Hatice Filiz Çelik

Hatice Filiz Çelik

Yine Mi Gençler Suçlu?

“Karabibik” Nabizade Nâzım’ın öykülerinden biridir. Bu öyküyü önemli kılan, edebiyat tarihimizde gerçekçilik üslubu ile yazılan ve köyü/ kırsalı anlatan ilk hikâye olmasıdır. Nâzım’ ı ve öykülerinin özelliklerini bu yazımda anlatmak amacında değilim. Bu öyküye atıfta bulunmamın bir nedeni, geçenlerde internet üzerinde gezinirken ilgili eserin bir eğitmen tarafından, animasyonla anlatılması dikkatimi çekti ve hemen izledim videoyu. Ve maalesef çok büyük bir hayal kırıklığına uğradım. İki dakikadan az süren bu animasyonda, aslında yaklaşık otuz sayfa süren hikâye abartısız sadece; gelmiş, gitmiş, olmuş, bitmiş şeklinde özetlenmiş.

Bunun nedenini sorduğumuzda gelen cevap çok açık; çünkü Türkçe sınavlarında sadece bu bilgiler sorulacak. Çocukların bu kadarını bilmesi yeterli. Öyle ya kimin otuz sayfalık bir öyküyü okumaya vakti olur.

Son yapılan üniversite sınavlarının istatistikleri yayınlandı bu hafta. O istatistik rakamlarını uzun uzadıya almıyorum yazıma. Zaten pek çok mecrada yayınlandı bu tablolar.

Sonuçlar içler acısı. Özellikle matematik ve Türkçe sorularında hiçbir soruya doğru cevap veremeyenlerin sayısı endişe verici.

Tabii hemen akabinde bir dolu yorum yapıldı. Pandemi döneminde eve kapanan öğrencilerin psikolojisine bağlayanlar, eğitim sisteminin sorunlu olduğunu söyleyenler ama en çok da yeni kuşağın ne kadar boş bir zihin yapısına sahip olduğunu dem vuranlar!

Bu olumsuz sonuçların bu çocukların sorumsuzluğundan kaynaklanmış gibi yorumlanması dikkat çekici ve bir o kadarda üzücüydü. Halbuki onlara verilen eğitimin temelinin sınava dayalı olduğunu gözden kaçırdık hep birlikte.

Örneğin bu gençlere yukarda bahsettiğim gibi “Karabibik” öyküsünün tamamını okumalarını salık vermedik. Oysa bu ve bunun gibi eserleri en baştan okuma alışkanlığı kazandırmış olsaydık onlara; sadece giriş, gelişme, sonuca dikkat etmekten ziyade o eserdeki estetik hazzı görebilme, yorumlama ve karşılaştırma yetilerini geliştirebilmiş olacaklardı. Hatta hızlı okuma ve okuduğunu rahatlıkla anlama kapasiteleri de artacaktı. Bu tür okumaların sadece Türkçe dersi için değil ayrıca matematik, fizik, kimya gibi sayısal içerikli derslerin sorularının da rahatça kavranmasına neden olduğunu keşfedeceklerdi.

Oysa her geçen gün bırakın eserlerin özetlerini “en kısa” videolarla ve benzeri uygulamalarla bu çocukların zihinleri kısırlaştırılıyor. Çocuklara eğitimin bu şekilde olması gerektiği düşündürülüyor. Zihinler artık sadece birkaç saniye odaklanabilir hale geliyor.

Ve sonuç olarak, pandemi gibi tüm dünyayı saran beklenmedik bir olay ile bu eğitim siteminin zar zor dönen çarkları da durma noktasına geldi maalesef. Ezbere dayalı eğitime alışkın olan ve yukarıda anlattığım nedenlerle odaklanma sorunu yaşayan bu öğrenciler, karşısında canlı bir öğretmen disiplini ve ezberi görmedikleri zaman ne yapacaklarını şaşırdılar.

Daha da vahim bir başka sonucu oldu bu pandemi dönemi uzaktan eğitiminin. Eğitim eşitsizliği daha da gözle görünür hale geldi. Bir yanda ekonomik durumu iyi olan bir ailenin çocuğu olan ve kendi özel ve sessiz odasında her türlü elektronik imkâna sahip bir şekilde ve hatta birebir görüşebildiği özel öğretmenleri ile ders çalışabilen bir öğrenci… Diğer tarafta 3 kardeşi ile aynı odayı paylaşmak zorunda kalan ve yeterli internet ve elektronik imkânlara  sahip olamadan uzaktan eğitimi dahi zorla takip edebilen öğrenciler. Ve işin en acı yanı da bu çocukların her birinin istisnasız aynı sınavlara girecek olmalarıdır.

Bu durumda bu son sınavın sonuçlarının sorumlusunun kim olduğu uzun uzun tartışılır ama sorumlunun kim olmadığı çok net ortadadır: Bu çocuklar ve gençler.

Sağlığınız ve huzurunuz daim olsun.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.