Darbeler Tarihi ve 15 Temmuz Hain Darbe Girişimi

15 Temmuz 2016 yılında gerçekleştirilen hain darbe girişiminin üzerinden dört yıl geçti. Geçen dört yıl içerisinde darbe girişiminin faillerine ve bu hain girişimin planlayıcısı olarak Fetullahçı Terör Örgütüne yönelik birçok operasyon yapıldı. Bu yapının örgüt şemasının çıkarılmasına yönelik çalışmalar yapıldı. Örgütün en temel prensipleri arasında bulunan ‘’kendini gizleme’’ kuralından kaynaklı, ulaşılamayan birçok örgüt üyesinin tespiti için hala çalışmalar devam etmektedir. Örgütün çok uzun yıllara dayalı bir çalışma yürütmüş olması ve bu çalışmanın en ince ayrıntısına kadar hesaplanarak yürütülmesi, adli süreçler itibariyle süreci uzatmaktadır. Ancak bu hain darbe girişimi sonrasında yürütülen davalar ve emniyet operasyonları bir şekilde devam etmekle beraber önemli başarılar elde edilmektedir.

Peki başarısız olan bu darbe girişiminin sosyolojik, siyasi ve felsefi etkilerine dair başarılı çalışmalar yapılabildi mi? Devlet mekanizmasının işleyişi ile ilgili bu başarısız hain girişiminin ortaya çıkardığı tablo değerlendirilebildi mi?

Türk siyasi tarihi açısından merkezi iktidar/otoriteye karşı başkaldırıların kadim zamanlara kadar götürülebilmek mümkündür. Osmanlı dönemi itibariyle başlatılsa dahi şiddete dayalı biçimde merkezi otoritede değişiklik girişimleri ve bu girişimlerin başarılı olanları azımsanmayacak sayıdadır. Burada anakronizme düşmemek adına o dönemdeki bu hadiselere darbe dememekteyiz. Ancak bu vakalarında merkezi iktidarda değişiklik amacıyla şiddet yoluyla girişimlerde bulunması, modern anlamdaki darbelerin örnekleri olarak değerlendirilmeleri için yeterli olmaktadır.

Birçok örnek sıralayabilmek mümkün olmakla beraber; Genç Osman Vakası(20 Mayıs 1622), Patrona Halil İsyanı(28 Eylül 1730), Kabakçı Mustafa İsyanı(25 Mayıs 1807) gibi en meşhurlarını belirtmek yeterli olacaktır.

Modern anlamda darbe olarak kabul edilebilecek ve bir isyanın ötesinde nitelik taşıyan ilk hadise ise 23 Ocak 1913 yılında meydana gelen Bab-ı Ali Baskınıdır. Bab-ı Ali Baskını kendisinden önce gelen otoriteye başkaldırı ve ayaklanma ya da isyan biçiminde adlandırılabilecek girişimlerden farklı özellikler taşımaktadır. Doğrudan hükümet binasının basılması ve 11 kişinin öldürülmesinin yanında Sadrazamın istifa ettirilerek yönetime el konulmuş olması bu baskının, modern anlamda darbe nitelikleri taşıdığını göstermektedir.

Cumhuriyet döneminde ise birbirini takip eden girişimleri söz konusudur. 27 Mayıs 1960 Darbesi ile başlayan ve adeta her 10 yılda bir tekrarlanarak gelenek haline dönüşen darbeler tarihi ne yazık ki Türk siyasi tarihi açısından göz ardı edilemez bir başlıktır. 1950’de başlayan ordu içindeki cunta hareketlerinin 15 Temmuz’a kadar hiç kesilmediğini görmek oldukça endişe vericidir.

1960 darbesi sonrasında 1961 yılında planlanan ‘’darbeye karşı darbe girişimi’’ ve Albay Talat Aydemir’in sonuç almaya yaklaştığı iki darbe girişimi, bu konuda ortaya çıkan zihniyeti özetlemektedir.

