Emrullah Nergiz

Emrullah Nergiz

Her Geleni Hızır, Her Geceyi Kadir Bil

İlginç olaylara şahit oluruz kimi zaman. Çok önemli bir işimiz vardır belki. Tam onun üstüne bir misafir gelmiştir. Nasıl yapsak nasıl etsek diye kıvranıp dururken bir telefon çalar ve misafirinizin bir işi çıkar. Kalkar gider.

Ya da ne bileyim. Maddeten gerçekten daraldığınız bir dönem olmuştur. Bir borç hali ya da mutlaka alınması gereken bir ihtiyaç. Kara kara düşünürken umulmadık yerden bir rızık gelir ve içiniz de işiniz de rahatlar.

Tesadüf kavramının lügatimizde yeri olmadığını bilir takip edenler. Bu yüzden yaşadıklarımız tevafuklar silsilesidir aslında.

Gelin bugün de ibret alacağımız bir hikâye ile devam edelim satırlarımıza.

Camide zengin bir adamla bir derviş yan yana namaz kılıyorlardı. Birbirlerine olan yakınlıklarından dolayı ne okuduklarını ve ne dua ettiklerini duyuyorlardı. Derviş namazdan sonra ellerini açtı, ‘Ya Rabbi! Karnım çok aç beni şu yemek ve şu tatlılarla rızıklandır’ diye dua etti.

Dervişin duasını duyan zengin adam, içinden şöyle geçirdi, ‘Bana duyurmak için sesli dua ediyor. Böyle yapmaktansa doğrudan gelip para isteseydi verirdim. Şimdi ona bir şey vermem’ Zengin adam böyle düşünürken derviş caminin bir kenarına çekilmiş ve uykuya dalmıştı. Az sonra camiye elinde tepsiyle bir adam geldi. Doğruca uyuyan dervişin yanına giderek dervişi uyandırdı ve elindeki tepsiyi dervişe verdi. Derviş tepsinin üzerini açtı. Zengin adam geriden bu hadiseyi takip ediyordu. Tepside dervişin az önce duada istediği yiyecekler vardı. Derviş yemekleri yedikten sonra tepsinin üzerini örterek adama geri verdi. Bu işe hayret eden zengin adam merakla yemekleri getiren kişiye yaklaştı ve aralarında şu diyalog geçti:

‘Arkadaş sen kimsin’

‘Ben hamallık yapan biriyim.’

‘Bu adamı tanıyor musun?’

‘Hayır’

‘Bu yemekleri kim gönderdi’

‘Kimse göndermedi, ben getirdim’

‘Peki, tanımıyorsun da niye getirdin?’

‘Anlatayım. Ben fakir biriyim, hamallık yaparak geçimimi sağlamaya çalışıyorum. Yükünü taşıdığım zengin biri bana fazlaca para vermişti. Hazır elime geçmişken eşimin ve çocuklarımın istediği yiyecekleri yapmak için gereken malzemeleri alıp eve gittim. Eşim yemekleri yaparken ben uyuya kalmışım. Rüyamda Peygamber Efendimizi (s.a.v.) gördüm. Bana buyurdular ki ; ”Şu camide bir veli var. Onun canı bu yiyecekleri istedi. O yemeği ona götür. Yiyebildiği kadar yesin. Kalanını da siz yiyin. Allah (c.c.) size bereket verir. Bunu yaparsan senin cennete girmene ben kefil olurum” dedi.’

‘Uyanır uyanmaz hemen tepsiyi buraya getirdim. Gerisini siz de gördünüz.’

Zengin adam ibretlik bu durum karşısında hayretler içinde kaldı ve hamala sordu: ‘Bu yemekler için ne kadar masraf ettin?’

Hamal, o zamanın parasına göre bir şeyler söyledi. ‘Sana yaptığın masrafın on mislini vereyim, bana kazandığın sevabın bir kısmını ver’

‘Olmaz’

‘Yirmi mislini vereyim’

‘Olmaz’

‘Elli mislini yok… Yok, Yüz mislini vereyim’

‘Boşuna uğraşma. Ne verirsen ver, yine de vermem. Bunun karşılığında Peygamber Efendimiz (s.a.v.) benim cennete girmeme kefil oldu. Bütün dünyayı versen yine de vermem. Eğer senin bu sevaptan nasibin olsaydı, bu iş sana nasip olurdu. Baksana, yan yana namaz kılmışsınız ama senin paran nasip olmamış’ dedi.

Öyle anlar gelir ki yanımıza gelen birinin isteğini duymazdan geliriz. Her isteyeni dilenci zannedebiliriz. Nerden ne zaman hayır geleceğini bilseydik zaten o zaman imtihan kavramının bir anlamı olmazdı. Nasibin nerede, nasıl ve ne zaman geleceğini asla bilemeyiz. Bu yüzden o meşhur darb-ı mesel yok mu: her geleni hızır, her geceyi kadir bil…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.