Erol Sunat

Erol Sunat

Çift kılıçlının hikayesi

Çift kılıçlının hikayesi

Uzun uzun zaman önce memleketin birinde oldukça kalabalık bir şehir varmış. Bu şehrin idaresi de zormuş, ihtiyaçlarını temin etmesi de. Memleketin en büyük şehri derlermiş. O ülkedeki bütün sanatlar ve sanat erbabı o şehirdeymiş. Güçlü Beyleri, sözü geçen ağalarıyla da ünlüymüş şehir. Bazı dönemler barış içinde yaşanırmış, bazı dönemler ise bela ve tehlike kol gezermiş. Şehri o kalabalığına rağmen ayakta tutan Bey bilinmeyen bir hastalıktan birkaç gün içinde sessiz sedasız ölüvermiş. Bey olmak isteyenler arasında amansız bir mücadele başlamış. Şehir kendi arasında beşe altıya bölünmüş.

Memleketin Sultanı bir Bey göndermiş, gönderilen Bey daha şehre varmadan yolda öldürülmüş. Bey olmaya istekli olanlardan biri Bey yapılmış, diğer Beyler onu da yaşatmamışlar. Şehirde bölünmeler bitmediği gibi, kan döküldü diye kan davası da ortaya çıkmış. Taraflardan her gün birkaç insan ölmeye başlamış. Bey olmak isteyenlerin taraftarları bir türlü teskin olmuyor, olayları büyüttükçe büyütüyorlarmış. Şehrin hanlarının birine belinde çift kılıcı olan biri gelmiş. Hancı o şehrin en eski eşrafından biriymiş.

Hanına gelen çift kılıçlının oturmuş masasına. Yiğidim demiş nerden gelir nereye gidersin. Çok uzun yıllar önce çift kılıçlı biri geldiydi şehrimize, ben daha o zamanlar çok gençtim. Hatta çocuk sayılırdım. Bu şehirde fena bir kargaşa vardı. Kan gövdeyi götürüyordu. Ne kadar elebaşı varsa o çift kılıçlı kısa bir sürede ortadan kaldırdı. Onu ortadan kaldırmak için birçok namlı adam getirdiler. Hepsini yok etti. Bazılarını bizim handa öldürdü. Seni görünce on-on iki yaşındaki senelerim gözümün önüne geldi.

Çift kılıçlı o hikâye memleketin her tarafında anlatılır hancı demiş. O anlattıklarının içinde tevatür çok, rivayet çok. Belli ki, sen dahil bu şehirde herkes çift kılıçlı birini bekler olmuş. Ben sadece yolcuyum. Birkaç gün kalıp kendi köyüme gideceğim. Ne sizin kavganızla ne beylerinizle işim olmaz. Sen bana yiyecek bir şeyler getir. Hancının hanına çift kılıçlı birinin geldiğinin duyulması zor olmamış. Çift kılıçlı şehrin sokaklarında dolaşırken, birden dört kişi yolunu kesmiş. İçlerinden biri çift kılıçlı demiş, sana şimdilik bir şey yapmak istemiyoruz. Bin atına, şehri terk et. Şayet, öyle bir niyetim yok diyorsan, sana akşama kadar süre, seni bu şehirde yaşatmayacağız. Bu şehirde yeni bir çift kılıçlı masalı daha istemiyoruz.

Çift kılıçlı ben demiş ne o hikâyeyi bilirim, ne de bu şehri, bu şehre üç günlük mesafede köyüm var. Niyetim oraya varıp anamın mezarını ziyaret etmek. Dediğiniz gibi olsun. Bugün bu şehirden ayrılırım. Adamlar bırakmışlar çift kılıçlıyı. Çift kılıçlı hana geldiğinde, Hancı demiş, benim hesabımı kes, atımı da eyerlesinler, köyüme doğru gidiyorum. Dediği gibi yapmış, şehrin kapısından çıkıp köyünün yoluna doğru atını sürmeye başlamış. Bir saat kadar gittikten sonra, bir grup atlı yolunu kesmiş. Çift kılıçlı demişler, Beyimiz seninle görüşmek ister. Bir müddet sonra yol üstünde küçük bir hana gelmişler. Çift kılıçlıyı Beylerinin huzuruna çıkarmışlar.

