İDAREYE GÜVEN VE İSTİKRAR

Soyut olarak kutsiyet yüklediğimiz devlet, somut olarak kurumlardan müteşekkil bir organizma olarak karşımıza çıkmaktadır. Devlet dediğimiz organizmanın sağlıklı bir şekilde hayatını sürdürebilmesi kurumların istikrarına bağlıdır.

Üzülerek ifade etmeliyim ki, kurumların işleyişinde istikrarı bir türlü sağlayamadık. Bu durumun suçlusunu aramak yerine nedenlerini ele almanın daha doğru olduğunu düşünüyorum.

Zaten, suçu başkalarının üzerine atmada oldukça mahir bir toplumda suçluyu bulmak da çok kolay olmasa gerek. Biz bugün ne yapılabilir onun üzerinde durmalıyız.

Bugün yaptıklarımızın hesabını vereceğimizi unutmadan yarın yapacaklarımızı buna göre yapmanın gayreti içinde olmalıyız. 

İnsanlar dünyaya “yalan dünya” dese de “ölüm gerçek” ve ölümden, hesaptan kaçış yok!

Bu gerçeği başta idare edenler olmak üzere herkes kulağına küpe yapmalıdır. İnanın, hiçbir şey kişinin haksızlık yapmasını gerektirecek kadar önemli değil!

İnsanın fıtratı gereği hırsları, gerçekleşme ihtimali düşük engellenemeyen emelleri olsa da “güven duyacağı bir ortam, adalet ve yönetimde istikrar” ister.

Güvenin, adaletin ve dolayısıyla istikrarın sağlanması zor gibi görünse de aslında çok kolay; hele hele Müslüman bir toplumda çok daha kolay!

Ölçü belli, ölçüyü Hz. Allah(cc) koymuş; “Muhakkak, Allah size emanetleri ehlinize vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder,” (Nisa,4/59) buyurmaktadır.

Yüce Rabb’imiz bu Ayet-i Kerimede “Müslümanlar” buyurmayıp “insanlar” buyurmaktadır. Her kim olursa olsun ayırt edilmeksizin herkese adaletle hükmedilmeli, işler ehline verilmelidir.

Bugüne kadar neler yaşandı, neden yaşandı çok üzerinde durmak yerine bugünden sonra yeni sistemin işleyişinde Yüce Rabb’imizin koyduğu kriterlere ne ölçüde riayet edileceğidir.

Ölçüye göre hareket edilmesi idare edenlerinde idare edilenlerinde faydasınadır. Ölçüye uyulduğu zaman kimsenin kimseye söyleyecek bir sözü kalmaz; herkes kendini devletin koyduğu kurallara göre ayarlar, torpil peşinde zamanını heba etmez.

Herkes emeğinin karşılığını alsın; birilerinin torpiliyle bir yerlere gelinmesin. Her türlü “işe alınma, görevde yükselme, idari görevlere atanmada” haksızlık yapılmamalıdır. 

Personel atamalarında objektif kriterler belirlenerek mevcut şartlar içerisinde en ehil olanlar çok kolay belirlenebilir. Belirlenen objektif kriterlerin bihakkın uygulanması ile keyfiliğin, torpilin önüne geçilebilir.

Bu kriterler belirlenirken hizmet, kıdem, eğitim, başarı taltif, tecziye gibi memuriyet süresince yaşanan durumlar dikkate alınmalıdır. Ayrıca, sınavda yapılabilir.

Mesela, okul müdür ve yardımcılarının atanmasında bu kriterler yıllarca uygulandı ve de hiç kimsenin bir itirazı olmadığı gibi herkes bu uygulamadan memnundu. Bu uygulamadan 17/25 Aralık sonrası haklı veya haksız nedenlerle vazgeçildi.

Bugün uygulanmasında bir sıkıntı olacağını düşünmüyor tam tersi kurumsal barışın sağlanması için olması gerektiğine inanıyorum. Objektif kriterleri net olarak ortaya konulmadan yapılan keyfi işlemlerin kurumların dengesini bozacağı kaçınılmazdır. Nitekim,  17/25 Aralık ile 15 Temmuz Darbe girişimi sonrası yaşadığımız süreçte kurumların dengesi  bozulmuştur.

Bürokraside dengelerin bozulmasının toplumsal barışa dolaylı ya da dolaysız yansımalarını hep beraber gördük ve bir çok yazar, akademisyen, siyasetçi zaman zaman bu gerçeği medya aracılığı ile dile getirdiler.

Seçimden önce Sayın Cumhurbaşkanımız bile; “Bürokratik Oligarşinin egemenliğini sürdürdüğünü; Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin getirilerinden birisinin Bürokratik Oligarşinin egemenliğinin son bulması olacağını; 24 Haziran’dan sonra sistemin tüm kurumlarıyla daha sağlıklı ve hızlı işleyeceğini” açıklamadı mı?

Yeni sistemde idareye olan güven ve istikrarın gerçekleşmesi temennisiyle.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.