TARİHTEN DERS ALMAK…

Maalesef millet olarak okumayı seven bir millet değiliz. Okumadığımız için doğal olarak, geçmişimizi de çok iyi bilmiyoruz. Bize anlatılanları da dinlemiyoruz, dinlesek de anlamıyoruz ya da işimize gelmiyor. Geçmişi bilmeden, anlamadan, geleceği anlamak ve planlamak mümkün değildir. Zira geleceğim anahtarı geçmiştedir. Geçmişi olmayanın geleceği olmaz. Çünkü bir milleti millet yapan en önemli değerlerden biri de ortak tarih bilincidir.

Türk tarihine baktığımızda, birçok devlet kurulduğunu ve aynı şekilde hiç yılmayacakmış bibi görünen birçok devletin de yıkıldığını görürüz. Hiç kuşkusuz bu durum, Türklerin devlet kurmada, üstün bir yeteneğe sahip olduğu gösteriyor ama aynı şekilde kurmuş oldukları devletleri, koruyamadıklarını da göstermektedir. Bugün atalarımızın kanlarıyla sulanmış bu topraklar ve doksan yıllık cumhuriyet tehlike altındadır. Fakat bizler bunu bir tehdit olarak görmüyoruz. Bu da bizim tarih bilincimizin zayıflığını gösterir.

Bir devletin kurulması, çekilen bin bir türlü ıstırabın sonucunda gerçekleşir ya da bütün çekilenlere rağmen gerçekleşmeyebilir. Cumhuriyet tarihimize baktığımızda bunu görmek mümkün. Devlet kurmanın bu kadar zor ve sancılı olduğunu bildiğimiz halde Türk Milleti, niçin bütün bunlara katlanmak zorunda kalmıştır?

Elbette bunun birçok nedeni vardır ama en önemlisi, tarihten ders alınmamasıdır.

Şöyle bir koltuğumuzda geriye doğru yaslanalım gözümüzü kapatalım 90’lı yılların sonuna gidelim. Bebek katilinin yakalandığı yıllara… O katilin yalvaran ve Türk Devletinden aman dileyen gözlerle baktığı o yıllara… O gün bize birileri çıkıp ,“Türk devleti ile PKK masaya oturacak, başbakanın başdanışmanı onu bilge ve rehber kişi ilan edecek, güneydoğudaki olayların sona ermesi bu bebek katiline bağlı olacak ” deselerdi, muhtemelen bunu diyen insana deli gözüyle bakardık değil mi?

Ama görüyoruz ki, on beş yıl önce delilik olarak tanımlayacağımız şeyler bugün oluyor, hem de gözlerimizin önünde! Hepimiz de izliyoruz sadece.

Benim anlamadığım şu; Bir millet, hem de otuz bin insanını teröre kurban etmiş bir millet nasıl olur da bu kadar balık hafızalı olabilir, tüm bu olup biteni sadece izlemekle yetinir, anlamlı bir tepki vermez? Kardeşlik ve barış yutturmacalarına kanıp göz göre göre ülkenin bölünmesini tiyatro izler gibi izler? Bu durum Türk insanının ciddi bir hafıza sorunu yaşadığını göstermez mi?

Bu gün bütün dünya, PKK-PYD’ye, Türkiye’nin yardım etmesini, Mehmetçiğin, PKK’lı teröristler için şehit olmasını istiyor. PKK, sanki çok mazlum bir sivil toplum örgütü. İşte tarihi unutmasaydık PKK’nın, Türk askerine, polisine, sivillere otuz yıldır şehit verdirdiğini, binlerce çocuğu yetim bıraktığını, canlı canlı insan yaktığını, bebelere kurşun sıktığını da unutmazdık. Bu dünde böyleydi bu gün de. Bu gün ne değişti de biz bunlarla müzakere ediyoruz. Silahmı bıraktılar?

Geçmişle bu gün arasında bir değişiklik yokken bu gün bu süreç adının başına “barış, kardeşlik” gibi kulağa hoş gelen kavramlarla sunulup bir algı operasyonu yapılarak, beyinler bulandırılıyor. Doğruların içerisine, yanlışlar gizlenip kavram kargaşası yaratılıyor. Beyinlerin durulması, tehdidin nereden geldiğini, düşmanın kim olduğunu ayırt edebilmemiz için geçmişimizi bilmemiz, bunun içinde okumamız gerekiyor.

Devletin görevi önce terörü durdurmak teröristi susturmaktır. Ondan sonra bakarız kimin kiminle kardeş olduğuna kimin amacının üzüm yemek kimin amacının bağcıyı dövmek olduğuna. Silahların gölgesinde barış olmaz. Terörist başı hala bu görüşmelerden de sonuç çıkmazsa ihtilal olur tehdidinde bulunabiliyorsa bunun adı başka bir şeydir. Bütün bunlarla mücadelenin yolu hafızamızı canlı tutmaktan geçer.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.