Bey, sen demiş benim yanımda duracaksın. Şehre diyeceğim ki, çift kılıçlı geri döndü, benim yanımda. Ya yanımda duracaksın ya da bu küçük han senin hayatının bittiği son yer olacak. Çift kılıçlı tasdik eder gibi başını hafifçe öne eğerken, belindeki kılıçları öyle seri bir şekilde çekmiş ki. Beyin ve odada olanların bir tanesi sağ kalmamış. Olan biteni gören Hancı korkudan düşmüş bayılmış. Beyin adamlarından biri atına atladığı gibi oradan kaçmış. Diğerleri aman dilemişler. Çift kılıçlı gece şehre geri dönmüş. Şehrin girişinde Bey olmak isteyenlerin birinin konağı varmış, basmış konağı. Beyi de onu korumak isteyenleri de ortadan kaldırmış. Birkaç kişiyi de gördüklerini anlatsınlar diye sağ bırakmış. Sonra çıkmış şehrinden köyüne doğru sürmüş atını.

Çift kılıçlının yaptıkları şehri birbirine katmış. Bey olmak isteyenlerin ikisini aynı günde ortadan kaldırması, Bey olacakları daha çok sinirlendirmiş. Şehrin kapılarına güvendikleri adamları yerleştirmişler. Çift kılıçlı üç gün sonra köyüne varmış. Anasının mezarını ziyaret etmiş. Babadan kalma evi dayalı döşeli sayılırmış. Girmiş evlerine yatmış uyumuş. Ertesi gün akrabaları, çalmışlar kapısını, yiyecek içecek bir şeyler getirmişler. Köyde sözü geçen aksakallı ihtiyar, evlat demiş hoş gelmişsin, seni burada bulmaları zor olmaz. Köyündür. Ata toprağındır. Ancak seni ararken köye de zarar verecek olanlar var. Çift kılıçlı, anladım babam demiş, akşama kalmaz, dedemin düşmanları buraya gelmiş olur. Onlar gelmeden bak ne yapalım.

Ne yapılacağını konuşmuşlar. Akşama doğru on kadar atlı köye doğru yönelmişler. Çift kılıçlı ve köylüler onları köyün girişinde karşılamışlar. Gelenlerden bir tanesi şehre sağ dönememiş. Çift kılıçlı, yaşlı adama babam demiş, anlat şu dedemin hikayesine de öyle gideyim bu köyden.

İhtiyar, dedene demiş, çifte kılıçlı derlerdi. Sultan nerede bir kargaşa çıksa onu oraya gönderirdi. Sultanın fedaisi diyenlerde vardı. Geldiğin şehirde öyle bir kargaşa çıktı ki, muhafızlar o kargaşayı bastıramadı. Belinde çift kılıç olan biri geldi birkaç günde ne kadar baş kaldıran, asilik eden varsa hepsini ortadan kaldırdı. Şehir huzura kavuştu. O zamanlar fitnenin başı olan Beyi de şehrin meydanında teke tek vuruşarak öldürdü. Şimdi de o Beyin torunu, Beylik davası güder, gelen adamlarda onun adamı. Seni biliyor. Belindeki kılıçların dedenden yadigâr olduğunu da. Şehirde senin için sıkı tedbirler aldırmış olabilir. Ancak, şehre giren gizli bir geçit var. Girişini bana babam öğretti. Ona da deden göstermiş.

İhtiyar gizli tünele kadar çift kılıçlıyı götürmüş. Çift kılıçlı şehrin içinde bir bahçeye çıkmış. Bahçenin içinde küçük bir ev varmış. Çift Kılıçlı o evin önünden geçerken kapı açılmış. Yaşlı bir kadın, hoş geldin oğul demiş. Bu geçitten gelen çift kılıçlıyı gördüğümde çocuktum. De bakalım demiş, çift kılıçlı senin neyin olur? Dedem demiş çift kılıçlı. Kadın o zaman demiş şehirde şenlik var desene. Şu kendini bilmezlerin hakkından çift kılıçlıdan başkası gelemez derdi babam demiş. Sen demiş gir içeri sana bir kılavuz getireceğim. Bu kılavuz öyle böyle değil ha. Attığı ok şaşmaz, yalnız fazla konuşmaz. Yüzünü gören yok. Kılavuz derler, kim yolunu şaşırdı ya yolunu buldurur ya da ortadan kaldırır. Bir daha görende olmaz, duyanda.

