştirilmesi, kotalar, pancar kooperatifler seçimleri ve yönetimlerin oluşturulması gibi konular sıkça siyasete konu olmakta; böyle giderse biteceği de yoktur. Bunu başka bir sebebi de şekerin ana gıda maddesi olarak sanayiye, şeker pancarının tarıma hitap etmesi; üretici için pancarın sözleşmeli üretilmesi ile ayni-nakdi yardımlar alması ve gelirinin yüksek olması ile şeker sanayinin en organize sektörlerinden biri olmasıdır.
Sayıştay uzmanlarının, şeker kotaları uygulamaları üzerinde yazdıkları bir rapordan hareketle, bazı özel fabrikaların kota yolsuzluklarını ve TÜRKŞEKER’in bu konu üzerine gitmediğini, kaçak pancar, kayırmacı kota, yanlış münavebe gibi haberlerle konu yine gündem almaktadır. Sayıştay raporundan alınan bazı bölümleri okudum ve raporda yer alan iddialara karşı savunulacak bir şey yok diyebilirim.
Bu tür şikâyetlere eskiden beri rastlıyor ve normal görmüyorsak da benim ele alacağım konular bu tür olaylara esas teşkil eden, rol oynayan ve oynatılanlara ait olacaktır. Öncelikle şu iyi bilinmeli ki, ülke olarak genel tavrımız, yapılan bir hatadan dolayı çoğu kimse kendinde bir hata aramıyor, ya bölge ya da devlet kurumunu suçluyorlar. Peyami Safa “suçlamak, anlamaktan daha kolay, zira anlayanın değişmesi gerekir” diyorken, başkalarını suçlaman kolay yolunu nasıl da güzel anlatıyor.
Ülkemde yasalarla kurulmuş mesleklere ait dernek, vakıf, kooperatif ve bunların üst birliklerin seçimler için piyasada ki etki alanına göre harcamaları ortada. Bu kurumların resmi bütçeler dışında üyelere yönelik çeşitli vaatler için gayriresmi bütçeleri de vardır. Bir oda seçimi için tüm bütçesinin 2 katı harcama yaptığı söylenir. Seçimler, yöneticilerin itibari kazancı yanında, seçim için harcanan paraların maaş ile çıkarılmayacağını gayet iyi bilirler. Her sivil toplum seçimi kötü niyetli değilse de, seçimlerde bu kadar harcamanın karşılığı sadece itibar olmasa gerek.
En büyük suçlar, gerekli olanı değil de fazla olanı elde etmek için işlenirmiş. Yöneticilerin suçu daha çok kurumun gerçek sahipleri olan üyelerin tamahkârlığından kaynaklanıyor diyebiliriz. Suçu toplum hazırlar, suçlu işlermiş. Ortamı üye hazırlıyor, yöneticiler de gereğini yapıyor mu, diyelim.
Özel fabrikaların kooperatifi seçimlerinde yapılan harcamaların müsebbibi çiftçi olup küçük hesapları kendi için yapan çiftçi, yöneticiler için büyük hesapların önünü açmış oluyorlar. Bunun gibi pancarını bağlı olduğu fabrika yerine özel fabrikalara vermeleri için onları zorlayan tek konu şahsi çıkarlarıdır. Bir çiftçinin çıkarını düşünmesinden iyi birşey yok desek de, bu durumda mağdur olan fabrika oluyor. Sıkıntı Adapazarı, Kütahya, Susurluk gibi kendi kotasını dolduramayan fabrikalardan kaynaklanıyor.
Bunun çözümü kolay, yasal düzenleme ile fabrika kotaları yerine çiftçinin çıkarını öne alan Türkiye kotası olmalı, çiftçi ürününü serbest piyasa şartlarına satmalı, ürününü kendi fabrikasına verenler desteklenmeli, diğer fabrikalar rekabet ortamında ürününü alma şansına sahip olmalıdır. Bu arada eski kotası olan ancak üretim yapmayıp, satan üreticilerin kotası ile esas sahtekârlığa konu olan C kotalar iptal edilmelidir. C kotaları fabrikalar belirlemeli ve istediği yerden satın almalıdır.
Düzenlemeler derinlemesine tartışılarak uygulanabilir haliyle yeni yasalara dayandırılmalıdır.
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.