Abdurrahman Hakan Pakiş

Abdurrahman Hakan Pakiş

Şark’tan garba bir ilim köprüsü

Seyda Molla Yahya Pakiş el-Abbâsî (1940-2008)

Bazı insanlar vardır; yaşadıkları çağa sığmaz, sadece kendi dönemlerini değil, kendinden sonrakileri de ilim ve edep kandiliyle aydınlatırlar. Asırlık medrese geleneğinin ruhunu günümüze taşıyan, zekâsındaki keskinlik sebebiyle âlimler arasında el-Fatîn (üstün kavrayış sahibi) lakabıyla anılan Seyda Molla Yahya el-Abbâsî [kuddise sırruhû], ilim ve tasavvuf dünyamızın mümtaz şahsiyetlerinden biridir. O, sadece bir müderris değil; bir “Rabbânî Âlim”, hakikatleri inceleyen bir “Muhakkik” ve her şeyden önemlisi “Mü’nisü’l-Gurabâ” yani gariplerin ve sığınacak liman arayanların manevi dostuydu…

whatsapp-image-2026-01-19-at-17-11-57-2.jpeg

SOYLU BİR NESEP VE ADIYLA YAŞAYAN

Seyda Molla Yahya, 1938 yılında Batman’ın Kozluk ilçesine bağlı Ulaşlı köyünde dünyaya gözlerini açtı. Nesebi, Peygamber Efendimiz’in [sallallahu aleyhi vesellem] amcası Hz. Abbâs’a [radıyallahu anh] dayanır. Bu soylu aile, Bağdat’tan Anadolu’ya ilim ve irfân taşımış köklü bir ailedir.

Babası Molla Abdurrahman Efendi [rahmetullahi aleyh], Yahya ismini ona bir ümitle koymuştu. Çünkü ondan önce beş kardeşi vefat etmişti. “Yahya” kalsın, “yaşasın” diye bu ismi aldı ve o isimle koca bir neslin manevi hayatını diriltti.

Hayat her zaman güllük gülistanlık başlamaz. Beş evladını kaybeden bir babanın metaneti ve “yaşasın” diye dua ettiği bir evladın tüm ümmete hayat vermesi, sabrın ve teslimiyetin ne kadar büyük bir güç olduğunu gösterir.

whatsapp-image-2026-01-19-at-17-11-57-1.jpeg

MEDRESE İKLİMİNDE İLK ADIMLAR VE EĞİTİM HAYATI

Seyda Molla Yahya, ilim tahsiline babasının dizinin dibinde başladı. O dönemlerde dini eğitimin üzerindeki baskılar ve zor şartlar altında, henüz 7 yaşında Kur’ân-ı Kerîm’i yedi ay gibi kısa bir sürede hatmetti. Eğitiminde okuduğu kitaplar, klasik medrese müfredatının en ağır ve seçkin eserleriydi. Bölgenin en büyük âlimlerinden dersler aldı: Bu âlimlerden bazıları şunlardır: Molla Muhammed Said el-Kızlâlî es-Silvanî, Molla Ömer Efendi, Molla Abdussamed Efendi el-Ferhandî es-Silvanî, Molla Muhammed Sabri Efendi el-Kozlukî [rahmetullahi aleyhim]. Özellikle Şeyh Ahmed el-Haznevî’nin [kuddise sırruhû] halifesi Molla Abdurrezzak’tan [kuddise sırruhû] aldığı dersler, onun tasavvufi neşvesinin de temelini attı.

İNTİSAP, İCAZET VE HİZMETLE İNŞA EDİLEN YILLAR

Seyda Molla Yahya’nın hayatındaki asıl inkılap, Doğu’nun büyük mürşidi Gavs-ı Kasrevî namıyla meşhur Şeyh Seyyid Abdülhakim el-Hüseyni [kuddise sırruhû] ile tanışmasıyla oldu. Orada aradığı “ilm-i ledün”ü ve süluku buldu. 1957 yılında, henüz 20 yaşına gelmeden ilmi icazetini bizzat Gavs hazretlerinden aldı.

