Abdurrahman Hakan Pakiş

Abdurrahman Hakan Pakiş

Müslüman maddiyata nasıl bakmalı?

Bismillah.

Elhamdülillah, vessalâtü vesselâmü alâ Resûlillah.

İnsanoğlu dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren ihtiyaçlarıyla yüz yüze gelir. Bu ihtiyaçların karşılanması için de maddî unsurlara, yani mala, mülke, kazanca ihtiyaç duyar. Ancak mesele sadece bu kadarla sınırlı değildir. Asıl mesele, müslümanın kalbinde maddenin nasıl bir yere oturduğu, ona nasıl bir anlam yüklediğidir. İslâm, dünyayı bütünüyle terk etmeyi değil; onunla dengeli bir ilişki kurmayı öğütler. Çünkü madde de, mana da Allah’ın [celle celâlühû] birer nimetidir. Önemli olan, maddeyi amaç hâline getirmemek, onu Allah’ın [azze ve celle] rızasına giden bir araç olarak görmektir.

DÜNYA MALININ GEÇİCİLİĞİ

Resûl-i Ekrem [sallallahu aleyhi vesellem], ashabına ve ümmetine dünya hayatının geçiciliğini sık sık hatırlatmıştır. Bir yarışta Hz. Peygamber’in devesini geçen bedevi olayı üzerine Efendimiz şöyle buyurmuştur:

حَقٌّ عَلَى اللّٰهِ أَنْ لَا يَرْتَفِعَ شَيْءٌ مِنَ الدُّنْيَا إِلَّا وَضَعَهُ.

“Dünyada yükselen bir şeyi alçaltmak, sünnetullahtır (Allah’ın değişmez bir âdetidir.)

Bu hadisten anlaşılan şudur: Dünya malı, makam ve şöhret bir gün yükselebilir, fakat asla kalıcı değildir. İnsanların kurduğu nice dev şirketlerin, markaların veya servet sahiplerinin zamanla yok oluşları bunun en açık örneğidir. Dolayısıyla mümin, dünyanın fani güzelliklerine aldanmamalı, onlara gereğinden fazla değer vermemelidir.

GERÇEK ZENGİNLİK NEDİR?

Müslüman için gerçek zenginlik, cebindeki paradan ya da mal varlığından çok, kalbinin huzuruyla ölçülür. Resûl-i Kibriyâ Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] bu hakikati şöyle dile getirmiştir:

لَيْسَ الْغِنَى عَنْ كَثْرَةِ الْعَرَضِ، وَلَكِنَّ الْغِنَى غِنَى النَّفْسِ.

“Zenginlik mal çokluğu değildir. Asıl zenginlik gönül zenginliğidir.”

Dolayısıyla, kanaatkâr bir müslüman en zengin insandır. Gönlünü aşırı hırstan, ihtirastan ve doymazlıktan arındıran kimse, sahip olduklarının kıymetini bilir ve onları Allah yolunda cömertçe paylaşır. Asıl fakirlik ise mal yoksunluğu değil; kul hakkı yiyerek, haksızlık yaparak ve bencillikte zirve yaparak ahirete gitmektir.

MADDE İLE MANA ARASINDA DENGE

İslâm, maddeyi tamamen reddetmez. Zira insanoğlunun dünya hayatını sürdürmesi, yeme, içme, giyinme, barınma gibi ihtiyaçları karşılaması mal ile mümkündür. Ancak bu noktada dengeyi kaybetmemek gerekir. Kur’ân-ı Azîm, Cenâb-ı Mevlâ’yı zikretmekten alıkoymayan ticaret ve alışveriş sahiplerini över:

رِجَالٌۙ لَا تُلْه۪يهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِ وَاِقَامِ الصَّلٰوةِ وَا۪يتَٓاءِ الزَّكٰوةِۙ.

“Hiçbir ticaretin ve hiçbir alışverişin kendilerini Allah’ı anmaktan, namazı kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoymadığı öyle er kişiler vardır ki…” (Nûr, 24/37)

Bu ayet, müslümanın hem çalışıp üretmesini hem de kalbini Allah’a bağlı tutmasını emreder.

Hz. Peygamber döneminde Müslümanlar iş hayatıyla meşgul olurken aynı zamanda ibadetlerini aksatmıyorlardı. Tarihte ahilik ve fütüvvet teşkilatları da bu anlayışın bir ürünü olmuştur. Esnaf, ticaret yaparken sadece kazancını değil, ahlâkını da gözetir; topluma faydalı olmaya gayret ederdi. Bugün Müslümanlar bu dengeyi kaybettiklerinde ya dünyaya bütünüyle dalmakta ya da İslam’ın özüne uymayan şekillerde kapitalizme eklemlenmektedirler.

MEVLÂNÂ’NIN GEMİSİ

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî [rahmetullahi aleyh] bu dengeyi çok güzel bir teşbihle anlatır: Dünya malını denize, insanı da bu denizde yüzen bir gemiye benzetir. Gemi denizin üzerinde kaldığı sürece yol alır, hedefine ulaşır. Ama suyun geminin içine dolması gemiyi batırır. Dünya malı da böyledir. O, insanın altında durmalı, hayatını kolaylaştırmalı; ama kalbine sızmamalıdır. Kalbine giren dünya sevgisi insanı helâke götürür. Maddeden faydalanmak mümkündür; fakat onun esiri olmak müminin bütün hayatını bozar.

HÂSIL-I KELÂM

Müslüman için mesele, maddeyi terk etmek değil, onu kontrol altında tutmaktır. Maddiyat, Allah’ın insana emanet ettiği geçici bir imkândır. İnsan, elindeki nimetleri meşru yollarla kullanıp, onlarla sâlih ameller işlerse, bu nimetler onu Allah’ın rızasına ulaştırır. Ama ölçüyü kaçırıp mal sevgisini kalbine yerleştirirse, o zaman dünya malı geminin içine giren su gibi onu batırır.

Öyleyse Müslüman, kazancını helâl yoldan elde etmeli, ihtiyacından fazlasını paylaşmalı, malını Allah yolunda değerlendirmelidir. Gerçek zenginlik, malın çokluğu değil; kalbin huzuru, kanaat ve Allah’ın rızasına yakınlıktır.

Buhârî, Cihâd, 59 (nr. 2872).

Buhârî, Rikâk, 15 (nr. 6446); Müslim, Zekât, 40 (nr. 120).

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Abdurrahman Hakan Pakiş Arşivi

Denge, ifrat ve tefrit

05 Ocak 2026 Pazartesi 23:29

Zamanlar İçinde Mukaddes Zamanlar

25 Aralık 2025 Perşembe 13:41

Kusur aramak akıllı insanın işi değil!

17 Aralık 2025 Çarşamba 14:15

Kulluğun sultanlığı

10 Aralık 2025 Çarşamba 16:19

Kıymetin kıymetini bilmek

03 Aralık 2025 Çarşamba 03:01

Birlik rahmettir, ayrılık ise azap

19 Kasım 2025 Çarşamba 09:53