Daha sonra 1971’de 12 Mart Muhtırası, 12 Eylül 1980 Darbesi, 28 Şubat 1997’de Postmodern Darbe diye adlandırılan müdahaleler gelmiştir. Yakın siyasi tarihimiz olarak kabul edilebilecek ve üzerinde epey tartışmanın yapıldığı 2007 yılındaki 27 Nisan Muhtırası da esasında TSK’nın kendisine biçtiği bu misyonun o yıllarda devam ettiğine işaret etmektedir.

2007 sonrasında hükümetin yönetim anlayışında bir kırılma olduğunu da görmekteyiz. Bu kırılma sonrasında devlet bürokrasisine daha fazla hakim olmak adına adımların atıldığı görüldü. Bu dönemden sonra hükümetin TSK’ya yönelik attığı adımlarla da ‘’darbe geleneğini’’ ortadan kaldırmaya çalıştığı söylenebilir. Hatta 15 Temmuz hain girişiminde Türkiye’de çoğunluğun darbeye teşebbüse dahi girişilebileceğine ihtimal vermediğine şahit olduk.

Bütün bu darbe ve darbe girişimleri göz önüne alındığında her birisinin kendine özgü bir geri planı ve diğerinden ayrılan bir niteliği vardır. Ancak 15 Temmuz girişimi temel birçok açıdan diğerlerinden ayrılmaktadır.

 Özellikle çok uzun yıllara dayanan bir strateji ile devletin içerisinde kurgulanan  bir eylem planına sahip olması burada dikkat çekicidir. Devlet bürokrasisinden, özel sektöre kadar her alanda kendisine en ön sırada alan açan örgütün bu açıdan diğer darbelerden çok daha farklı bir motivasyona sahip olduğu söylenebilir.

Öte yandan mistik bir bağ ile kurgulanan örgüt içi yapının, darbe girişimi için ürettiği meşruiyet alanı da burada farklılık göstermektedir. Önceki darbe girişimlerinde bulunan Cumhuriyetin asli koruyucusu ve bekçisi motivasyonunun burada, esasında devlet ile barışamamış bir kadronun devlete ve millete karşı giriştiği bir eylem haline geldiği görülmektedir.

Devletin bürokrasisine sızmış bu yapının özel sektör, eğitim kurumları alanı ve siyasi arenadaki etkinlikleri de bu darbe girişiminin yeni bir kırılma noktası olmasında ve farklı bir noktada bu girişimin değerlendirilmesinde önemli olduğunu belirtmeliyim.

 Ayrıca ilk defa bir darbe girişimi esnasında doğrudan sivil halkın hedef alındığını gördük. Üstelik ilk defa meclisin bombalandığına ve emniyetin vurulduğuna şahit olduk.

Dolayısıyla özellikle bütün bir bürokrasiye sızan bu yapının tasfiyesi ve yaşanan bu olaylar devlet yönetimi açısından da yeni dönemleri getirmiştir. Kendilerine alan açmak için devlet bürokrasisindeki tasfiyeler, davalar ve çalışmalar neticesinde devletin aklını yok eden örgütün sonraki yıllarda buraları doldurmuş olması 15 Temmuz sonrası için oldukça zorlu bir dönemi başlattı. Örgüt elemanlarının tasfiyesi sonrasında ise yeni cemaatlerin etkinlikleri ve aynı tehdit algıları tartışmaları dönem dönem gündeme geldi/gelmektedir.

15 Temmuz 2016 devlet tarihimiz açısından da büyük bir kırılma noktasıdır. Bu kırılma noktasının sosyolojik, siyasi, felsefi ve ekonomik her boyutunun samimiyetle, dürüst ve özgür biçimde çalışılması gerekmektedir.

Son olarak bu meselenin öneminin kavranması ve ciddi çalışmaların ortaya çıkabilmesi için beğenilmeyen her çıkışın ‘’FETÖ’’ suçlamasına maruz bırakılmasının önüne geçilmesi gerektiğini belirtmek istiyorum. 

Hain girişim sırasında şehit olanlara Allah’tan rahmet diliyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.