Hatice Filiz Çelik

Hatice Filiz Çelik

Dostluk dediğin güzel bir kitap

Yıllardan beridir hepimize, dost ve arkadaş kelimesi arasında ince bir nüans farkı olduğu öğretilmiştir. Arkadaş tanım olarak yakınlık, dostluk ve sevgi bulunan kimseler olarak, dost ise birini riyasız ve samimi duygularla seven, her bakımdan kendisine güvenilir kimse olarak geçer sözlükte.

Klasik örnektir, hepimizin pek çok arkadaşı vardır. İşyeri arkadaşları, okul arkadaşları, eski tanışlar, aynı hissi paylaşıp bir şekilde yolu kesişenler…Dost ise öyle her yerde kolayca bulunabilecek türden bir insani ilişki değildir. Bir ünsiyet meselesidir. Dolayısıyla nadir bulunduğu için dost sayısı azdır hayatımızda. Çoğunlukla ise bir ya da iki taneyi geçmez.

Günümüzde arkadaşlığı bile zor edinirken bir dost bulmak çok meşakkatlidir. Kimi çocukluğumuzdan gelir, kimi okul sıralarından veya askerlikten. Kimi ise en zor şartlarda karşımıza tevafuken çıkıverir de bir daha çıkmaz hayatımızdan.

Dostluk seviyemizi ölçme yöntemlerimizden birisi; dostumuzun zor günlerimizde yanımızda olup olmadığına bakmamızdır genelde. Oysa kötü günümüzde bizim acımızı canı gönülden paylaşmasının yanı sıra elde ettiğimiz güzel başarılarımızı, ödüllerimizi, sevgi dolu ailemizi, çevremizi, fiziksel güzelliğimizi memnuniyetle paylaşıp paylaşmadığını gözlemlemeyi unuturuz. Çünkü aslında gerçek dost; biz en iyiye/ güzele sahipken bile bizimle birlikte sevinebilen, mutlu olabilendir. Yani kalbinde bize karşı en ufak bir haset duygusu taşımayandır.

Diğer yöntemimiz ise; dostum dediğimize karşı yaptıklarımızın karşılığı gelecek mi diye bekleyip durmamızdır. O karşılık gelirse ancak dost olmaya vardırırız yolumuzu. Sanki aramızda bir anlaşma varmış gibi. Sanki bir ticaret gibi…

Her birimizin sosyal medya hesaplarındaki tanıdık (arkadaş bile diyemiyoruz) sayısı yüzleri/ binleri bulurken yukardaki tanıma uyan bir dost sahibi olmak hepimizin hayalidir sanki. Hepimiz böyle bir dost isteriz, her birimiz böyle bir dostu hak etmiş farz ederiz kendimizi. Oysaki böyle bir dostun gelmesini beklerken kendimizin böyle bir dost olma yoluna girmemiz gerektiğini düşünmeyiz. Böyle bir dostluğun karşılıklı fedakârlık gerektirdiğinin farkında bile değilizdir. Çünkü narsisizm çağında bizim her şeyi hak eden taraf olduğumuz aksettirilir her türlü mecradan. Biz değerliyizdir dolayısıyla böyle bir dost önce gelip bizi bulsun isteriz.

Oysa gerçek dostluk karşılık beklemeden hatta o karşılığın gelebileceği ihtimalini bile düşünmeden karşısındakiyle ilişki kurabilmektir. Dostluğu Allah(c.c.) için sürdürebilmektir. Sadece O’nun rızasını gözeterek birlikte yürütmektir.

Yani iyi bir dost bulmanın en kolay yolu önce kendimizin iyi bir dost olabilmesinde yatar.

Prof. Dr. Mim Kemal Öke bir röportajında kendi özel hayatı hakkında bir soruya verdiği cevap dostluğun değeri hakkında dikkat çekicidir. Kendisine zihinsel özürlü kızı Nazlı’nın kendi ve eşinin vefatından sonra akıbeti hakkında endişelenip endişelenmediği sorulur. O ise şöyle cevap verir: “Öncelikle Nazlı Cenab-ı Allah’ın bir emanetidir. Biz gittikten sonra O mutlak olarak emanetine sahip çıkar. İkincisi ise, Nazlı’yı kolaylıkla gözüm arkada kalmadan emanet edebileceğim pek çok dostum var.” Bunun üzerine soruyu soran kişi inanamaz şekilde teyit etmek ister böyle dostların varlığını. Hoca ise şöyle devam eder: “Elbette var böyle dostlarım. Zaten en değerlini emanet edemeyeceğin bir tek dost bile edinememişsen, bu dünyada sen ne yaptın demezler mi?”

Bu dünyada böyle bir tek dost bile edinememişsek nasıl bir ömür sürdük, belki de kendimize sormamız gereken en önemli sorulardan biridir?

En büyük Dost’a ulaşma yolunda bize kılavuzluk edecek ve geride bizim emanetlerimize sahip çıkacak dostlarla karşılaşmak dileğiyle.

Sağlığınız ve huzurunuz daim olsun.

*Bedri Rahmi Eyuboğlu- Dostluğumuz

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.