Âlimler arasında “el-Fatîn” (üstün zekâlı) olarak bilinirdi. Bir sayfaya şöyle bir bakması, o sayfadaki derin hakikatleri kavramasına yeterdi. Ancak bu zekâya rağmen, kibri olmayan, her zaman “hâdim” (hizmetkâr) olmayı seçen bir derviş gibi yaşadı.

İki yıllık askerlik görevini tamamladıktan sonra Kozluk, Doğubayazıt ve Silvan gibi farklı bölgelerde beş-altı yıl boyunca imamlık yaparak halka ve müderrislik yaparak da talebelere hizmet etti. 1967’de ilk haccını eda etti. 1968 yılında mürşidi Seyyid Abdülhakim Hazretlerinin emriyle resmi imamlık görevinden istifa etti. Artık görevi sadece medresede bizzat ders vermekti; kısa sürede diğer müderrislerin bile danıştığı bir “merci” konumuna yükseldi.

1972 yılında şeyhi vefat ettiğinde, Seyda Molla Yahya cenaze işlerini bizzat yürüttü. Hocasına olan sevgisi o kadar derindi ki, naaşını yıkarken üzüntüden baygınlık geçirdi. Bu, sadece bir talebe-hoca veya mürid-mürşid ilişkisi değil, ruhların birbirine kenetlenmesiydi.

Şeyhinin vefatından sonra, “Tasavvufta ondan daha üstün ve âlim kimsenin olmadığına” kani olduğu Sultan namıyla meşhur Şeyh Seyyid Muhammed Raşid hazretlerine intisap ederek hizmetlerine devam etti.

whatsapp-image-2026-01-19-at-17-11-57.jpeg

URFA VE İSTANBUL YILLARI: HİZMET VE HİCRET

Seyda Molla Yahya, mürşidinin tavsiyesiyle Menzil’den ayrılarak memleketin çeşitli yerlerinde imamlık, hatiplik ve müderrislik yaptı. 1974-1979 yılları arasında Batman ve Kurtalan’da hizmet ettikten sonra, 1979 yılında Şanlıurfa’daki meşhur Halilurrahman Camii’ne nakli oldu.

Urfa dönemi, onun ilmi ve irşadi faaliyetlerinin zirveye ulaştığı yıllardı. Bu dönemde tüm enerjisini halkın ve talebelerin eğitimine verdi. İbrahim Halilullah Kültür ve Eğitim Vakfı bünyesinde düzenli ilmi seminerler ve irşad sohbetleri gerçekleştirdi. Urfa Müftülüğü bünyesinde şehrin önde gelen âlimleriyle birlikte bir “Fetva Komisyonu” oluşturdu. Burada, zamanın getirdiği yeni ve karmaşık dini meselelere fıkhi çözümler üretti. Şehrin ilmi mercii haline geldi. Fetva komisyonunda birlikte görev yaptığı Molla Sabri Efendi, onun ilmî ağırlığını anlatırken, “O, fetva kurulunun bel kemiğiydi” derdi.

MEDİNE HAYALİNDEN İSTANBUL HİZMETİNE: BİR TESLİMİYET HİKÂYESİ

1987 yılında, yine mürşidi Şeyh Seyyid Muhammed Raşid Hazretlerinin tavsiyesiyle resmi görevinden emekli oldu. Seyda Molla Yahya’nın kalbinde yanan bir arzu vardı: Ömrünün geri kalanını Efendimiz’in [sallallahu aleyhi vesellem] komşuluğunda, Medine-i Münevvere’de geçirmek.

Ancak mürşidi ona farklı bir ufuk çizdi:

“İstanbul’daki insanların sana, ilmine ve irşadına ihtiyacı var.”

İstanbul’daki insanların irşad ve ilim susuzluğunu bildiği için ona İstanbul’a yerleşmesini emretti. Bu bir emirdi ve Molla Yahya, en büyük arzusunu mürşidinin emrine feda ederek İstanbul Üsküdar’a yerleşti.

İstanbul’a yerleşince ilmî ve irşadî çalışmalarına daha da hız verdi. Hem medrese öğrencilerini hem de İlahiyat Fakültesi öğrencilerini gruplar halinde okutarak, onlara klasik medrese usulüyle derinlik kazandırdı.

