1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Fikret Akınerdem

  3. Tohuma Sâhip Olma Hayata Sâhip Olmakmış
Prof. Dr. Fikret Akınerdem

Prof. Dr. Fikret Akınerdem

Yazarın Tüm Yazıları >

Tohuma Sâhip Olma Hayata Sâhip Olmakmış

A+A-

Son zamanlarda bazı insanın sansasyonel yazı kaleme almaları veya medyada boy göstermeleri prim yapıyor ya; şimdi sizlere kendini tohum uzmanı zanneden konu cahili, cahil olduğu kadar da saygısız Konya kökenli bir adamın yazısından alıntılar yapacağım, bu adama başka yazımda cevaplayacağım. 

İnsanlar kendi coğrafya ve ikliminde yetişen bitkileri ekerek hayatlarını sürdürür. Bazıları tohumun kökenleri hakkında aslı astarı olmayan mitolojik bilgiler yayarak ifsatlarına meşruiyet sağlar. Gerçek, sahih, geleneksel yâni insanların çeşitli araçlar kullanarak yaratılışlarına müdahale etmediği, yâni tayyib tohumlar bizim en değerli hazînemiz. Bunlar bize ebeveynimizce faydalanıp bir sonraki nesle sağlam teslim etmemiz şartıyla bırakılan emânetler. Bu fıtrî tohumlar hem bizim ve diğer canlıların hem de gelecek nesillerin sıhhat ve hürriyetinin teminâtı. Geleneksel tayyib tohumlar kısır olmayıp kendi neslinin idâmesini sağlar. Ayrıca besleyiciliği yüksek, canlıların tüm besin ihtiyaçlarını karşılarlar. Hiç kimsenin özel mülkü olmayıp, Allah’ın hayat hakkı tanıdığı tüm canlıların ortak mülküdürler.

Dünyâda bâzı şirketler, vakıflar ve devletler tohum bankaları kurarak, tohumları muhafaza ediyormuş hissiyâtını oluşturarak toplumu aldatıyorlar. Bunun amacı gerçek tohumları çoğaltarak halka ektirmek elbette hayırlı bir adımdır. Tohumun yeri tohum bankaları değil topraktır. Gerçek tohumları bankalara mahkûm edip hibrit tohumlar ektirmek, halkı aldatmaktır.

Beşeriyetin beslenmesinde en temel gıdanın tahıl olduğunu bilen şer odakları, ifsâda buğdayla başlarlar. Türkiye’de ilk korsan ekimleri 1941’de Kasım Gülek tam 100 çiftçiye ektirerek tohumlarımızı ifsâd ettirdiği ebter tohumlar da Rockefeller’indir. 1963’de ilk tohum kanunu çıkarılır. Sonrası tam bir felâket, artık acınası durumdayız. Her türlü bitkinin tohumunu ithâl ediyoruz. Yerli üretim denilenlerin ezici çoğunluğunu da batılı tohum şirketleri burada üretiyor ve “yerli” numarasıyla bize satıyor.

Bugün Norveç’te “Svalbard tohum deposu” var, buzulların altında. Burası şeytanlara âit. Fıtratı ile oynadıkları tohumlar bir gün işe yaramaz hâle gelirse -ki şimdiden geldi. Birileri de saf saf bu hâinlerin insanlığa iyilik yaptığını sanıyor. Bunlardan hayır ummanın şeytânı peygamber yapmaktan farkı yok.

Dünyâ tohumda ABD, İsrail, Hollanda, Almanya gibi ülkelerin eline bakıyor. Türkiye için de durum bundan faklı değil. Tohuma sâhip olan, bütün hayâta sâhip olur. Gıdaya sâhip olan, dünyâyı yönetir. Petrol işin hikâyesidir. Petrolünüz var ama tohumunuz, suyunuz yok, havanız kirli.

Basîret ve hikmet azığını kaybetmiş çiftçimiz, elindeki temiz toprak tohumun kıymetini bilmez. Ne acıdır ki bugün kimi çevreler sâdece küresel hâkimiyet, kimi çevreler ideolojik körlük çerçevesinden bakar tohuma. Yakın zamana kadar binlerce çeşit ürünün ziraatı yapılırken, ‘mono tarım’ denilen endüstriyel tarımda ne yazık ki çeşitlilik azaldı. Bugün yaygın olarak ekim-dikimi yapılan bitki sayısı maalesef iki elin parmakları kadar. Kirli emelleri olan küresel egemen güçler, tür ve alt türleri azaltmak, geri kalanları ise kendi patentleri altına almanın mücadelesini veriyor.

Buğdayın on bin, pirincin 100 bin, patatesin 20 bin, üzümün 15 binden fazla türü var. Bunca çeşitlilik tohumu kendi mülküne geçirmek isteyenleri rahatsız ediyor, birkaç hatta tek tür buğday, pirinç olsun istiyorlar. Yapısına müdahale ederek patent altına aldıkları türler ekilsin, diğerleri yok olsun diyorlar. Tohumun genetik yapısına müdahale etmenin asıl amacının verimlilik ve açlık olduğunu iddia edenler en büyük yalancılardır. Bunun amacı ârî ırk yaratma ile insanlığın sıhhatini bozarak sağlık mafyasının eline düşürmektir. Bu şeytani teraneyi bilimsel kılıfla yutturdular akademik ve siyasi çevrelere.

‘Ârî ırk’ faşizmin ürünüdür. Hibrit papaz Mendele dayanır, ârî ırk safsatası ile hibritçilik kardeştir. Ticârî hibritleri hem kısır hem de besin değeri düşüktür. Basiret ve feraset yoksunları da bu oyuna gelirler doğal olarak. GDO, dünyanın büyük biyo-silâhı ve biyo-terörüdür, hibrit de ondan farklı değil, neticede insan zarar görür. Batılı hipnozlu aklı evveller, ‘bu olmasa insanlar aç kalır, 7 milyar insan nasıl doyacak gibi Allah’a noksanlık, yoksunluk ve acziyet izâfe eden, “Ben Yarattığım tüm canlıların rızkına kefîlim” buyurduğu halde Allah’ı yalanlayanların bir bölümü kendine hâlâ “Müslüman diyor.

Oysa bir tane buğdaydan yedi başak, her başaktan da yüzlerce taneyi yaratan Allah ‘ol’ der ve o başak yedi değil yetmiş, yetmiş değil yedi yüz başak verir de yedi yüz milyar insanı besler.

Rızkı verenin Allah değil de biyo-teknoloji olduğunu düşünenler, hadi o zaman hepiniz bir araya gelin, Allah’ın yarattığı tohumu/canlıyı değiştirmek yerine sıfırdan olmayan bir tohum yapın. Hibrit veya GDO’lu tohumlardan üretilmiş sözde gıdaları almak, bunları yemek, hayvanlara yedirmek zulümdür, zalimlere suç ortağı olmaktır. Arayana, gayret edene Allah tüm kapıları açar.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

3 Yorum