Hatice Filiz Çelik

Hatice Filiz Çelik

Ötekinin Gerçekliği

Anlamı unutulmaya yüz tutan güzel bir kelimedir; ünsiyet. Yakınlık, ahbaplık anlamına gelir. Bir insanın bir insanla kurduğu gönül bağı, dostluktur. Tanıyarak yakınlaşmak, aşinalıktır.

Karşımızda bir yabancı için, onu gördüğümüz ilk anda kafamızın içinde bir portre çizeriz. Belki saniyeler içinde onun hikâyesini de kendimizce yazıveririz hemen. Uzmanlar genelde bu tür kendi muhayyelimizdeki ilk düşüncenin olumsuz olduğunu belirtir. Bu olumsuz düşüncelerin nedeni, belki yetişme şartlarımız, kültürümüz ya da daha önce edindiğimiz kötü deneyimlerimiz olabilir. Hele ki o kişi bizden görünüş itibariyle farklı ise. Giyinişi, farklı ülkeden oluşu, dini, ırkı gibi pek çok yönden o kişiyi kendimizden farklı görebiliriz. O bir “öteki”dir bizim için ve ondan uzak durmak, hatta bırakın uzak durmayı onu düşman bilmek için yeterlidir bu görünüşteki dış sebepler. Nereden elde ettiğimiz belli olmayan bir hak görürüz kendimizde, onu dışlamak için. Daha onu tanımak için tek bir çaba harcamamışızdır (zaten buna pek de vaktimiz yoktur), bize gönderilen mesajlar, onlar hakkında başkalarının anlattığı hikâyeler yeterlidir bu kötü zanna ulaşmamızda. Halbuki günlük hayatımızda “Bana kimse hiçbir şeyi zorla yaptıramaz/kabul ettiremez, ben özgür düşünceliyim,” diye de öğünürüz. Buna rağmen fark etmeden başkasının anlattığını ve fikrini kolayca kabulleniriz. Öteki dediğimiz kişinin hikâyesini kendinden dinleme zahmetine bile girmeyiz. Malum hız çağı, böyle dinlemelere vaktimiz yok ve başkasının anlattığı “özet” yeterlidir.

“Yaratılanı hoş gördük Yaradan’dan ötürü.” sözü ise dilimizde kullana kullana aşınma yapmıştır adeta. Ne kadar hoşgörülü olduğumuzdan, kadim medeniyetimizden örnekler vererek ballandıra ballandıra anlatırız çoğunlukla.  Bu tür özlü sözler yüzeysel eğitim sistemimizde öğretildiği veyahut sosyal medyada paylaşımlarında binlerce beğeni aldığı için zihnimizdedir. Oysa bu sözlerin üzerine, ciltler dolusu kitaplar yazılabilecek derin anlamları üzerinde düşünme gereği hissetmeyiz hiçbir zaman.

Biraz düşündüğümüzde aslında kimin öteki kimin beriki olduğunun sınırlarını çizenlerin amaçlarını kavramak çok da zor olmaz. Sömürü kültürünün bir yansımasıdır adeta bu tavır. Cildinin rengi, konuştuğu dil, yaşadığı ülke, giyim tarzı, aldığı eğitim, yaşadığı şehir, inandığı ideoloji, tuttuğu takım, gittiği mahalle kahvesi…dikkat edilirse ötekileştirme çemberi giderek daralmakta. Sanki artık çevremizdeki herkes bizden uzak bir diğeri halini almaya başladı. Çember bu şekilde daralınca da hiçbir farklılığa tahammülümüz kalmıyor artık.

Halbuki Yüce Dinimiz İslâm ve kadim kültürümüzün özü, “ötekini kabul etmek” düsturunu bile kabul etmeyip aslen “hiç kimseyi öteki olarak görmemek” üzerine dayalıdır. Bunun aksi zaten kibrin en büyüğü olarak kabul görür. Bugüne kadar hayatlarını okuduğumuz tüm Allah dostları ve arifler insanı hep insan olma özelliği ile kabul edip yine onu Hz. İnsan olarak tasnif etmişlerdir. O insan ki, Cenab-ı Hakk’ın sıfatlarının yansımasıdır ve bundan ötesinin hiçbir değeri olmamıştır o zatlar için.

Başkasının anlattıkları ile önyargıyla yaklaştığımız, sömürgeci zihniyetin bize dikte ettirdiği bu zihniyet yerine, karşımızdakinin hikâyesini dinlemek tüm o kara bulutlar içindeki düşüncemizi dağıtacaktır belki de. “Derdini tasasını dinlediğimiz insana sonsuza dek düşman kalamayız.” der Kemal Sayar.

Yani özetle bir insanı öteki ya da beriki diye görmemeye başlayabilmek ile yaradılış gayemizin amacına ulaşma yolundaki en büyük adımı atmış olabileceğiz belki de…

Sağlığınız ve huzurunuz daim olsun.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.