Emrullah Nergiz

Emrullah Nergiz

Çocuklara Ne Oluyor Böyle?

Birkaç lokal durum olsa sizlere bahsetmeyecektim. Hangi eğitimci ile görüşsek aynı şeyi söylüyor. Bir öğrenci velisi ile bir araya gelsek hemen bu konu açılıyor.

Çocukların aşı meselesinden bahsetmeyeceğim.

Elbette kolay değil aradan 18 aydan fazla bir süre geçmiş. Tam bir buçuk yıl. Akabinde yüz yüze eğitim başlamış ve çocuklar bazı şeyleri unutmuş.

Neyi mi?

Mesela birlikte oynamayı, oyun kurabilmeyi. İkişerli üçerli dörderli gruplar halinde sosyalleşebilmeyi.

İlginçtir. Öğretmenlerimiz ile konuşuyoruz. Özellikle nöbet günlerinde birbirinden farklı olaylara şahit olduklarını anlatıyorlar.

Ne yaptığını bilmez şekilde oyun oynadığını zannederek arkadaşının boğazını sıkanı mı ararsınız, trencilik oynadığını düşünerek önüne geleni yıkıp düşürene mi, betona mı düşmüş kafası mı yarılmış arkadaşını önemsemeden darp edeni mi…

Üstelik bunları yaparken konuşmayı unutmuş çocuklar.

Özellikle ilk ve orta düzeyde ne yaptığını bilmeden önünü sonunu düşünmeden şiddet eğilimi baş göstermiş çocuklarda. Organize bir tavırdan söz etmiyorum. Tamamen bireysel.

Pandemi döneminde evde babası ile güreş yapan çocuk aynısını arkadaşı ile yapmak istiyor. Tabii ev ortamı ile okul ortamı aynı olmadığı için yaralanmaların önüne geçilemiyor.

Her gün bir veli farklı şikâyetler ile okul yönetimlerine başvuruyor.

Bu normal mi sizce?

Çocuktur, küser barışır, kavga eder az sonra oynar sözleri ile geçiştirilebilecek bir şey mi? Öyle düşünüyorsanız bile işin sosyolojik kısmına eğilmek zorundayız.

Her şey öğretim değil.

Okul sıralarında teneffüslerde dahi bir başına oturan çocuk sayısı çoğaldı. İçine kapanık asosyal bir nesil mi istiyoruz?

Çocuklarda ciddi bir iletişim problemi baş göstermiş durumda. Okul yönetimleri, öğretmenler bu konuda çaresiz. Ciddi bir araştırma yapılarak Milli Eğitim, Sağlık ve Aile Bakanlıklarının koordinesinde bir araştırma yapılmalı ve çözüm önerileri geliştirilmeli. Ardından uygulamaya geçilmeli.

Bu salgın her birimizin hayatından çok şeyler aldı götürdü. Lakin çocuk deyince her birimiz birden fazla kez düşünür.

Yarın yeniden kapanma mı olur yeniden pandemi mi patlar bunlara girmek istemiyorum. Öğretim kısmının bir şekilde hallolacağını biliyorum. Çocukların davranışsal eğitimi birçok şeyden daha önemli.

SIRTIMIZDAKİ YÜKLER

Birkaç haftadır gündem yoğunluğu Cuma hikâyelerimizin önüne geçiyor. Oldukça hoşuma giden ibadet edenler için manidar birkaç kelam edelim mi?

Meczubun biri camiye girer, belli ki namaz kılacak. Ama oturmaz, meraklı ve şaşkın gözlerle etrafı süzer dolanır. Bir oraya bir buraya her köşeye dikkatlice bakar ve hızla çıkar gider. Az sonra sırtında bağlanmış odunlarla tekrar gelir camiye ve tam namaza başlamak üzere olan cemaatle birlikte saf tutar. Ama sırtındaki odunlarla güç bela bitirir namazını. Eğilip kalktıkça yere düşen odunlar, çıkardığı ses vs. derken, tabii cemaat de rahatsız olmuştur bu durumdan. Nihayet biter namaz, bitmesine ama her kafadan bir ses çıkar. Herkes kıpırdanmaya, adama söylenmeye başlamıştır bile. İmama kadar ulaşır sesler, hafiften tartışmalar, İmam aynı mahalleden, bilir az çok garibin halini, şefkatle yaklaşır meczubun yanına ve der ki:

“Oğlum böyle namaz mı olur, sırtında odunlarla, sen ne yaptın? Hem kendini hem de çevreni rahatsız ettin bak, bir daha namaz kılmaya yüksüz gel olur mu?”

Bunu duyan meczub melül-mahzun, ama manalı bir bakışla sorar:

“Âdetiniz böyle değil mi?”

“Ne âdeti?!” der Hoca

Cemaat de toplanmış, merak ve şaşkınlıkla olayı izlemektedir o sıra der ki meczup bu kez:

“Hocam ben namaz kılmak için girdim camiye, şöyle kendime uygun bir yer ararken içeridekilere baktım, gördüm ki herkesin sırtında bir şeyler var. Zannettim ki adet böyledir, ben de şu odunları yüklendim geldim işte, neden kızıyorsun? Kızacaksan herkese kız, tek bana değil!

Hoca şaşırır: “Benim sırtımda da mı var?” der

“Evet” der meczup, “Hepinizin sırtı yüklü!”

Cemaatte ise hafiften “deli işte!” manasına, bıyık altından gülüşmeler başlamıştır. Meczup bu kez öne atılır ve tek tek cemaati işaret ederek, saf bir çocukça, heyecanla bağırır:

“Bak bunun sırtında mavi gözlü bir çocuk, bunda kocaman bir elma ağacı vardı. Bunda kırık bir kapı, bunda bir tencere yemek, bunda kızarmış tavuk, şunun sırtında yeşil gözlü esmer bir hatun, bunun kinde de yaşlı annesi vardı!”

Sonra iki elini yanlarına salar başını sallar ve umutsuzca;

“ Boş yok, boş yok hiç’ diye tekrarlar…

O böyle söyleyince, herkes dehşet içinde şaşkınlıkla birbirinin yüzüne bakar!

Aynen doğrudur dedikleri çünkü kimi doğacak çocuğunu düşünüyordur namazda, kimi bahçesindeki meyve ağaçlarını, biri onaracağı kapıyı, diğeri lokantasında pişireceği yemeği… Biri açtır aklında yiyeceği tavuk, birinin sırtında sevdiği kadın, diğerinde de bakıma muhtaç annesi vardır.

“Peki, söyle bakalım bende ne vardı?” der, bu kez endişeyle Hoca…

O da der ki:

“Zaten en çok da sana şaştım hoca! Sırtında kocaman bir inek vardı!

Meğerse efendim, hocanın ineği hastaymış, “öldü mü ölecek mi?” diye düşünürmüş namazda…

Elbette dünya hayatı zor. Her birimizin kafasında onlarca meşgale… İbadet ederken bile aklımız oralarda… Rabbim ibadetini kabul ettikleriyle haşr eylesin bizleri. Hayırlı cumalar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum