Erol Sunat

Erol Sunat

Lakap Takanın Hikayesi

Lakap Takanın Hikayesi

Uzun uzun zaman önce memleketin birinde şakacı, esprili, şen kahkahaların yükseldiği, ancak ara ara insanların şakanın dozunu ve ayarını kaçırdığı bir şehir varmış.

İnsanlar gülmeyi, takılmayı sevmekle birlikte birbirlerine olur olmaz lakaplar da takarlarmış. Bu lakap takma işinde gün gelmiş, şehir şirazeden çıkmış, kantarın topu fena halde kaçmış.

Şehrin güngörmüş insanları, ayıptır, yazıktır, bu yapılanlar edebe adaba sığmaz, üç gün sonra kanlı-bıçaklı olursunuz, gelin bu işlerden vazgeçin deseler de olmamış…

Şehrin en işlek hanı, lakap üretme merkezi gibi çalışıyormuş. Sürekli handa kalan, bu han benim hanem, evim-barkım diyen, hancının da iyi müşterisi olduğu söylenen öyle bir adam varmış ki, lakap takma konusunda öyle ileri gitmiş ki, bana lakap takarsa o taksın diyenler kendi ayaklarıyla gelirlermiş hana…

Hoş sohbetmiş, şehir onu dinlemeye, onun anlattığı hikayeleri kıssadan hisse diyerek kulağına küpe yapanlar akşamları doluşuyorlarmış hana…Ancak adamın hoş olmayan bir adeti ve huyu varmış, her gelene bir lakap takar, o lakaplarla insanları çağırırmış. İlk önceleri herkes bu işi eğlenceden saymış. Lakin, o söylenen abuk-sabuk lakaplar insanların üzerine yapışmış kalmış. Her geçen gün rahatsızlıklar artmış. Adama bak arkadaş demişler. Anladık, sen bu şehirdensin, senin sülaleni biliriz. Senin akrabalarının içinde senin gibi biri yok, bu işleri fazla uzatma, seni sevenler senden soğumaya başladılar. Uzaklaşmaya başladılar. Ne işin var bu handa, var git, işinin başında otur, evine, mahallene git, değilse elimizden bir kaza çıkacak, seni bu şehirden uzaklaştıracağız.

Lakap takan adam, sizde bana takın demiş, ben gocunmam ki, hem ne güzel eğleniyoruz. Bu nihayetinde şaka. Gülün geçin.

İyi de demişler, söylediğin lakaplar kendini bilmeyenlerin dilinde edep dairesini aştı. Kimse kimseye adıyla hitap etmiyor. Verdiğin lakaplar insanları rencide etmeye başladı, İnsanların kusurlarını görüp onlara lakap takmak sana yakışıyor mu demişler.

Adam lakap işte tam da böyle bir şey demiş. Adı üstünde, lakabınız olmasa ne diye çağıracaklar insanları. Ben insanların işini kolaylaştırıyorum.

Dostları, arkadaşları, akrabaları, çok uyarmışlar, yapma etme demişler, yarın sana bir şey derler kaldıramazsın. Olmadık birine söylersin, kendini zindanda bulursun. Maazallah hiç uğruna hayatını kaybetme, bu boşboğazlığa, bu edepsizliğe bir son ver artık diye de ikaz etmişler.

Huylu huyundan vazgeçer mi?

Yeminler etmiş, tövbeler etmiş, yine de vazgeçememiş. Şehrin en zengin, en hatırlı adamının oğlu olması dolayısıyla, insanlar bir süre ses çıkarmamışlar.

Sonunda toplanmışlar, babasının yanına varıp, Ağam demişler biz bu oğlundan illallah dedik. Sen bunu hizaya getirmezsen, biz getireceğiz, bu sefer de, ya öldürüp önüne atacağız, yada kolunu kanadını kırıp, o kopasıca dilini ibretialem için keseceğiz!

Ağa anlaşıldı demiş, adamlarını göndermiş, oğlunu yaka-paça yakalatıp, Kadı Efendinin huzuruna çıkarmış. Kadı Efendi Hazretleri demiş, bu benim oğlum. Bu şehir bundan çok çekti. Kendi elimle yakalayıp huzurunuza getirdim. Atın şunu zindana…

Kadı, lakapçı demiş, hakkındaki her şeyi biliyorum, olan biteni duydum, bana dahi lakap takmışsın. Hiç mi utanmazsın, hiç mi Allah’tan korkmazsın? Nedir bu şehrin senden çektiği diye gürlemiş. Atın şunu zindana demiş, ne zaman diline hakim oldu, cezası o zaman nihayete erecek.

Lakap takanı zindana götürsün diye teslim etmiş muhafızlara…

Adam onu götüren muhafızlardan başlamış lakap takmaya… Muhafızlar zindanın kapısına varıncaya kadar dövmüşler. Sonra da Zindancı Başına al şu lakapçıyı demişler. Her kime bir lakap takarsa, güzel bir benzet, bir daha konuşamasın, kimseye lakap falan takamasın. Onun bu hali bu şehre ve lakap takan herkese emsal olsun!

Zindancı Başı baygın vaziyette olan lakapçıyı, atmış zindandan içeri. Zindandakilere bu demiş namını çok duyduğunuz lakapçı…

Hani çok kızıyordunuz ya, artık sizin zindan arkadaşınız.