Seyda Molla Yahya, sadece kitaplardaki ilmi değil, kalbindeki irfanı da insanlara açtı. Haftada birkaç kez kurulan sohbet meclisleri, susuz kalmış gönüller için bir vaha, hakikat arayanlar için bir liman oldu. Onun meclisleri, sadece bilginin aktarıldığı bir ders değil; edep, samimiyet ve muhabbetin harmanlandığı birer gönül terbiyesiydi.

Bu meclislerin kendine has bir cazibesi vardı. Tıpkı bereketli bir bal kovanına yönelen arılar gibi, her yaştan ve her kesimden insan fevc fevc onun etrafında toplanırdı. İnsanlar, dünyanın gürültüsünden ve ruhlarını daraltan sıkıntılardan kaçıp, onun engin ilminin gölgesine sığınırlardı.

Seyda, kendisine yönelen her soruya bir şifa, her kederli kalbe bir teselli sundu. Onun ağzından dökülen her cümle, dinleyenlerin ruhuna taze bir nefes gibi yayılır; zihinlerdeki şüpheleri giderirken kalplerdeki muhabbeti perçinlerdi. O meclisten ayrılanlar, sadece yeni bir şeyler öğrenmiş olmanın huzuruyla değil, manen tazelenmiş ve yüklerinden arınmış olarak evlerine dönerlerdi. Onun sohbeti, dertlilere derman, yolunu kaybedenlere ise parlayan bir kutup yıldızı oldu.

whatsapp-image-2026-01-19-at-17-12-15.jpeg

İKİNCİ BÜYÜK HÜZÜN VE HİLAFET

1988 yılında, canı gibi sevdiği mürşidi Şeyh Seyyid Muhammed Raşid Hazretlerinden “hilafet” alarak bu kutlu yolun rehberlerinden biri oldu. Ancak 1993 yılında mürşidi Refik-i A’lâ’ya irtihal edince, Molla Yahya’nın kalbi bir kez daha parçalandı. Tıpkı daha önce Gavs hazretlerinde olduğu gibi, bu büyük zatın da cenaze işlemlerini, vefatından önce kendisine bıraktığı vasiyet gereği bizzat Molla Yahya yürüttü. Bu, mürşidinin ona olan sarsılmaz itimadının ve sevgisinin en büyük nişanesiydi.

İRŞAD HAREKETİ

1993 yılında mürşidi Seyyid Muhammed Raşid Hazretlerinin vefatından sonra Seyda Molla Yahya için yeni bir dönem başladı. Artık o, omuzlarındaki yükün bilinciyle hizmet alanını daha da genişletti.

Her gün verdiği derslerin yanı sıra, haftalık düzenli ilmi ve tasavvufi sohbetler tertip etti. Gittiği yerler, onun sayesinde adeta bir huzur ve ilim adasına dönüştü.

Hizmet anlayışını sadece bulunduğu şehirle sınırlı tutmadı. Hem yurt içinde hem de yurt dışında yoğun seyahatlere çıktı. Dini ve ahlaki hizmet anlayışını, Anadolu’nun köylerinden Avrupa’nın şehirlerine kadar geniş kitlelere taşıdı.

Maneviyata olan susuzluğunu her yıl yerine getirmeye çalıştığı Hac-Umre ibadetiyle dindirdi. Hemen hemen her yıl kutsal toprakları ziyaret ederek bu büyük ibadeti hayatının bir parçası kıldı.

Hayatını ilme vakfetti ve ülkenin dört bir yanından gelen binlerce talebeyi âlim olarak yetiştirdi. Bugün Türkiye’nin pek çok yerinde onun rahle-i tedrisinden geçmiş hocalar hizmet etmektedir.

Hayatı, Kur’an ve Sünnet ölçüsüne tam bir muvafakat içindeydi. Bu çizgiden kıl payı sapmadı. Özellikle dünyevi çekişmelerden ve siyasetin yıpratıcı dilinden ömrü boyunca uzak durdu. Müslümanlar arasında hiçbir ayırım yapmadan herkesi kucakladı, herkese yardım eli uzattı.

