1. YAZARLAR

  2. Mustafa Balkan (Tarih Yazıları)

  3. Türk Buğdayının serüveni…
Mustafa Balkan (Tarih Yazıları)

Mustafa Balkan (Tarih Yazıları)

Yazarın Tüm Yazıları >

Türk Buğdayının serüveni…

A+A-

TARİHE YOLCULUK (220)

  • Türk buğdayı Amerika’ya nasıl gitti? Çatalhöyük’teki kazılarda oraya, buraya, şuraya saklanmış tohumluk buğdaylara rastlanıldı mı? Çatalhöyüklüler, hangi buğdayı ekip biçiyorlardı?

 

 

Musevi, Tanrı’ya “mayasız” ekmek sunar.

Hıristiyan için ekmek Hz. İsâ’dır.

Müslüman için ekmek mübarektir; yere düşürünce alır, öpüp alnına götürür.

 

***

Ekmeğin hammaddesi buğdaydır. Buğdayın da pek çok çeşidi vardır. Benim üzerinde duracağım buğday ise Türk Buğdayıdır

Hollanda menşeli protestan bir mezhep var.

Adı: Mennonit.

Hollanda’da doğan Mennonit mezhebi, dünyaya yayıldı. Ortodoks Rusların baskılarından bıkarak 1880’lerden itibaren Kırım, Kars gibi bölgelerden Kuzey Amerika’ya göçen Monnonitler, Rusya’daki arazi ve iklime benzer yerler aradılar; ve bunları Kansas ve Nebraska’da buldular. Bunların yanında altın değerinde hazineleri vardı; buğday! Her aile ABD’ye göçerken yanlarında, birkaç kilo tohumluk buğday götürdü.

Kışa-kuraklığa dayanıklı, mevsim ortasında olgunlaşan, başakları tüylü, rengi kırmızı olup, tanesi kabuğundan zor ayrılan sert dokuya sahip tahıla ABD’de, “Türk Buğdayı” adı verildi. Bu; dünyanın en eski kavılca/kabulca buğdayı idi.

Dünyada ilk kültüre alınan buğday türleri “Einkorn” ve “Emmer” buğdaylarıdır. Bu buğdaylara  Anadolu’nun en eski yerleşimlerinden Diyarbakır Çayırönü’nde M.Ö 7 binde rastlandı. Konya Çatalhöyük, Burdur Hacılar kazılarında ekmeğin ilk kimler tarafından yapıldığını cevaplayan bulgular bulundu. Kastamonu’nun siyezi ile birlikte Kars’ın Kıvılcası da bu antik buğday grubu içinde yer alır. 

Sahi, Çatalhöyük’teki kazılarda oraya, buraya, şuraya saklanmış tohumluk buğdaylara rastlanıldı mı? İlk tarım toplumuna geçişte tek katlı evlerde oturan ve evlerine damlarda açtıkları kapılardan giren Çatalhöyüklüler, hangi buğdayı ekip biçiyorlardı?

Sonuçta… Amerika’daki melez Nebred, Blackhull, Scout, Centurk gibi buğdayların soy kütüğü Türk buğdayına dayanıyordu. .

Japon bilim insanları, “daruma” adlı yerel buğday çeşitlerini Türk buğdayı/kavılcayla melezleyerek yüksek verimli “norin 10” çeşidini geliştirdi.

Rusya, 1972’de stoklarına takviye yapmak amacıyla ABD’den 400 milyon kilo sert kırmızı kış buğdayı satın aldı. Bu buğdayın büyük bölümü, orijinal Türk buğdayı kavılcadan elde edilen türlerin karışımıydı.

ABD Tarım Bakanlığı, Tarımsal Araştırma Kurumu, 1971’de Türkiye buğdayının bu ülkedeki 100. Yılını kutlamak amacıyla “Centurk” adlı yeni bir türünü piyasaya sürdü. Türkiye’de ise, ananevî olarak bulgur olarak tüketilen ve lahana sarması, süt çorbası yapılan kavılcanın tarımı (ziraatı) ne yazık ki durdu. Çünkü hasadı günümüz şartlarında çiftçiye zor geliyor, tanesi kabuğundan zor ayrılıyor, unu tek başına iyi ekmek olmuyor ve bulgur yapımı zahmetliydi. Birkaç çiftçinin ambarında yok olacağı günü bekliyordu. Ancak kavılcanın kaderini bir avuç insan değiştirdi. Bir grup gönüllü tarafından Kars’ta 2006’da keşfedildi. Ambarlardan tohumlar toplandı ve çiftçiler ekim yapmaları için ikna edildi. Bugün Kars’ta iki yüzün üzerinde çiftçi, toplam 100 tondan fazla kavılca üretiyor. Yâni kavılca, endüstriyel buğdaylara karşı yiğit bir mücadele veriyor.” (Soner Yalçın, Saklı Seçilmişler, Kırmızıkedi Yayınevi, Aralık 2017, İstanbul)

siyez2-1024x640.png

Anadolu coğrafyasında 10 binin üzerinde bitki çeşidi var. Bunun da yaklaşık üç-dört bin kadarı endemik.  Yâni Anadolu hububatın,  baklagillerin ve aralarında zeytinin de bulunduğu birçok bitkinin gen merkezidir. Türkiye’de tohum gen bankası kurulma çalışması 1964’de Başbakan İsmet İnönü döneminde başladı. Ancak 10 yıl sonra CHP-MSP koalisyon hükümetinde Başbakan Bülent Ecevit döneminde 1974’te Ulusal Tohum Gen Bankası adıyla kuruldu. Türkiye 60’lı yıllarda otomobilini ve uçağını da yapmıştı. Nükleer santral yapma teşebbüsü ise, Türkiye ve ABD arasında imzalanan ikili işbirliği anlaşmasıyla başladı. 1956’da Başbakanlığa bağlı Atom Enerjisi Komisyonu kuruldu. 1956-2017 yılları arasında geçen her hükumet, nükleer santral kurmayı bir memleket meselesi olarak görmüş ancak bu amaca ulaşılamamıştır.

Türkiye aslında, geri kalmış bir ülke olmaktan ziyade geri bıraktırılmış bir ülkedir. Bizim insanımız aptal da değil, zeki ve çalışkandır. Türkiye, küresel güçlerin boyunduruğu altındadır.  Küresel kuşatmadan kurtuluşuz ancak birlik ve beraberlik içerisinde hareket ettiğimiz zaman olacaktır.

 

PAZARTESİ: Konya’nın çözüm bekleyen sorunlarına bakış…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT