“Nem Alacak Felek Benim!”

Felek zalim mi zalim, ayrımcı mı ayrımcı, tarafgir mi tarafgir. Kimine urba giydirir, kimine üfürük gibi yelek, kimine baldan tatlı kavun yedirir, kimine kelek!

Kimini işsiz bırakır,

Kiminin önüne ballı kaymaklı lokma tatlıları yığar!

Kimine selam vermez,

Kimini kapılarda karşılar!

Kimine bir kilimi çok görür,

Kiminin ayaklarının altına halılar serer!

Felek bizi, en çok bu dönemde vurdu.

Kolumuzu kanadımızı kırdı.

Ne ağlayanın gözyaşını sildi, ne sızlayanın halini hatırını sordu.

Ve insanlar ne verdin ki, ne istiyorsun felek dedi onlarca yıl sonra…

Felek adam seçti,

Kimini kayırdı,

Kimini gözüme görünme diye ayırdı.

Ben küskünüm feleğe diyenlerimiz oldu.

Felek bundan böyle sen yoluna,

Ben yoluma diyenlerimiz oldu.

Felek bir bakıma kendim ettim, kendim buldum diyenlere döndü, hâlâ haberi yok!

 

*****

Sahip çıkamadığımız halk şairlerimizden, ozanlarımızdan 29 Eylül 2002’de kaybettiğimiz Darendeli rahmetli Hasan Turan, bestesini Cemil Demirsipahi’nin yaptığı dillerden düşmeyen o güzel ve içli türküye de söz olan, “ Nem alacak felek benim” şiirinde bakın ne demiş feleğe;

“Bir giyimlik şal mı verdi / Bir tutacak dal mı verdi / Tükenmeyen mal mı verdi / Nem alacak felek benim”

“Ben züğürdüm hatırım yok / Bir semersiz katırım yok / Üç direkli çadırım yok /Nem alacak felek benim”

“Ne dikili bir taşım var / Ne devletli bir başım var / Ne de bir tek gardaşım var/Nem alacak felek benim”

“Dedi boyun eğ hükmüme / Bela verdi küme küme / Ferman okudu köküme / Nem alacak felek benim”

“Yandım yandım kar mı verdi / Ekşi tatlı nar mı verdi / Sarı saçlı yar mı verdi / Nem alacak felek benim”

“Senedim yok kalmak için / Dünyadan zevk almak için / Bir can verdi almak için / Nem alacak felek benim”

 

*****

Kademeli normalleşme başlayalı on geçti. Bu on gün beklentilerle, cevabını arayan sorularla dolu bir on gün.

Bundan sonrası ne olacak?

Çalışabilecek durumda elli milyon insana sahip bir ülke…

Bu rakamın yüzde elliye yakınının çalıştığı, çalışanların yarısından fazlasının asgari ücretle çalıştığı bir tablo var ortada…Rakamlar üç aşağı-beş yukarı olabilir.

Ben ortada bir şey göremiyorum deniyor ya hani…

İstihdam alanlarının acilen açılması ve hayata geçirilmesi ortada…

İşsizlik acı bir biçimde ortada…Açız diyenler ortada…Geçinemiyoruz diyenler ortada…

Battık diyenler ortada… Dibe vurduk diyenler ortada…

Neredeyse 15-16 aydır yaprak kımıldamayan sektörler ve onların çaresiz temsilcileri ortada…

Evine ekmek götürme mücadelesi yapacak olanlar, yapmak için hazır bekleyenler de ortada…

Ortada ne var, hani nerede deniyor ya hani!  Ortada olanların, görülmesi için daha ne olması lazım?

*****

Anadolu bölüşme ve paylaşma denen o güzel yardımlaşmayı bu acı ve hüzünlü süreçte sürdürdü.

Kol kırıldı yen içinde kaldı.

Derdini paylaşamayan,

Derdini anlatamayan,

Söyleyemeyen, konuşamayan, konuşmayan,

Elini açıp Rabbine yakaran, yalvaran insanlar mevcut ve görünür sayıların içinde yoklar!

İnsanlar haline şükretti diye…Yaygara koparmadı diye…Kendini yerden yere atmadı diye…

Sokağa dökülmedi diye…

O insanlar aç değil mi? İşsiz değil mi? Bir lokma ekmeğe muhtaç değil mi?

Onlar için bıçak her defasında kemiğe dayanmadı mı?

Bunca olan bitene rağmen ortalık nasıl güllük gülistanlık olur?

 

****

İnsanların edep ve adap hassasiyetini, kan kussa kızılcık şerbeti içtim deme ferasetini anlayacak,

yüzüne bakar bakmaz fark edecek feraset lazım!

Ancak o feraset görünürlerde yok!
Zaten olsa, açıklamalar, konuşmalar çok daha başka olurdu.

Açıklamaların ve yaklaşımların içinde şefkat olurdu! Merhamet olurdu!

Ben geldim, yanındayım ver elini diyen kelimeler, cümleler olurdu.

İnsanımızın halini dinleyen siyasiler var, dinler gibi görünenler var, neden bu kadar dertlerini aşikar etti diye millete kızanlar var! Abartıyorlar, yok öyle bir şey, yalan söyleniyor iddiasında olanlar var!

Millet, siyasinin velinimeti! Hafife almamak gerek milleti!

Millete kızmak demek, kendini milletin sahibi sanmak demektir ki, millet kızdığında neler olduğunu, kızdığı siyasi partileri sandığa nasıl gömdüğünü, siyasilerimiz unutmuş görünüyorlar!

Milletimiz bugüne kadar böyle bir dönem geçirmedi. Neredeyse hiç yaşamadı!

Açım diyorsa, bilin ki açtır! Biz bugüne kadar insanımızın açım diye, açız diye seslendiğini neredeyse ilk defa duyuyoruz, bu hal ya hiçbir çaresi kalmadığı, ya da cümle çareleri tükendiği içindir.

 

*****

Açlığın şakası olmaz! Türk milleti tokken açım demez!

İşi varken işsizim demez!

Aç milletini doyurmak, yoksul insanın elinden tutmak,

İnsanları o en ümitsiz hallerinde diriltip ayağa kaldırmak,

Kaybettiği güvenlerini ona yeniden kazandırmak,

Türk Milleti olarak bize, Bilge Kağan’dan mirastır.

Türk devletlerini yönetenler,

Aç milletini doyurmak üzere,

Kendine getirmek üzere,

Kendilerinin görevlendirildikleri şuuruyla hareket ettiklerini,

Tarihin her döneminde açıklamaktan gurur duymuşlardır.

 

*****

İnsanlar ümitsiz bir hale düşmüşken, çaresizken, tutunacak bir dal ararken, halleri sorulmalı, el uzatılmalı, yanında olunmalı dedik durduk aylarca. Oysa, felek adam seçti, insanlar felekten vazgeçti. Etme felek dedi, yapma felek dedi. Felek sevildiğini bilemedi!  Göremedi, görmek istemedi. Ben onları sever görünsem de, onlar beni sevmeye mecbur gibi davrandı.

Ve o insanlar dediler ki; Bir zamanlar melektin, felek! Yada bize öyle geldi, yanıldık! Kendi düşen ağlamaz derler felek! Daha ne desin, nasıl anlatsın halini ahvalini insanlar felek! Gözün var görmezsin, kulağın var duymazsın, yanımızda durmazsın, sen bilirsin, bizden günah gitti felek!

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.