Sorunları anında çözen bir fıkıh ve ilim uzmanıydı. En zor meselelerde âlimlerin başvurduğu bir kaynaktı. Kendisi: “Okuduğum hiçbir şeyi unutmam” derdi. Bir sayfaya sadece bir bakış atması, oradaki hakikati kavraması için yeterliydi.

SADAKATİN EN GÜZEL ÖRNEĞİ: SEYYİDLERE HÜRMET

Seyda Molla Yahya’nın karakterindeki en belirgin vasıflardan biri, Ehl-i beyt’e olan sevgi ve saygısıydı. Özellikle de Gavs-ı Kasrevî ve Sultan Muhammed Raşid Hazretlerinin ailesine. Onlardan bir davet geldiğinde veya onlarla ilgili bir hizmet olduğunda, elindeki işi derhal bırakır, sebebini bile sormadan yanlarına koşardı.

Bu sadakatini kendi el yazısıyla yazdığı vasiyetinde şu tarihi sözlerle mühürlemiştir:

“Evlatlarıma kesinlikle vasiyet ediyorum ki; Gavs [Kasrevî] Hazretleri ile Üstâd-ı Efham [Şeyh Seyyid Muhammed Raşid] Hazretlerinin evlatlarından asla ayrılmasınlar. Onlara mülazım olsunlar ve onlara hizmet etsinler.”

ESERLERİ VE İLİM MİRASI

Molla Yahya el-Abbâsî, sadece konuşan bir dil değil, aynı zamanda yazan bir kalemdi. Özellikle Arapça klasiklerin Türkçeye doğru ve ruhuna uygun çevrilmesi noktasında titiz bir işçilik çıkarmıştır.

A. KENDİ TELİF ESERLERİ

İslam Akidesi: Aile reislerinin ve her Müslümanın bilmesi gereken temel inanç esaslarını sade bir dille anlattığı rehber eser.

Risâle fî Beyâni Mâhiyyeti’r-Râbıta: Tasavvufun en çok tartışılan ve merak edilen konularından biri olan “Rabıta” meselesini ilmi delillerle açıkladığı risalesi.

Mevridu’l-Hutab: Seyda’nın hikmetli sohbetlerinden ve vaazlarından derlenen, irşad edici konuşmalarının toplandığı eser.

B. TÜRKÇEYE KAZANDIRDIĞI NADİDE TERCÜMELER

Molla Yahya, İslam düşünce tarihinin köşe taşı eserlerini seçerek tercüme etmiştir:

İmam Gazali: el-Münkızü mine’d-Dalal (Dalaletten Kurtuluş) ve Eyyühe’l-Veled (Ey Oğul).

İmam Şehabeddin es-Sühreverdi: Avarifü’l-Maarif.

Şeyh Ahmed b. Zeyni Dahlan: ed-Dürerü’s-Seniyye fi’r-Reddi ale’l-Vehhabiyye.

Şeyh İbn Ataullah el-İskenderi: el-Hikemü’l-Ataiyye.

Şeyh Abdülvehhab eş-Şarani: el-Envarü’l-Kudsiyye.

Şeyh Sıbgatullah el-Arvâsi (Gavs-ı Hizani): el-Minah (Şeyh Halid el-Öreki tarafından derlenen eser).

Şeyh Fethullah el-Verkanisi: Adabu’t-Tarika.

Şeyh Ahmed İsa Aşur: Birru’l-Valideyn.

Şeyh Ahmed İzzeddin el-Beyanuni: Sebilü’l-Hüda ve’l-Amel.

Şeyh Hamza Muhammed Salih Acac: Min Vesaya’r-Resul.

PAYIMIZA DÜŞENLER

Seyda Molla Yahya’nın hayatı sadece bir biyografi değil, modern zamanın kaosunda yönünü bulmaya çalışan bizler için bir pusuladır.

a. Odaklanma Sanatı: Bir sayfaya bakınca her şeyi kavrayan o “Fatin” zekâ, aslında Allah’a verilen sözde durmanın ve zihni fuzuli işlerden (mâlâyâni) temizlemenin bir sonucudur.

b. Siyaset Üstü Bir Duruş: Hayatı boyunca siyasi tartışmalardan ve dünyevî çekişmelerden bilinçli şekilde uzak durmuştur. Bu tavır, pasiflik değil; “asıl davamız Allah’ın rızasıdır” şuurudur. O, ayrıştıran değil birleştiren; taraf olan değil, herkes için sığınılacak bir ilim ve hikmet limanı olmuştur.

