Hasan Büyükkeleş

Hasan Büyükkeleş

Üzüm Salkımı

Bir zamanlar bir köylü bir medresenin kapısını çaldı. Kapılara bakan talebe gelip kapıyı açtığında,köylü ona nefis bir salkım üzüm uzattı.Bunlar benim bağımın en güzel üzümleri, size hediye olarak getirdim.Teşekkür ederim,dedi talebe,onları hemen hocamıza götüreceğim, ikramınızdan çok memnun olacaktır.Hayır,hayır diye atıldı köylü, ben bunları sana getirdim.Bana mı? Talebenin yüzü kızardı,böyle güzel bir hediyeyi hak ettiğini düşünmüyordu.Evet diye ısrar etti köylü, çünkü ne zaman bu kapıyı çalsam onu sen açıyorsun, ne zaman ürünlerim kuraklıktan kırılsa, bana her gün sen yiyecek ekmek veriyorsun,inşallah bu üzüm salkımı da sana güneş ışığı gibi ılık ve yağmur gibi güzel ilahi rahmeti getirir,çünkü bak,ne güzel yaratılmışlar.Talabe o sabahı üzüm salkımını tefekkür ederek geçirdi.üzümler gerçektende harika yaratılmışlardı.O yüzden salkımı hocalarına ikram etmeye karar verdi.Çünkü kendilerine ilim ve hikmeti öğreten oydu.hoca ,talebenin bu ikramıyla çok mutlu oldu,ama sonra hemen medresedeki hasta talebesini hatırladı. Üzümleri ona hediye edeyim,kim bilir belki onlarla sevinirse daha çabuk şifa bulur.Düsündügü gibi de yaptı,ama üzümler hasta talebenin odasında fazla kalmadı, hasta talebe şöyle düşünmüştü, medresenin aşçısı beni günlerce en iyi yemeklerle besledi,eminim bu üzümleri o daha çok hak ediyordur.Aşçı ona öğle yemeğini getirdiğinde, üzüm salkımını ona hediye etti,Allah'ın yarattığı sebze ve meyve gibi harika şeylere en yakın olan sensin ve dolayısıyla da bu ilahi sanat eseriyle ne yapacağını en iyi sen bilirsin.Aşcı üzümlerin güzelliğine hayran olmuştu.Ama bu güzelliği ve harikalıgı, kitaplardan sorumlu talebeden fazla kimse takdir edemezdi.O, tefekkürüyle ve ince düşünüşüyle medresede şöhret kazanmış bir gençti.Ūzümleri görür görmez en küçük şeyde bile ilâhi sanat ve nakislarin en yüksek derecede yansiyabilecegini derinden kavradı o talebe de,yüreği bu sanatın ve güzelliğin sahibine sevgiyle doldu.Tam bu sırada, medreseye ilk geldiğinde kendisine kapıyı açan talebeyi hatırladı.Şefkatiyle,tevazuyla,sevecenliğiyle, benzer duyguları yaşamasına vesile olmuştu o arkadaşı, ve böylece daha akşam olmadan,çiftçinin medreseye getirdiği üzüm salkımı kapıya bakan talebeye geri dönmüştü bile.İşte o zaman bu talebe bu üzümlerin gercekten de kendi kısmeti olduğunu anladı,ve bir şey daha anladı,kimse kimsenin nasibini yemiyor  ve cömertlik, dostluğun  en parlak nişanıydı. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.