Hatice Filiz Çelik

Hatice Filiz Çelik

Bir Kendini Gerçekleştirme Yöntemi: Sanat ve Edebiyat

Bir Kendini Gerçekleştirme Yöntemi: Sanat ve Edebiyat

Sanat ve edebiyat!…Hayatımızda bunca acı, haksızlık, keder, yas, vâveylâ varken günümüz insanın  düşünmesi gereken en öncelikli konulardan mıdır?

O ünlü piramidi biliriz; tabanda yeme-içme-barınma gibi fizyolojik ihtiyaçlar yer alırken en üstteki o küçük üçgenin bulunduğu alanda ise entelektüel zihnin ihtiyaçları yani kendini gerçekleştirme duygusuna yer verilir.

Peki yaşadığımız çağda ihtiyaçlar nasıl sıralanıyor? Fizyolojik ihtiyaçlardan sonra aidiyet duygusu, başarma içgüdüsü, toplum içindeki saygınlığımız v.s. gibi sıralarken kendini gerçekleştirme yollarını gerçekten kendimiz mi belirliyoruz yoksa artık “sistem”  mi bizim adımıza bunu belirliyor?

Bir düşünelim; sabahın   erken saatlerinde, korkunç bir trafiğin içinde işimize gidiyoruz. İşimizin verdiği stres yetmezmiş gibi iş arkadaşlarımız veya amirimiz tarafından da duygusal tacize maruz kalıyor olabilir veya bugün maaş günüdür de borçları kapatmaya yetmeyen bir meblağ görmüşüzdür maaş hesabımızda. Veya sahibi olduğumuz işyerinde gelir-gider tablosundaki dengeyi olması gerektiği şekilde tutturamıyoruzdur. Bunun dışında çocukların sorunları, eşlerle, aile bireyleriyle yaşanan sıkıntılar gibi gün içinde sayısız sorunla baş etmek durumunda kalırız her gün. İşte tam bu noktada günümüzde  insana dayanma gücü verebilecek bir nefes alma boşluğu ihtiyacı çıkar karşımıza. Günlük sorunlarımızdan uzaklaştıracak meşgalelere ihtiyaç duyarız. O küçük üçgenin içindekilerine yani... Buradaki ihtiyaçlar insandan insan değişir elbet ...Bu ihtiyaçlar arasında “sanat ve edebiyat” ı seçmek ise insana  var olma nedenini sorgulatır ve  ayrıca günümüzde en çok eksikliği hissedilebilecek nezâhet ve nezaket vasıflarını da kazandırır.

Yapay eğlencelerle veya yapay arayışlarla günümüz insanı farklı arayışlara da yönlenebilir elbette.  “Hayat koçluğu” veya kıtaların çok çok ötesi kültürlerinden gelen “kişisel gelişim kursları/kitapları” da bu boşluğu doldurmaya gönüllüymüş gibi görünürler. Karşımıza ben  “koç” um   veya “kişisel gelişimciyim” (ki bu tabiri kullananları yazın dünyasında görmüşlüğümüz vardır) diyen, ameliyatlık hastayı aspirinle  tedavi etmeye kalkan insanlarla ve huzuru buldurmaya çalışan vaat- severlerle çevrelenmiştir  etrafımız.

 Oysa yoğun ve stresli gündemimizde bizi aradığımıza ulaştıracak tek şey “güzel” e ulaşma çabası olacaktır. Dünyadaki güzelliği ve estetizmi görebilen insan artık ”hayret” le ,“farkındalık” la bakmaya başlar hayata. Kişiliği güçlenir, olumsuzluklara karşı dayanma gücü artar. Artık hayatındaki anlam boşluğunu sistemin istediği şekilde doldurmaya kalkmaz. Sistem şöyle der çünkü; ekran karşısında saatlerini “boş hayatların hikâyelerini” izleyerek tüket veya “sosyal medya” da anlamsız-uzun saatler geçir veya alışveriş merkezlerinin boğuculuğu içinde sosyalleşme ihtiyacını gider…

Tüm bunların ardından ise, kapatmaya çalıştığımız o boşluğun yerini daha büyük boşlukların açılması sonucu ortaya çıkar…Hem ruhsal hem de ekonomik çöküştür belki de bu silsilenin sonu.

Sanat ve edebiyatın bu noktada bizi ayrıcalıklı bir yere götüreceği muhakkak. Bu iki olgu  sayesinde ruhu törpülenen insan “başka insanlara hükmetme güdüsü” nü unutacaktır. Çünkü gerçek yükselmenin başkasının canını yakıp onu aşağı iterek değil, kendini geliştirerek yukarlara çıkmakta olduğunu keşfedecektir. Bu yükselmişliği ona güven verecek, bu güvenin ise “Rızkı Veren” e güvenmekle aynı anlamda olduğunun farkına varacaktır. Bu güvenin ardından  ise manevi huzurun kapısı aralanacaktır. Elbette sanat ve edebiyat bu amaca ulaşmanın yegâne yolu değil fakat en değerli yollarındandır.

Bu şekilde kendini gerçekleştirme çabasının bir diğer olumlu etkisi ise   ekonomik-maddi yönde de olur. İddialıdır bu söylem ama gerçek budur. Örneğin sanat ve edebiyatla ruhunu doyuran insan daha fazlasına, daha gösterişlisine, daha pahalısına meyletmeyecektir. Bu yolla estetik zevki yükselen insan evini her sene modaya uygun, ağır ve gözleri yoran eşyalarla donatmayacaktır. Bu kültürü alan genç insan ise yeni çıkan ”günün en yeni ve en indirimlisinden!... “ olan  ürününe ilgi göstermeyecektir.

Peki nasıl yapar sanat ve edebiyat bu iddialı söylemleri? Bunu tek bir cevabı olabilir; zamanla. Zaman içinde doğru kitapları okudukça ve gerçek sanat eserlerini izledikçe, artık en güzeli  fark eder oluruz. Artık zihnimiz “kelimelerin- eserlerin” daha iyisine ulaşmaya çabalayarak seçiciliğini daha da arttıracaktır.

Doğru okuma ve gerçek sanat eserini seçme ve öğrenme yolumuz nasıl olacak peki sorusu akla gelebilir. Hele ki artık sanatın, büyük şehirlerin en pahalı semtlerine sıkıştırılan galerilerinde veya pahalı salon gösterileri haline sokulup, sadece varsılların dünyasına ait olduğu fikri bize verilmeye çalışıldığı bu günlerde…

Özellikle içinde yaşadığımız güzel şehrimiz, Şehr-i Kadim Konya’mızda gerçek sanat ve edebiyat gündemini nasıl takip edeceğiz? Çocuklarımızı nasıl buluşturabileceğiz sanat, düşünce ve edebiyat insanları ile!…

Bu soruların hepsi ise ayrı birer yazı konusu naçizane…

Nasibimizde varsa eğer yazılacak olanlar yazılacaktır, kaleme güç verenin izni ile…

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
6 Yorum
Hatice Filiz Çelik Arşivi
SON YAZILAR