c. Tevazu ve Sadakat: İlmî kudreti ve otoritesine rağmen, hocalarının huzurunda daima bir talebe edebiyle durmuştur. Kendisi bir güneşken bile, büyüklerinin yanında gölge olmayı tercih etmiştir. Günümüzün “ben” merkezli anlayışına karşı, bu tavır sessiz ama çok güçlü bir ders niteliğindedir.

d. İlim Emekliliktir Kabul Etmez: Diyanet’ten emekli olduktan sonra köşesine çekilip dinlenmek yerine İstanbul’un kalbinde ders halkaları kurmuştur. Ders halkalarını Üniversite gençlerine de açmış, ilahiyat öğrencilerine medrese disiplini aşılamıştır. Bu bize şunu öğretir: İlim, maaşla değil; adanmışlıkla yürür.

e. İlim ile Tasavvufu Birlikte Yaşamak: Onun hayatında ilim kuru bir bilgi, tasavvuf ise başıboş bir duygu değildir. İlimle tasavvufu, tasavvufla ahlakı birbirini besleyen iki kanat olarak görmüştür.

f. Hizmeti Mekânla Sınırlamamak: Köyden şehre, Anadolu’dan Avrupa’ya kadar gittiği her yerde aynı ciddiyetle hizmet etmiştir. İmkân varsa hizmet vardır anlayışıyla, “burası dar” dememiş; nereye gitmişse orayı ilim ve irşadla genişletmiştir.

g. Ehl-i Beyt ve Büyüklerle Bağı Korumak: Seyyidlere ve mürşid ailesine gösterdiği ihtimam, sadece bir sevgi değil; bir vefa ve istikamet meselesidir. Kendi evlatlarına bile bu bağı vasiyet etmesi, silsile bilincinin ve manevî köklere tutunmanın ne kadar hayati olduğunu gösterir.

h. Dünyevîleşmeye Karşı Sessiz Direniş: Makam, şöhret ve geniş imkânlar elinin altındayken bile sade bir hayat sürmüş; ilmi, dünyevî kazanç aracı hâline getirmemiştir.

Seyda Molla Yahya el-Abbâsî, 20 Ocak 2008 tarihinde İstanbul’da Hakk’ın rahmetine kavuştu. Geride; ilmiyle istikamet bulan binlerce talebe, irşadıyla dirilen gönüller ve kıymeti zaman geçtikçe daha iyi anlaşılan eserler bıraktı.

Onun hayatı, Hz. Ali’nin şu veciz beyitlerinin adeta yaşayan bir tefsiriydi:

“Gerçek övünç ancak ilim ehlinedir,

Çünkü onlar, yolunu şaşıranlara hidayet rehberidir.

İlimle kazanan, ebediyen diri kalır,

Herkes ölür, ama ilim ehli hep hayattadır!”

Ayrıca o, dünyayı bir “vatan” olarak değil, bir “gemi” olarak gören o akıllı kullardan biriydi:

“Allah’ın öyle kulları vardır ki, dünyayı bir deniz kabul ettiler,

Salih amelleri ise o denizde kendilerine gemi yaptılar...”

Cenâb-ı Hak bizleri onun ilim ve irfanından hissedar eylesin; bereketinden ve şefaatinden mahrum bırakmasın. Âmin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Abdurrahman Hakan Pakiş Arşivi

Denge, ifrat ve tefrit

05 Ocak 2026 Pazartesi 23:29

Zamanlar İçinde Mukaddes Zamanlar

25 Aralık 2025 Perşembe 13:41

Kusur aramak akıllı insanın işi değil!

17 Aralık 2025 Çarşamba 14:15

Kulluğun sultanlığı

10 Aralık 2025 Çarşamba 16:19

Kıymetin kıymetini bilmek

03 Aralık 2025 Çarşamba 03:01

Birlik rahmettir, ayrılık ise azap

19 Kasım 2025 Çarşamba 09:53

Hayata bakış açımız

11 Kasım 2025 Salı 10:41