Saklayamadık Samanı!

 

Bir türlü kendimize ait denk bir bütçe yapamadık.  Evdeki hesap çarşıya uymadı. İki yakamız bir araya gelmedi. Kravat taktık, aynaya baktık. İki yakamızı bir araya getirdik sandık!

Sonra birde gördük ki, cebimizdeki paranın derdimize derman olma ihtimali her gün daha da azalıyor.

Enflasyon her sabah bu şarkı benden size gelsin dercesine, bize, “Bir ihtimal daha var” şarkısını gönderiyor.

O ihtimaller, zam olarak, doğalgaz olarak, elektrik olarak, su olarak katmerli bir şekilde bize ihtimal dahilinde dönüşler yapmaktan oldukça memnunlar!

Biz ise bu dertlerden kurtulabilme ihtimalini seviyoruz.

Onun için, “Ağlama değmez hayat” deyip atıyoruz kendimizi dışarı…

Oysa atalarımız ve büyüklerimiz bize öğüt olsun diye, kulaklarımıza küpe olsun diye ne mi demişlerdi?

Sakla samanı gelir zamanı! Ak akçe kara gün içindir! Damlaya damlaya göl olur!

Olmayan samanı nereye saklayacaksınız? Dolayısıyla saklayamadık samanı!

Aldığımız üç kuruşu hiçbir şeye yetiremedik! Orhan Veli’nin dediği gibi hayatımız “cep delik, cepken delik, cebimde yok metelik” bir halde devam ediyor!

Size giyinik olarak, çıplak olarak yüzde şu kadar zam yaptık, daha ne istiyorsunuz diyorlar! Piyasalardan dem vuran yok. O zamlar insanların eline geçmeden erimiş gitmiş, gören yok, aldıran yok! “Derdim çoktur, hangisine yanayım” diyenleri keşke bir duyan olsaydı!

Kara gün için ak akçemiz zaten yok!

Damlaya damlaya göl olabilecek paramız zaten hiç olmadı. Olan varsa da, başta enflasyon olmak üzere içtiler, geçtiler… Dereler kurudu, göllerin suyu çekildi. Hâlâ ne var ortada deniyor ya…Ne yok ki?

 

*****

Kim derdi ki, Pandemi diye bir dönem gelecek! Bir virüs gelip, dünyanın canına okuyacak!

Dünya ülkelerinde ve ülkemizde hayat duracak!

Sağlık sistemleri, sarsılacak çökecek!

İnsanlar hazırlıksız yakalanacak!

Hatta Donkişot misali karşı koymaya çalışacak!

Bana bir şey olmaz diyenleri virüs birer ikişer değil, yüzer yüzer, biner biner ortadan kaldıracak!

Korku salacak, dehşet saçacak!

İnsanları evlere kapatacak!

Piyasaları alt üst edecek!

Saklasak da samanı kâr etmedi, sevdiklerimizi kurtarmaya yetmedi dedi insanlar. Virüs adam seçmedi, zengin demedi, fakir demedi.

Sadece virüs hırpalamadı insanları, piyasalar hırpaladı, enflasyon hırpaladı, faizler hırpaladı, çarşı-pazar hırpaladı, faturalar hırpaladı, fırsatçılar hırpaladı, anlayışsızlıklar hırpaladı…

 

*****

Saklayamadık samanı dediler. Hem nasıl saklanabilirdi ki saman?

Sözüm ona, sakladılar samanı, geldi masraf ve harcama zamanı!

Nasıl harcadılar, nasıl bitiverdi o kıyıda köşede duran üç-beş kuruş anlayamadılar.

“Ba'de harabi'l-basra” olmuş, yani "Basra yıkıldıktan sonra" fahiş fiyatlarla mücadele edilecekmiş yolunda açıklamalar gündemde…

Sahaya inilecek, insanlar dinlenecek, kapı-kapı gezilecek diye de laflar çok!

Güftesi ve bestesi Şekip Ayhan Özışık’a ait olan, Nihavend makamındaki, “Ne zaman geleceksin?” şarkısının sözleri, insanımızın hislerine tercüman bugünlerde…

Şu sözlerin vurgusuna bir bakın;

“Nerde o yeminler/ Hani nerde verdiğin sözler / Ne zaman geleceksin?”

Lafla olduktan sonra, karlı dağdan da aşılır, derdi olanın kapısına ışık hızıyla ulaşılır! Gelinir de, gidilir de!

Ne diyordu masallarımız?

“Sağıma baktım alan, soluma baktım alan, söyleyeceğim, anlatacağım ne varsa yalancıktan!”

 

*****

Cümleler yine “-ecek” ve “-acak” faslına geri dönüş yaptı.

Bundan 60-65 yıl önce öğretmenlerimiz, Sakla samanı gelir zamanı benzeri atasözlerini defterlerimizi yazdırır, kulağınıza küpe olsun diye de ikazlarda bulunurlardı.

O dönemlerde marketler yoktu. Cep telefonları yoktu. Kredi kartları yoktu. Değil televizyon, radyo dahi her evde bulunmazdı.

O zor şartlarda, şimdilerin yastık altı diye tabir ettiği o tabir, dünyanın bin bir türlü hali var, bir kenara üç-beş kuruş koymak lazım diye, evin büyükleri para biriktirirlerdi. Altın alırlardı, kayme yada banknot dedikleri kağıt paraları evlerinin kendilerinin bildiği bir köşesinde saklarlardı.

Bildiğiniz iki buçuk lira kağıt paraydı. Rahmetli annemle pazara gittiğimizde o para yeter de artar, hatta 35-40 kuruşta artardı. Ne almaya kalksanız kilosu beş kuruş, on kuruştu çünkü…

Yüz para denilen ortası delikli 2.5 kuruşla mahalle bakkalından bir külah kabak çekirdeği alabilirdiniz! Bayram harçlığımız sarı 25 kuruştu. Çocuk gözüyle, ne büyük, ne bereketli paraydı bilemezsiniz!

 

*****

Bizden önceki kuşaklar, yokluk içinden gelmiş insanlardı. Çok daha temkinli hareket ederlerdi. Harman zamanı elleri para görürdü. Üç kuruşluk Memur maaşlarıyla, ev sahiplerine ve bakkalların veresiye defterlerine selam vermeden evlerine varamazlardı.

O meşhur sakla samanı meselesi o günlerde dahi bir hayli zordu.

Oysa enflasyon filanda yoktu. O dönemin ne ararsanız bulunan bakkallarında unun, yağın, şekerin fiyatları da yıllarca hiç değişmedi.

Öyle elektriğe, suya fahiş oranlarda da zamda yapılmazdı.

Lakin, para olanda çok, olmayanda yine hiç yoktu.

Yine de, insanlar hayal kurabilirlerdi. Geleceğe dair umutları vardı!

Bugün ne mi diyor insanlar?

Güvendiğimiz dağlara yağan karlardan yürüyemez olduk!  Zemin buz, zemin kaygan, düşenin mutlaka kolu kanadı kırılıyor. Düşmeme ihtimali ise yok!

Sözler yalan, vaatler yalan, harçtan-borçtan halimiz duman! Ne mi var ortada? Ortada sadece biz varız, ortada kaldık! Gözlerin görmek istemediği, kulakların duymak istemediği feryadımız şu; Aşımız yok, işimiz yok, yarın için kuracak bir hayalimiz yok!

Saklayamadık samanı, ister gelsin, ister gelmesin zamanı!

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.