Bir süre sonra lakapçı açmış gözlerini. Neredeyim ben diye sormuş. Hoş geldin lakapçı demişler, bizde dört gözle aramıza ne zaman geleceksin diye bekliyorduk. Zindan Ağası durun demiş, az biraz soluklansın, kendine gelsin!

Lakapçı vay Ağam demiş, o zaman senden başlayayım lakap takmaya. Lafını tamamlayamadan, Zindan Ağası okkalı bir yumruk yapıştırmış ağzına. Lakapçı bayılmış kalmış. Kendine geldiğinde yine ağzında bir şeyler gevelemeye başlamış ki, zindandakiler ağzına , yüzüne gözüne o kadar çok vurmuşlar, lakapçıyı öyle bir dövmüşler ki, günlerce kendine gelememiş. Dişleri kırılmış. Ağzını açamaz olmuş. Ekmek-aş yiyemez, iki kelime laf edemez olmuş.

Eliyle bir şeyler işaret etse, eline vurmuşlar, kolunu burkmuşlar. Kimse Allah’ın kelamını etmemiş, kendine geldiğinde, lakapçı demişler, zindanı sen silip-süpüreceksin, ağzını açtığını görmeyeceğiz, tek bir kelime dahi etmeyeceksin. Dilsiz olacaksın. Tek kelime edersen, bu zindandan ölün çıkar.

Şehrin Vali Paşası, şehre tellal çıkarmış. Tellallar, “Bundan gayrı, kim kimi lakabıyla çağırırsa, yaşına, durumuna, mevkiine bakılmadan zindana atılacak, bundan böyle lakap takmak Vali Paşanın emriyle yasaklanmıştır” diye şehrin bütün sokaklarını dolaşmışlar.

Yasağa uymayanları zindana atmışlar. Zindana atılanlar, zindandaki lakapçının halini gözleriyle gördükten sonra tövbeler olsun demişler, bu adam lakapçı öyle mi, bir daha lakap kelimesi dilimize dolanırsa dahi dilimiz lâl olsun diye yeminler etmişler. Ve ne yaşadıklarını bir bir anlatmışlar şehrin her yerinde. Şehirde herkes lakap takmaktan vazgeçmiş. O neşeli şehir, şaka yaparken bile kırk kere düşünmeye başlamış.

Lakapçı diye biri vardı demişler. Bu şehri birbirine kattı. İnsanları kırdı, incitti. Haddini hududunu aştı. Şimdi zindanda ağzını açamaz hale getirmişler, layığını bulmuş. Bundan böyle ne lakap takalım, ne de lakap takanı hoş görelim. Anında kolundan tutup atalım bu şehirden. Ve dedikleri gibi yapmışlar. Şehir bir süre sonra rahatlamış, kendine gelmiş.

Lakapçı tam iki sene zindanda tek bir kelime etmeden, ağzını açmadan, ne deniyorsa onu yapmış.

Kadı Efendi, Muhafızları gönderip çıkarmış onu zindandan, bak lakapçı demiş, ibret olsun diye sadece senin lakabın kaldı bu şehirde. Bundan gayrı lakapçı diye anacaklar seni. Semtine kimse uğramayacak. Selam vermeyecek. O postunu serdiğin hancı var ya, hanını sattı gitti bu şehirden, sana bu şehrin hanları da yasak, aşhaneleri de…tam iki sene de, evden işine, işinden evine gidip geleceksin. Kimselerle muhatap olmayacaksın. Birine bir lakap taktığını duymayacağım. Duyarsam, seni kimse elimden alamaz. Sonrada babasına teslim etmiş.

Babası, almış akşam vakti, evlerine götürmüş, evde anası, kardeşleri lakapçının perişan haline, zayıflamış, solmuş, bitmiş haline bakıp üzülmüşler, ağlaşmışlar. Anasının ve ablasının gözyaşları dinmemiş, sel olmuş. Lakapçı, ağlama anam, ağlama ablam demiş, ben bütün bir şehri ağlattım. Bülbülün çektiği dili belası derlerdi de inanmazdım. Zindan Ağası ve zindandakiler benim gözümü açtılar. Her defasında hatamı yüzüme vurdular, nefes aldırmadılar. Yaptığım işin ne kadar kötü ve yanlış olduğunu her Allah’ın günü defalarca hatırlattılar. Taktığım her lakaba belki bin tane yumruk yedim, tokat yedim. Bunlar bu dünyanın tokadı, yarın öbür tarafta ne olur, bunların hesabını nasıl verebilirim diye çok düşündüm. Öyle bir pişmanım ki demiş ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamış, babası dahil evde ağlamayan kalmamış.

Anlatırlar ki, bir daha o şehirde ne lakap takan olmuş ne de lakap takmaya kalkışan.

Şehir şehire, han hana, hancı hancıya, lakapçı lakapçıya, zindan zindana, ahali ahaliye, baba babaya, ana anaya, abla ablaya, akraba akrabaya, Kadı Efendi Kadı Efendiye benzer…

Bir kıssadır anlatılan. Her kıssadan bir hisse alına denmiştir. Bu hikayede, anlatılanlarla bir benzerlik var ise, tamamen tesadüften ibarettir. Ne kimse gönül koya, ne de alınganlık göstere…

Sürçü lisan eylediysek affola…

Bir daha ki sefere daha güzel bir hikaye anlatırız inşallah…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Erol Sunat Arşivi
SON YAZILAR