DÜNYANIN SONU

1-) Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.” (Kamer-1)

2-) “Allah’ın buyruklarını umursamayan şu insanların yaptığı hatalar yüzünden karada ve denizde fesat ortaya çıktı, düzen bozuldu. Doğru yola ve isabetli tutuma dönsünler diye Allah, yaptıklarının bazı kötü neticelerini onlara tattırır.” (Rûm, 41)

3-) “Göğü Allah yükseltti ve mizanı O koydu, SAKIN DENGEYİ BOZMAYIN!” (Rahmân, 7-8)

4-) İnsanların hesap zamanı yaklaştı. Onlar ise hâlâ gaflet içinde yan çizip, aldırmıyorlar. (ENBİYA/1)

 

 

Birinci ayette geçen ayın yarılması olayı, Peygamberimize (S.A.V.) verilen mucizelerdendir. O günkü Mekkeliler Peygamberimizden, peygamberliğini ispat için mucize olarak kendilerince imkansız görülen bir mucizeyi, yani ayı ikiye bölmesini isterler. Bunun üzerine onların gözü önünde ayın ikiye ayrılıp tekrar birleştiği o mucize gerçekleşir. Orada hazır bulunanların birçoğu bu mucizeyi görünce hemen iman ederler. Yine de bir kısım nasipsizler bu mucizeye de büyü diyerek, iman etmezler. Kıyametin tam vaktini yalnızca Allah (C.C.) biliyor. Kur’an-ı Kerimde, kıyametle ilgili çok sayıda ayet vardır. Kıyamet vaktinin hiç kimseye bildirilmediğini, bu bilginin sadece Allah tarafından bilindiğini bildiren de yine çok sayıda ayet vardır.

Kıyametin vaktini sadece Allah biliyor. Ancak yukarıdaki ikinci ve üçüncü ayetlerden anlaşıldığına göre Yüce Allah bu olayın vaktini şartlara bağlamıştır. Şartlar tam oluştuğu, bardak taştığı zaman ansızın, bir anda kıyamet kopacaktır. Bunun zamanını geciktirmede insana da sorumluluk verilmiştir: Üçüncü ayette Allah, doğal dengeyi bozmaması konusunda insanları açıkça uyarıyor. Buna göre insanlar toprağı, suyu, havayı ve tümüyle doğal çevreyi kirletmeye, sosyal ve doğal dengeyi bozmaya devam ettikçe kıyameti koparacak şartların daha erken oluşmasına da hizmet ediyor. Yani kıyametin kopacağı zamanın daha da hızlı yaklaşmasına bizzat kendi elimizle sebep oluyoruz. Yine ikinci ayetten anlaşılacağı gibi Yüce Allah, biz doğru yola gelelim, düzeni bozmanın zararını iyice anlayalım diye, bize bu zararların bazı kötü sonuçlarını tattırarak da bizi uyarıyor. İklim değişikliği, seller, hastalıklar, doyumsuzluk ve huzursuzluklar vs. gibi. Bu tür zararların birçoğu da tamir edilmez, geri dönülmez zararlardır. Dilerse Allah, olabilecek birçok felaketlerden insanlığı koruduğu gibi bu zararlardan da tamamen koruyabilir. Ama bu ayetlerden anlaşılıyor ki, bizi kıyamete doğru götüren böylesi kötü fiillerimizin zararlarına karşı Allah’ın koruması şartsız ve sınırsız olmayacaktır. Allah (C.C.) ayetlerle bunu haber veriyor.

