Rasim Atalay
Bisikletimin hikayesi...
Bisikletimin hikayesi…
Türkiye’de, Avrupa’da hatta dünyada bisiklet denince akla gelen ilk şehirlerden biri Konya’dır…
Nasıl olmasın?
Bisiklet bu şehrin ruhunda var…
Çocuk yürümeye başladığı zaman önden pedallı üç tekerli bisikletle başlar bu şehirde bisiklet sevdası…
Az büyür serpilir, dört tekerli ama arka yanlardaki tekerleri dengede durmayı öğrenince sökülen bisikletle ikinci evre aşılır.
Sonrasında daha büyük, vitesli bisikletlerden alınır.
Bu aşamada bisiklet artık bir oyuncak olmaktan çıkar ve bir ulaşım aracı haline dönüşür.
***
Özellikle son yıllarda yapılan bisiklet altyapısı yatırımları ile birlikte Bisiklet Şehri Konya namına yakışır bir düzen oluştu şehirde.
Avrupa’nın bisiklet başkenti olan Konya’da 680 kilometre uzunluğundaki bisiklet yolu ağı bulunuyor.
Bisikletlere özel tramvaylar şehirde gün içerisinde sadece bisiklet sahibi olanları bisikletleri ile birlikte bir yerden başka bir yere taşımak için raylarda seyrediyor.
Devasa veledromu ile Konya, uluslararası pist bisikleti yarışlarına ev sahipliği yapıyor. Dünyanın en hızlı pedalları burada rekor üstüne rekor kırıyor…
Konya’da bir de bisiklet müzesi var… Yakın zamanda ziyarete açıldı…
Adı da çok manidar: Velespit Müzesi…
***
Bildiğiniz üzere Konya’da bisiklet, ‘velespit’ diye tabir ediliyor. Velespitin yerel ağızda söylendiğini düşünüyordum ben de yakın zamana kadar. Meğer velespit, bisiklet kelimesinden daha eski ve bisikleti tanımlayan ana kelimeymiş. Fransızca’dan Türk diline velespit olarak çevrilmiş.
Geçtiğimiz günlerde Velespit Müzesi’ni bu müzenin baş mimarı Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay ile birlikte gezdik…
Velespit Müzesi’ni gezdikçe 1860’lı yıllardan günümüze gelinen süreçte bisikletin tarihçesine tanıklık etmiş olduk. Türkiye’de bir örneği daha olmayan bu müzeye giren herkes emin olun kendinden bir şey muhakkak bulacak. 7’sinde olan da bulacak, 77’sinde olan da…
Plakalı bisikletlere binenler de kendi dönemine gidecek, ilk vitesli bisikletleri kullananlar da…
Hele içerideki bisiklet seslerinden oluşturulan tını yok mu? O büyülü sese kendinizi kaptırırsanız Kapı Camii yakınlarında bulunan Çıkrıkçılar içindeki bisiklet tamircilerinin olduğu alana gittiğinizi varsayıyorsunuz.
***
Tabi böylesi güzel bir ortamda Uğur Başkan’la birarada olunca sormadan edemedik…
Konya’da her yaştan insanın bisikletle ilgili bir hatırası muhakkak vardır. Başkan Bey’in bisiklet anısı ne ola ki?
Hemen anlatmaya başladı…
Babasının Murat 124 marka arabasının bagajında bisikletin kapının önüne gelişini, bisikleti ilk gördüğü anda yaşadığı heyecanı, o akşamdan sabaha kadar bisiklete binip nasıl gezeceğinin hayaliyle uyuyamadığını, lise son sınıfa kadar bisikletin nasıl kendisinden bir parça olduğunu o günleri tekrar yaşıyormuşçasına anlattı…
Dedik ya bu şehirde yaşayıp da bisikleti olmayan, kendi bisikleti olmasa bile bisiklete binmemiş olan, bisikletle bir anısı bulunmayan yoktur.
Uğur Başkan bisiklet anısını anlatırken, eminim ki salondaki herkes kendi çocukluk, gençlik yıllarına gitti. O dönemden hatıraları gözlerinde canlandı. Canlanmayanların da zaten halen bisikleti vardı. Programdan sonra bisikletine binip gidenler de oldu.
***
Bu arada benim de var bisikletle bir anım…
İlk ve son bisikletim…
Çocukluğumun ve gençliğimin bir bölümünün geçtiği, şimdilerde Meram Belediyesi’nin kentsel dönüşüm çalışması ile birlikte bambaşka bir hale bürünen Şükran Mahallesi o zamanlar biraz yaramaz bir mahalleydi.
