1. YAZARLAR

  2. Mustafa Balkan (Tarih Yazıları)

  3. KÜRESEL OYUNCULARA DİKKAT!
Mustafa Balkan (Tarih Yazıları)

Mustafa Balkan (Tarih Yazıları)

Yazarın Tüm Yazıları >

KÜRESEL OYUNCULARA DİKKAT!

A+A-

TARİHE YOLCULUK (153)

  • Biz, derya içerisinde yüzmemize rağmen Mevlânâ’nın pergel metodunu dahi uygulamaktan aciz varlıklar olarak dünyadaki küresel gelişmelerden bîhaberiz. Yeni Dünya Düzeni’nin küresel oyuncuları,  “Mevlâna Dini” diye bir kültürel figür çizmek suretiyle bizi kandırmaya, oyalamaya, değiştirmeye, iki dünyamızla da oynamaya başladılar.

 

 

Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş, Konya’da düzenlediği basın toplantısında, “Konya’daki Şeb-i Arûs, tek Şeb-i Arûs töreni olacak. Bu anlamda Kültür Bakanlığımızın gözetimi altında, Mevlevi geleneklerine uygun bir şekilde Şeb-i Arûs törenleri sürdürülecek” şeklinde bir beyanat vermişti.

Türkiye’de tekke ve zaviyeler yasayla kapatılmamış olsaydı ülkemizde ne kadar “mevlevîhâne” varsa, o mevlevîhânelerde de Şeb-i Arûs (Düğün Gecesi) anma törenleri “Âsîtâne” olan Konya Dergâhı’na bağlı kalmak şartıyla yapılacaktı.  

Mevlâna Dergâhı’ndaki semahâneyi hiç gördünüz mü? Sayın bakan elbette o semâ yapılan yeri mutlaka görmüştür. Başınızı yukarıya kaldırdığınızda, ince çıtalarla çapraz şekilde dizilmiş “Haremlik” ve “Selamlık” bölümleri hemen gözünüze çarpar. Düğün Gecesi’nde hanımlar ve devlet erkânı o bölümlerden semâı ve âyin-i şerifi büyük bir huşû ile dinler ve izlerlerdi.

Eskiden Osmanlı coğrafyasında bulunan Mevlevîhâneler’de, semâhânelerde icrâ edilen semâı âyin-i şerifleri de Mevlevî geleneklerine göre ve İslâmî usullere göre yapıldığı da biliniyor.

1937’de başlayan Mevlânâ’yı anma ve vuslat törenleri ile günümüze gelindiğinde icra edilen Vuslat Törenlerinde, Mevlevî geleneklerine uyulmadığı da bir vakıa. Bunları ben söylemiyorum. Mevlevî geleneklerine uygun ve İslâmî çerçeve içerisinde Düğün Gecesi olan 17 Aralık’ta, veyahut da hicri yıla denk gelen tarihte Hazret-i Pîr’i anan Mevlevî derneklerin sözcüleri de bunu defalarca dile getirdiler ve getiriyorlar.

Mevlevî dergâhlarının nasıl çığırından çıkartılarak bozuk saatler gibi işlediği zaman dilimlerine fazla girmek istemiyorum. Meraklıları Google’den de o tür bilgilere ulaşarak malûmat da edinebilirler.

Mevleviyye tarikatının kuruculuğu Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’ye nisbet edilmeye bilir. Lâkin, usul, adâb, erkân ve edebinin nasıl olacağını elbette Hz. Pîr göstermiştir. Mevlâna Dergâhları, eskiden peygamber geleneği olarak maddî ve manevî sofraların kurulduğu mekânlar idi. Günümüzde bu tür mekânlar müzeye dönüştürüldü. Bazı mevlevîhânelerde sema âyin-i şerifleri ve toplantılar da yapılmıyor değil.

