Deprem Bize Diyor ki

Doğa: "Bakın hele, benim şakam yok. Beni ciddiye alın, tedbirlerinizi alın. Zira tahammülüm kalmadı" diye diye 2020'ye geldi.

 

Geldi gelmeye ama 2020'nin ilk ayları yüzümüzü güldürmedi. Depremle yatıp depremle kalkıyoruz diyeceğim ama çoğu zaman yerimizden kalkamıyoruz. Çünkü her deprem can almaya devam ediyor. Deprem sadece bizde değil, dünyada da oluyor. Ama dünyada olan depremler, can kaybına sebebiyet vermezken her ne hikmetse bizde es geçmiyor. Hatta depremin merkez üssü komşu olsa bile ölüm yine gelip bizi buluyor.

 

Deprem diyor ki bize:

Ben kıyametin küçük bir provasıyım. Tedbir ve ibret alın diye zaman zaman bir doğa olayını gerçekleştiriyor, biriken enerjimi boşaltıyorum. Siz nasıl ki nefes alamasanız, yaşayamazsanız ben de enerjimi boşaltarak nefes alıyorum ve deşarj oluyorum. Yalnız benim nefes almam sizin nefes alıp vermenize benzemez. Yıkıcı yönüm büyüktür. Ne de olsa kıyametin küçük bir provasını icra ediyorum.

 

Ama siz ne yaptınız? Sırtıma bindiniz, inmeyi bilmediniz. Asırlardır üzerimde yaşıyorsunuz. Tamam, bana verilen misyon gereği sizi sırtımda taşımak benim görevim. Ama tıpkı sizin gibi ben de bir can taşıyorum. Ama siz beni hoyratça kullandınız: Doğayı kirlettiniz, ıslah ederiz diye akıp gitmem gereken doğal yolları kapattınız. Tıkanıp kaldım. Sonunda sizi boğdum. Bana uygun şehirler ve yerleşim yerleri kurmadınız, ayağınızın altındaki fay hatlarını bildiğiniz halde paradan puldan kaçırarak derme çatma evler yaptınız. Bu evleri yıktım geçtim. Kurtulan kurtuldu ama aldığım canlar benim oldu. Yıkıcı darbemi gördüğünüz ve şakamın olmadığını bildiğiniz halde her deprem sonrası korktunuz ve "Depremlere hazırlıklı olmalıyız, kendimizi depremlere hazırlamalıyız" muhabbetleri yaptınız hep. Ben biraz kabuğuma çekilince yine unutup gittiniz, hayatın normal akışı içine kendinizi kaptıtarak gereğini yapmadınız. Maalesef benimle beraber yaşamayı öğrenemediniz. Siz böyle yaşamaya devam edin, ben de sünnetullah gereği görevimi yapmaya devam edeceğim, her depremim size gününüzü gösterecek. Daha bu, iyi günleriniz.

 

Sizin bu durumunuza üzülüyor ve size acıyorum biliyor musunuz? Hayatı ve yaşamayı çok seviyorsunuz, ölümü aklınıza bile getirmek istemiyorsunuz fakat orta şiddetindeki bir doğa olayıma bile teslim oluyor ve kendi elinizle yapıp ettiğiniz enkazın altında can veriyorsunuz. Aslında enkaz altında kalan vücudunuz değil, dürüstlüğünüzdür. Maalesef bugüne kadar dürüstlük sınavını ne siz ne de devletiniz geçebildi. Hele o ellerinizle kurup büyüttüğünüz devletinizi Allah, bildiği gibi yapsın. Devlet olarak deprem öncesi ülkesini hazır edeceği yerde deprem sonrası deprem mahalline damlamayı marifet sanıyor. Bak ben geldim, o gelmedi, acınızı paylaşıyorum, diyor. Halbuki ona düşen, deprem sonrası organizasyondan önce deprem öncesi vatandaşını depreme hazırlamaktır. Ben onun yerinde olsam depreme dayanıklı olmayan bir ev kalmayıncaya kadar Kanal İstanbul gibi projelerden vazgeçerim. Tüm Türkiye'yi bir şantiyeye çeviririm. Depreme dayanıklı olmayan evlerin yerine yenisinin yapılması için bir seferberlik başlatırım. Parası olmayana uzun vadeli kredi açarım. Evler yenilendiği gibi durgun olan inşaat sektörünü de canlandırırdım.

 

Bir söz de size söyleyeyim. Zira tek suçlu devletiniz değil. Her işinizi kadere bağlamayın. Kader bir ölçüdür ve yapıp ettiklerinizdir. Ölçüye göre hayatınızı dizayn etmezseniz boyunuzun ölçüsünü alırsınız. Benim yaptığım, doğa olayı deprem de bir kaderdir. Benim bu kaderimden Allah'ın bir başka kaderine kaçın ve tedbirinizi alın. Böyle yaparsanız benim kaderimden ölmezsiniz. Sadece kısa süreli bir heyecan yaşarsınız, o kadar.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.