 

Yüce Allah (C.C.) dünyayı ve içindeki sayılamayacak kadar çok nimeti, yararlanması için insana vermiştir. Ancak insan çok zalim ve çok nankördür. (İbrahim Suresi/34). Bu dünyayı, bu güzel çevreyi ve bunca nimeti hor kullanıp, nankörce yok ettiğinde ya da kullanılmaz ettiğinde, böylece dünyayı yaşanmaz hale getirdiğinde, örneğin suyu içilmez, havayı solunmaz hale getirdiğinde, artık bu dünyaya da, insanın dünya hayatına da yer, imkan ve gerek kalmayacaktır. Yani dünyanın sonunu yine insan kendisi getirmiş olacaktır. Yedinci kıta adıyla dikkat çekmeye çalışılan ve son günlerde haberlere konu olan uluslararası bir etkinlik var. Orada açıklandığına göre plastik ve teknolojik atıkların karada ve denizde kapladığı takribi alanın 3.4 milyon kilometrekareye, bu atıkların takribi ağırlığı da yedi milyon tona ulaşmıştır. Bu yalnızca plastik türü atıkların miktarıdır. Bir de kimyasal atıklar ve bilhassa radyoaktif atıklar var. Örneğin yakın zamanda Japonya, elinde birikmiş olan bir milyon tona yakın radyoaktif atığı okyanusa boşaltacağını açıklamıştır. Bu sadece Japonya’nın ve sadece bir döneme ait olan radyoaktif atığıdır. Asıl radyoaktif atığın çoğu ABD, Avrupa, Çin ve Rusya’dadır. Çünkü bu ülkelerde atom bombasından, atom santralına kadar çok çeşitli alanlarda ve büyük miktarlarda nükleer atık ortaya çıkıyor.

Tehlike sadece atıklarla da sınırlı değildir. Gittikçe artan orman yangınlarını önleyecek etkin bir çözüm bulunamamıştır. Ormanları bile yakacak kadar alçalan terör örgütleri ortaya çıkmıştır.  Oysa bu yangınlar kendi gelecekleri için de büyük bir yıkımdır. Ağaçlar, soluduğumuz havayı zehirleyen karbon dioksiti fotosentez yoluyla sürekli temizlerler. Yeşil alanlar, zehirli gaz salınımını azaltmanın dışında hava kirliliğini ve küresel ısınmayı önleyecek tek çaredir. Biz yakmaya, yok etmeye, sorumsuzca tüketmeye, israfa ve çöpe atmaya o kadar alışmışız ki, giderek ahlak, adalet, vicdan, sorumluluk, dürüstlük, tasarruf gibi insanca değerleri de çöpe atabileceğimizi sanmaya başladık. Asıl sorun buradadır. Başımıza gelen felaketlerin çoğu da bu yüzdendir.

Konyalılar olarak biz, transit geçen yolculardan “Konya Ovası çöl gibi” diyenlere inat, Konya ovasını ağaçlandırmalıyız. Sembolik seviyede de olsa Belediye plastik, cam, kağıt atıklarını ayrı toplamaya başladı, bu iyi bir gelişme. Bir de yem olabilecek gıda atıklarını besicilerle buluşturmayı organize etse gerçekten tüm ülkeye örnek olacak bir çalışma olur. Bu gibi işleri ancak belediyeler gibi kurumlar organize edebilir. Özellikle turistik konaklama yerlerinde gördüğümüz, “Her şey dahil konaklama, açık büfe yemek, serpme kahvaltı” gibi israf alanlarından her yıl yüz milyar lira zararımız olduğuna dair bir haber izledim ve çok üzüldüm. Yüz milyar lira bizim için büyük bir kayıp, kocaman bir ayıptır. Biz böyle bir turizmden zararda mıyız karda mıyız belli değil. İsraf edilen gıdalarla dünyada hiç aç insan kalmaz, herkes doyardı diye hesap ediliyor. Hatta obez oluncaya kadar tüketmemekle bile bu mümkün olurdu deniyor. Bu çok acı bir gerçek! Dördüncü ayette belirtildiği gibi “Hesap günü yaklaşıyor.” Herkes kendi hesabını Allah’a kendisi verecektir. Önce kendi nefsimizle, sonra dünyayla mücadele etmeliyiz. Allah’a emanet olunuz.

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.