Eskiden Medreseler ilim yuvası, Tekke ve Zaviyeler de irfan yuvası idiler. Biz medreseleri ve tekkeleri kapattıktan veya işlevlerini yerine getiremez hale getirdikten sonra bu ilim ve irfan kurumlarından mahrum kaldığımız için bugünkü zelil ve rezil durumları yaşamaya başladık.

Mevlevilik kurumları da bundan nasibini almakta gecikmedi. Mevlâna Dergâhı’ndaki post (nişin) kavga ve mücadeleleri de Türkiye Selçuklu Devleti tarihini araştırdığınızda ortaya çıkacaktır. Bir dönem Yenikapı Mevlevîhânesi’nde ne kötülükler meydana geldiğini bir düşünün. Mevlevî dergahlarının neden kapatıldığına dair bir malumat da edinmiş olursunuz.

Mevlevîliği çığırından çıkaran uygulamalar ve Mevlânâ’yı “kültürel bir figür” olarak kullanan sivil toplum örgütleri, ezoterik (kabala, masonik) yapılanmaları da bu çerçeve içerisinde değerlendirebilirsiniz.

Sahte Postnişinler dün nasıl var idiyseler bugün de o tür şarlatanlar elbette var. Çok değişik adlar altında varlıklarını devam ettiriyorlar. Konya’da da bu tür varlıklara rastlamak mümkün.

Büyük İslâm Mutasavvıfı ve Mütefekkiri Mevlânâ Celâleddin Rûmî’nin nasıl bir “kültürel figür” haline dönüştürüldüğünü, Mevlâna Caddesi’nden dergâha doğru adımladığında kiminin semazen, kiminin magnet, kiminin şeker, kiminin börek olarak ‘Hazret-i Pir'i nasıl sattıklarını görürsünüz şu kapitalist düzende.

Kış aylarında üşürsünüz dünya malından.

uc-maymun.jpg

Suda yüzen balıklar gibiyiz…

Şunu demek istiyorum.

Hazret-i Mevlânâ’yı anmak, anlamak noktasında nasıl bir yol takip edeceğimiz veya istikâmet çizeceğimiz doğrultuda yanlış ve sapık kollara saptığımızdan dolayı, suda yüzen balıklar gibiyiz.

Nasıl bir derya içerisinde yüzdüğümüzden haberimiz bile yok!

Şairin Cihân-ârâ cihân îçindedir ârâyı bilmezler/ O mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler” mısraında dile getirdiği gibi.

Bu konuda anlatılan bir masal vardır ki pek meşhurdur:

“Balıklar deryada sakin bir şekilde, usûlet ve sükûnetle yüzerken içlerinden birisi, “Su nedir?” 

diye bir soru sormasıyla ile şaşırıp kalmışlar.

Aslında soru oldukça basittir. Ama senelerden beri içinde sürekli yüzüp yüzgeç attıkları suyun hakikatini hiç biri bilemez. Bunun üzere araya araya balıkların pirini bulur ve ona sorarlar;

“- Ey pirim, üstadımız, bu su nedir, nicedir? diye sorunca balıkların piri hiç düşünmeden muammalı ve esrarengiz bir şekilde şu cevabı vermiş:

“Ben sudan başka bir şey görmüyorum ki onu size anlatayım!”

 

Küresel oyunculara dikkat!..

Biz, derya içerisinde yüzmemize rağmen Mevlânâ’nın pergel metodunu dahi uygulamaktan aciz varlıklar olarak dünyadaki küresel gelişmelerden de bîhaberiz. Bu sebeple adamlar bizi, önümüze koydukları Yeni Dünya Düzeni’nin bir küresel projesi olarak yeni “Mevlâna Dini” diye bir kültürel figür çizmek suretiyle kandırmaya, oyalamaya, değiştirmeye, iki dünyamızla da oynamaya başladılar.

Neden derseniz?..

Çünkü iş oraya doğru gidiyor.

 

YARIN: Mevlâna’ya göre, insanın içindeki “şeytan ve melek”…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT