Prof. Dr. Fikret Akınerdem

Prof. Dr. Fikret Akınerdem

Yüze mi Tükürmeli?

Yüze mi Tükürmeli?

İlk mektepteyim. Köy mektebi. Her ne kadar yeni yapılmış bir bina olsa da mektebimiz, gidecek doğru dürüst yol yok, baharda tozda, kışın çamurda yürür öyle ulaşırız.

Muallim yok, birkaç sınıf bir arada, ortadan dersler alırız. Zaman zaman muallimler 1 hafta gelmez, dersler boş geçer veya öğretmenimizin görevlendirdiği talebelerden birkaçı sınıf arkadaşlarına ders anlatırlar, genelde de matematik dersinden dört işlem çözdürürlerdi.

Bendeniz de bu talebelerden biri idim. Dördüncü ve beşinci sınıfın çoğunu kara tahtada tebeşir ile (istediğin kadar tebeşir de bulamaz, genelde öğretmenlerimizin artığı kırık tebeşirlerle idare ederdik) matematik derslerini yaptırırdım. Sınıf öğretmenimiz (o zaman eğitmen deniyordu) üniversite öğrencisi olduğundan ( o zaman da üniversitenin ne olduğunu dahi bilmezdik) çoğunlukla sınıfta otururlar, kendi ders kitaplarına çalışırlardı.

Ders esnasında yanlış yapan sınıf arkadaşlarımıza, yanlışları karşısında tokat atma hakkına dahi sahiptik. Ayrıca önceden verdiğimiz ödevleri yapmayan veya yanlış yapanları da denetleme hakkımız vardı. Kısacası bir öğretmenin her türlü hakkını kullanma yetkisine sahiptik.

Bir gün sınıf arkadaşlarımızdan biri bir kabahat işledi. Çocukluk ya bu, hepimiz gülüştük. Bendeniz tahtadayım. Öğretmenimiz sınıfı şöyle bir süzdü, kabahat işleyeni sordu. Kimsede ses yok ancak sıra arkadaşı zavallı Bekir’i gammazladı. Bekir de sınıfın en fakir ailesine mensup, en çelimsiz, biraz da bakımsız talebesi idi. Bekir’in yüzü kıpkırmızı oldu. Belli ki istemeyerek yapmamıştı. Hava soğuktu, üşümüş veya üşütmüştü. Öğretmen Bekir ve onu gammazlayan sıra arkadaşını öne çağırdı. 2-3 dakika bir konuşma yaptı, bu tür kabahatlerin olabileceğini, gülmememiz gerektiğini, birbirimize destek olmamızın, kabahatleri örtmemizin değerini ve dostluğu, arkadaşlığı ve paylaşmayı anlattı.

Ardından Bekir’i gönderdi ve ispiyoncu arkadaşı bekletti. Önce bana dönerek arkadaşın ispiyonundan dolayı yüzüne tükürmemi istedi. Sebebini de kabahat işleyeni değil onu ispiyon edenin daha suçlu olduğunu, kabahati işleyenin istemeyerek, ispiyoncunun ise kişilik zaafından dolayı isteyerek yaptığını bu yüzden de bir daha yapmaması için ona bir ders verilmesi gerektiğini açıkladı. 

Olaya en baştan en çok ben üzülmüş, çok da etkilenmiştim. Öğretmenimiz bizimle çok ilgilenmese de efendi bir adamdı, nezaket kuralların dikkat eder, özellikle de o zaman pek de aklımızın ermediği “şahsiyetli olma” deyimini pek kullanırdı. İlk yüze tükürmesi gereken olmam bana çok dokundu hatta ağlama noktasına getirdi. Çoğu arkadaşım ağlamaklı da olsa bu işi yaptı veya yapar göründü. Birisi de “öğretmenim benim tükürüğüm yok” dedi, öğretmen de tamam dedi, geçti.

Öğretmenin cezası da ağırdı ama öbür taraftan yüzüne tükürülen çocuk pek aldırmadı. Varlıklı aileye mensup, biraz da şımarık yetiştirilmiş, öğretmenimizin de ifadesiyle şahsiyeti zayıftı. Daha çok arkasına güvenir, hemen her atışmayı veya kavgayı ilk o başlatır, en sonunda da dayak yer otururdu.

Günümüzde de öyle değil mi. İş hayatında, okul hayatında, aile ortamında, ilim alanında. Değerlerimiz kaybolmadı mı? İlimsiz mektepler, detaysız ve anlamsız sanatlar, küfürsüz geçmeyen tartışmalar, etkisiz hocalar, ruhsuz ve hedefsiz bedenler. Bir devleti yıkmanın esas yolu aileyi ve hocayı itibarsızlaştırmadan geçermiş. Birileri sanki bunu yapıyor “entegre bir saldırı” var kurumlarımıza.

Kocasının mal varlığı ile övünen kadın, asistanını gölgesine alan hoca, unvanını veya makamını temsil edemeyen yönetici, işinin hakkını veremeyen çalışanlar. Hele de maharetini kendinin dahi çözemediği boş laf eden ve alkış alan siyasetçi. Ne oluyor bize, bu ülke bunu kaldıramaz.  

Ülkemde bunca kaynak varken yükseltmek yeteneksizi sırtlayanlar, hak etmediği halde sihirli bir el ele masa kapanlar; bir tarafa ilim, ahlak ve faziletten mahrum, dedikoducu ve kul hakkı yemeyi marifet sayan ve bunu da karnını kaşıyarak anlatan, korkak, zayıf ve dedikoducu bilim ve sanat dünyası. Ve de bunları kollayan yönetimler; her türlü zorluk hallolur da bu ülke şahsiyetsizlerin eliyle yok edilir. Yüze tükürülecek o kadar çok adam var ki, tüküren utanır da, tükürülenin utanacağını pek zannetmem. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Prof. Dr. Fikret Akınerdem Arşivi
SON YAZILAR