Babama ne kadar ısrar etsem de bir bisiklet almaktan yana değildi. Çünkü biliyordu ki, ya bisikletim çalınacak, ya da bisiklet yüzünden bir kavga çıkacak.
Mahallede bisikleti olan arkadaşlara çok imrenirdim o zamanlar. Evden cebime doldurduğum çitlek veya leblebi gibi kuruyemişleri bisikleti olan arkadaşlarıma avuç avuç verir, ‘Sen bunu yerken ben bir tur bineyim’ diye alıp başlardım pedalları çevirmeye…
Sonra şimdi öğretmen olan küçük dayım Adem Mutlu…
Sedirler Mahallesi’nde Garip Camii’nin hemen yanında bulunan taştan yapılmış müstakil evlerinin bahçesinde beni bir gün büyük mü büyük bir sürprizle karşıladı…
Yıllarca bindiği, onun için en önemli ulaşım aracı olan bisiklet, ilk arabası olan Murat 124’ünü alması ile birlikte ehemmiyetini yitirmişti.
Ve bisikleti işaret ederek, bu artık senin dediğinde havalara uçmuştum mutluluktan…
Beyaz renkli, 18 vitesli Bianchi markaydı…
Uzun süre izbede kaldığı için toz toprak içindeydi ve yine uzun süre kullanılmadığı için bakıma ihtiyacı vardı. Akşam olup babam geldiğinde babamın Peugeot 404 marka arabasının bagajına attık bisikleti. Ertesi gün doğru bisiklet tamircisine…
Larende yokuşundaki bisiklet tamircisi Hüdaverdi ağabey bir haftaya çıkarırım dediğinde sanki tüm hayallerim yıkılmıştı. Hayatımın en uzun bir haftasıydı benim için… Sonrasında bisikletime kavuştum ama yaşadığım o duygu yoğunluğunu anlatamam…
O bisiklet, bundan sonraki süreçte benim en iyi yol arkadaşım oldu. Ayağımdaki ayakkabıdan, sırtımdaki gömlekten farkı yoktu… Onsuz kendimi hep eksik hissediyor, bisikletim olmadan şuradan şuraya gitmiyordum.
Liseye başladığımda evimize 3-5 kilometre uzaklıkta bulunan Meram Zeki Özdemir Lisesi’ne yaz-kış, soğuk-sıcak demeden bisikletle gidip geliyordum. Yetmiyor, akraba ziyaretlerine, akşam oturmalarına da ailemden bağımsız bir şekilde en iyi yol arkadaşımla gidiyordum.
O bisikletin ah bir dili olsa da konuşsa…
Nerelere gitmedi ki?
Beyşehir Yolu üzerinde bulunan Altınapa Barajı mı dersiniz, Seydişehir Yolu üzerinde bulunan Bulumya mı dersiniz, Uluırmak – Kalfalar tarafındaki mısır tarlaları mı dersiniz… Meram Deresi, bağları, Saraçoğlu'su Mengene'si mi dersiniz...
Şehir merkezinde zaten gitmedik yer bırakmamıştım bisikletimle…
Ta ki, liseyi bitirip üniversiteye başlayıncaya kadar…
Üniversitede de kullanırdım aslında bisikletimi… Ama Konya’ya dışarıdan gelen arkadaşlar Konya’daki bisiklete binen hacı emmileri falan görünce, ‘Kocaman adam utanmadan bisiklete biniyor’ gibi bir yaklaşım sergileyip bu durumu hem yadırgıyor, hem de yakıştıramadıkları için eleştiriyorlardı.
Hani modern tabirle mahalle baskısı deniyor ya onu ben üniversitede gördüm. Ne bilsinler Konya’da bisikletin her insan için çok kıymetli olduğunu… Onlar bilmedikleri için eleştiriyor, ben de bisiklete yan gözle bakanların uyguladığı baskının kurbanı oluyordum.
Neyse ki bugün bisiklet Konya’da hak ettiği kıymeti gördü.
Çok uzattım biliyorum. Kendimi durdurmazsam bisiklet üzerine belki saatlerce yazarım…
Bisiklet bizim kıymetlimiz. Vazgeçilmezimiz. En sevdiğimiz arkadaşımız. En iyi yoldaşımız… Dededen toruna mirasımız… Kültürümüz ve bizden bir parçamız… Bu da böyle biline.
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.