Bir müddet sonra, omzunda yayı ve oklarıyla gözleri bile belli belirsiz kılavuz gelmiş. Yaşlı kadın, ben demiş seni nerelere götüreceğini yolda kılavuza anlattım. Konuşmayacaksınız. O sana işaretle anlatacak. Razı mısın? Razıyım demiş çift kılıçlı. Ortalık kararmaya başladığında çıkışlar yola. Kılavuz o kadar sessiz ve çevikmiş ki, çift kılıçlı imrenmiş. O gece üç konak basmışlar. Asi Beyler ve adamlarının cansız bedenlerini ahali sokaklarda bulmuş. Şehirde kargaşa dinmiş. Ancak en iyi korunan öyle iki Bey varmış ki, zaten herkes ikisinden biri Bey olur diyormuş en hırslı olanı ise, çift kılıçlının köyüne adam gönderen Beymiş.

Ertesi gece bir konak daha basılmış. Çift kılıçlı öyle yaman bir pusuya düşmüş ki, bu pusudan sağ çıkamaz denildiği anda, kılavuz çift kılıçlının çevresini saranları ok yağmuruna tutmuş. Ok yağmuruna şahit olanlar, kılavuz yine ortaya çıktı demişler, bu ikisi yan yana geldiyse, karşılarında olanın vay haline. Çift kılıçlı konaktaki Beyi öldürmüş yerlerde sürüyüp, getirmiş atmış şehrin en büyük meydanına. Ben demiş, çift kılıçlının torunuyum. Elimdeki kılıçlar dedemden bana yadigâr. Bu şehirdeki fitneyi, fesadı bitirmeye geldim. Bu şehrin başına bela olan tek bir kişi kaldı.

Onun dedesiyle, benim dedem bu meydanda uzun yıllar önce çarpışmışlar. Dedem o haini bu meydanda öldürmüş. Meydan aynı meydan, söyleyin o Bey bozuntusuna, alsın kılıcını çıksın gelsin. Şehir kadere bak demişler, bu seferde torunlar vuruşacak ha…Herkes toplanmış meydana Bey de çıkmış gelmiş. Var git yoluna çift kılıçlı demiş. İşimi kolaylaştırdın tek kaldım. Beylik için önümde engel kalmadı. Sen buraya hiç gelmedin, bende seni görmedim. Çift Kılıçlı yok öyle demiş. Bu meydan ya sana ya bana mezar olacak. Bey, o zaman demiş sana mezar olacağından emin ol.

Ahali bir de bakmış ki, meydanın etrafı Beyin adamlarıyla sarılı. Bey, at kılıçlarını çift kılıçlı demiş. O kılıçları ibreti alem için eritip yok edeceğim. Bir daha kimsenin başına bela olamayacaklar. İşte tam bu sırda nereden geldiği belli olmayan oklar Beyin önce kalbine sonra göğsüne ardı ardına isabet etmeye başlamış. Ardından meydanı Sultanın muhafızları sarmış. Kılavuz açmış yüzünü gizleyen ne varsa. Bir de bakmışlar ki, güzeller güzeli bir kız. Varmış Sultanın elini öpmüş. Çift Kılıçlı da varıp öpmüş Sultanın elini.

Anlatırlar ki; Sultan, Çift Kılıçlı yiğitle kılavuzu evlendirmiş. Çift Kılıçlıyı şehre Bey yapmış. Karı koca, şehri adaletle yönetmişler. O şehirde ondan sonra ne zaman bir kargaşa ve karmaşa olsa, aman ha diyorlarmış, herkes ayağını denk alsın, birde bakmışsınız bir çift kılıçlı çıkıp gelmiş ansızın.

Şehir şehire, Çift kılıçlı çift kılıçlıya, Kılavuz kılavuza, Sultan Sultana, Beyler Beylere, Han hana, hancı hancıya, ihtiyar ihtiyara, yaşlı kadın yaşlı kadına, ahali ahaliye benzer…

Bir kıssadır anlatılan. Her kıssadan bir hisse alına denmiştir. Bu hikâyede, anlatılanlarla bir benzerlik var ise, tamamen tesadüften ibarettir. Ne kimse gönül koya ne de alınganlık göstere…

Sürçü lisan eylediysek affola…

Bir daha ki sefere daha güzel bir hikâye anlatırız inşallah…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Erol Sunat Arşivi
SON YAZILAR