UNUTULMAYANLAR

İnsanlık tarihi boyunca hep yaşayan, yaşatılan, birbirine zıt iki insan karakteri vardır: İyiler ve kötüler. Örneğin Karun, Firavun, Ebu Lehep gibi karakterler, Kuran-ı Kerimde kötülere örnek olarak bildirilen karakterlerdendir.  Bunların yeni yeni türleri her devirde vardır. Bu gibiler çirkin ahlakı, haksızlık ve zalimlikleriyle, Allah’ın unutturmadığı kötü karakter örnekleridir.

Peygamberler ve onların yolundan gitmede belirgin olarak öne çıkanlarsa iyi karakter örnekleridir. Bunlar güzel ahlakı, olgun kişilikleriyle bilinen, Allah’ın unutturmadığı, karakteristik güzel örneklerdir. Başta peygamberler olmak üzere sahabe-i kiram efendilerimiz, şehitlerimiz, ilmiyle amil âlimler, Salihler, takva sahipleri ve bütün Allah dostları da bunlardandır. Örneğin Mevlana’nın, Yunus’un da yüzyıllardır unutulmaması tesadüfi değildir.  Dünya durdukça birinciler nefretle, lanetle anılırken; ikinciler sevgiyle, rahmetle, hasretle anılırlar. 

Selçuklu Müftülerimizden merhum Ali Okutan da örnek kişiliği, peygamberi ahlakı, güzel davranışları ve yaptığı güzel hizmetlerle bu güzel örnekler arasında yerini almıştır. Artık o da iz bırakanlar arasında, rahmetle, hasretle anılanlardan, unutulmayanlardan olmuştur. Memnuniyetle görüyoruz ki, vefatının üçüncü yılında dahi sadece yakınları değil, onu tanıyan tüm Konya halkı güzel bir vefa örneği sergileyerek, onu muhabbetle yad ediyor, rahmetle, hasretle anıyor. Mekânı Cennet olsun. Allah bütün sevenlerini onunla cennette buluştursun inşallah.

Onun en çok dikkatimi çeken yanı, tanıştığı herkesin kalbini kazanmış olmasıydı. Çünkü bunu başarmak sanıldığı kadar kolay değildir. Örneğin Selçuklu ilçesi sınırları içinde pek çok cami ve kuran kursu vardır. Doğal olarak buralarda çok sayıda diyanet görevlisi de çalışmaktadır. Onların bir amiri, yöneticisi olarak, hiçbirinin kalbini kırmadığını, aksine onların sürekli gönüllerini aldığını kendileri söylüyor. Hatta bazıları gıyabında ona “Ali Baba” da diyordu. Bu sevgi ve saygıyı, dinimizin emrettiği özverili çalışma ve iş disiplininden hiç taviz vermeksizin kazanabilmek kolay değildir. Bu ancak onun peygamber ahlakıyla ahlaklanmış olması sayesinde mümkün olabilmiştir. Hısım, akraba, hemşeri, komşu, arkadaş, eş, dost ve kendisini tanıyan herkes tarafından sevilip, sayılması, takdir görmesi onun bariz özelliklerindendi.

Sevdiklerini ahrete uğurlayan hüzünlü ailelerin imdadına yetişir, nasihatleriyle onların üzüntülerini hafifletirdi. Vefat eden yakınlarının yokluğunu kabullenmekte zorluk yaşayan acılı insanlara, bu dünyadan göç etmeden, öbür âlemdeki cennetlere girilemeyeceğini en iyi anlatan oydu. Dini programlar, vaazlar, toplantılar, açılışlar, dini merasimler, cenazeler, iftarlar, eğitim çalışmaları, görev seyahatleri şeklinde uzayıp giden bir dizi hayır işlerinde gece-gündüz, fedakârca koşturmaktan kendine bile zaman ayıramazdı.

O, böyle manevi hizmetler söz konusu olduğunda hiç üşenmeden, hiç tereddüt etmeden herkes için seve seve yardıma koşardı. Kendisi benim halamın torunuydu, akrabamdı. O bizi ve bütün akrabalarını onca telaşının arasında dahi sıkça arayıp sormayı ihmal etmezdi. Ama biz kendisine iade-i ziyarette bulunmak için telefon açtığımızda onu gece-gündüz demeden hep hayırlı bir işle meşgul vaziyette, çoğu kez evinden uzakta bulurduk. Bu yüzden hatır- gönül almada, arayıp sormada o bizden daima çok önde olmuştur. 

Çoğu görev bölgesi olan Selçuklu ilçe sınırları içinde olan, bir kısmı da Konya’nın diğer ilçelerinde, diğer illerimizde ve Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan çok sayıda cami ve kuran kursunun yapımına öncülük ve nezaret etmiştir. Belli ki, insanlarımızın huşu ve huzur içinde ibadetlerini yapabileceği pırıl pırıl, yeni camilerimizin; kolaylıkla dinini öğrenebileceği yeni kuran kurslarımızın insanımıza kazandırılması ona şevk ve enerji veriyor, yorgunluğunu unutturuyordu. Yoksa o çalışma temposuna dayanmak mümkün olmazdı. Bilhassa Kuran kurslarında modern bir eğitim verilmesi için de çok çaba harcamış, bu konuda adeta çığır açmıştır. Bu sayede bilhassa 40-50 yaş üstü insanlar, özellikle ev hanımları kuran okumayı öğrenmiş, dini bilgilerini de mahallelerinde bulunan, yürüme mesafesindeki kuran kurslarında ilerletme imkânına kavuşmuşlardır.

Üç yıl önceydi, Ramazan-ı Şerifin son günleriydi. Necmettin Erbakan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sayın Muzaffer Şeker’in odasında, üniversitede yapılması düşünülen caminin tasarımını istişare etmek için toplanmış olan, il Müftüsünün de bulunduğu birkaç kişilik heyetteydi. Saat 10 dolaylarında ansızın gelen bir kalp kriziyle, 10 Temmuz 2015 tarihinde, bir cuma günü orada hayata gözlerini yumdu. Bu tam da, “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle diriltilirsiniz (veya haşrolursunuz),” hadis-i şerifini hatırlatan bir ölümdü. Çünkü O, sırf Allah’ın rızasını kazanmak için çok çaba sarf etmişti. Her zorluğa ve yorgunluğa öf bile demeden katlanmıştı. Bu uğurda hiç tereddütsüz birçok fedakârlığı göze almıştı. Ayrıca bütün bunları peygamberi bir sabır ve nezaketle sürdürmüştü. Allah’ın, bu tür güzel ölümlerle ödüllendirdiği başkaca insanlarımız da elbette çoktur.      

Ramazan-ı Şerif’in son günlerinde, Kadir gecesinin gölgesinde, bir Cuma gününde, Cuma namazından önce, oruçlu iken, görevi başında ve 59 yaşında gelen, herkese nasip olmayan, güzel bir ölümdü bu. Konya’nın gördüğü en kalabalık cenaze namazlarından biri de onun cenaze namazıydı. Allah mekânını cennet etsin. Böyle değerli insanları aramızdan eksik etmesin. Kamu görevi üstlenmiş her insanımıza onun görev ve sorumluluk bilincini, ahlakını, azim ve fedakârlığını, örnekliğini nasip etsin. İyiler iyisi insan. Hem Seyit, Salih Müslüman.  Yaktı gitti cennet mekân. Canımız Ali Okutan.

Allah’a emanet olunuz. 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum