1. YAZARLAR

  2. Uğur Özteke

  3. BİZİM MEZAR TAŞLARIMIZ BİLE KARŞI KARŞIYA MI BAKIYOR?
Uğur Özteke

Uğur Özteke

Yazarın Tüm Yazıları >

BİZİM MEZAR TAŞLARIMIZ BİLE KARŞI KARŞIYA MI BAKIYOR?

A+A-

Bugün sadece dikkatli bir okurumuzun bize fotoğrafını gönderip merakla sorduğu sorunun önce cevabını yetkililerden almaya çalışacağız. Ardından yıllardır çok sevdiğim saydığım büyüğüm Ali Kemal Başaran abimizin benim gibi ak saçlı, hatta saçsız ve de aksakallı insanlar için kaleme aldığı bir yazıyı sizlerle paylaşacağız.

foto-1-272.jpg

Önce bu fotoğrafa dikkatlice bakar mısınız?

İlk bakışta anlayamadım. Hatta önce gövdesi yanık ağaç dikkatimi çekti. Sonra fotoğrafı gönderen abimize tekrar sordum.

Önce bana kızdı (!) sonra da şu satırları yazdı.

“Üçler mezarlığındaki bu iki mezarın taşları niye böyle abim yayınlarsak bilgi veren olur mu?

Mezarlıkta iki mezarın taşları ters yönde cenazelerin yüzleri kıbleye bakmıyor…”

Çok şaşırdık. İnşallah bunun sebebi öğrenip yeniden sizlerle paylaşacağız.

ALİ KEMAL ABİM BİZE Mİ YAZMIŞ?

Dün Ali Kemal Başaran abimizin bu çok beğendiğim ve dikkatlice iki kez baştan sona okuduğum bu yazıyı benim gibi ak saçla kel kafalı okurlarımızın da dikkatini çekeceğini ümit ederek sizlerle paylaşmak istedim.

OLGUN YAŞA GELMİŞ, AK SAÇLILARIN

YOK SAÇLILARIN, YÜZÜ KIRIŞMIŞ GÖZÜ SÜZÜLMÜŞ

KİŞİLERİN YANINDA GENÇLERİN DE

OKUMASI DİLEĞİYLE PAYLAŞIYORUM

Saçların beyazladığı, insanın şahsiyetinin oturup istikrara kavuştuğu, gelip geçici heveslerin bırakıldığı zaman dilimidir. Ağaran saçlar, gecenin içinden fışkıran ışık demetleri olarak tasvir edilebilir.

“Hayra alâmet midir şakaklarında aklar?” sözüyle şairin endişeyle karşıladığı ak saçlar, mazi sayfasından birçok hâdiseye şahitlik eden hatıraları da barındırır:

“Hayra alâmet midir şakaklarında aklar?

Her bir ak saç, mâziden bin bir hatıra saklar.

Zaman tel tel boyuyor saçlarımı beyaza,

Bırakıverdim gayri düşlerimi ayaza.”

İçtimaî hayatta beyaz saç, kemale ermenin işareti sayıldığından, saçı beyazlaşan insanların hâl ve tavırlarında bir olgunluk aranır.

Aksi durumda kişi, “Saçın başın ağarmış, hâlâ mı?” sözleriyle ikaz edilir. Tecrübesine itimat edilmesini isteyenler, “Ben bu saçları değirmende ağartmadım.” diyerek başlar söze.

Kimlik aksesuarı olan saçlar, beyazladığında dış görünüşte de dikkat çeken farklılıklara vesile olur. Uzun süre görüşmediği dostu ile karşılaşınca, onun saçlarının beyazladığını gören Victor Hugo hayretini; “Hüzün rengi almış saçlarının her teli, ne kadar değişmişsin ben görmeyeli.” şeklinde ifade etmiştir.

Takdir edilmiş bir ömür yaşıyoruz. Ne yaşadığımız ömrü geri getirme, ne de geleceği elde tutma imkânına sahibiz.

Bu ömür ödünç verilmiş, her gün an be an elimizden çıkıyor ve daha görecek kaç günümüzün olduğunu da bilmiyoruz.

Ömür sermayesini nerede, nasıl harcadığımız çok önemli.

Bazı insanlar, hangi şartlar altında olursa olsun, daha uzun bir hayat yaşamak ister.

Fakat uzun zaman sonra ölmek, yaşamak mıdır?

Biz, zamanın belli bir noktasına konmuş bulunuyoruz. Onu uzatabilsek bile, nereye kadar uzatabiliriz?

Mühim olan, ne kadar yaşandığı değil, nasıl yaşandığı ve ömrün nereye sarf edildiğidir.

Hayat nasıl yaşandığına göre kıymet kazanır. Saçları beyazlamış, yetmiş yaşlarında ünlü bir sanatçıya, estetik cerrah olan dostu, estetik ameliyat olup saçlarını boyadığında çok genç görünüme kavuşacağını söyler.

Sanatçı, dostunun teklifini reddederek şunları söyler: “Yüce sanatkârın bana verdiği emaneti yıllardır vücut sarayımda, hayatın bütün zorluklarına, hastalıklara, acılara rağmen muhafaza edip bu hâle geldim.

Lütfedilen istidatla sanatımda buralara gelirken, saçlarım da tedrici olarak beyazladı ve yüzümde her birinin farklı mânâsı olan derin çizgiler meydana geldi.

Beni gören gençler, bana bu hâlimle hayranlık duyuyor, hürmet gösteriyor. Bu gençlerden bazıları benim gibi, bakan herkese, maziyi hatırlatan beyaz saçlara ve kırışmış bir yüze sahip olmadan, bu dünyadan ayrılacaklar.

Ben gençliğin ne olduğunu biliyorum; ama onlar yaşlılığın ne olduğunu bilmiyorlar.

Mesleğimi icra etmeme mâni olmayan ve ömür boyu tedricen kazandığım bu durumumu, neden gizleyeyim?”

Ardından da şu mısraları okur:

'Hicranla ağaran bu saçlar değil,

Sevgisiz kalan kalp, ihtiyarlarmış.”

İnsanoğlu, dünyada yaşı ilerlerken, kalple aklı beraber kullanabildiği ölçüde, mutlu bir şekilde ebediyete endeksli yaşar.

Bu idrake; kimi gençliğin baharında, kimi olgunluğun rampasında, kimi beyaz saçları fark edince erer.

Kimi de fark etmeden kendini teneşirde bulur.

Dünyayı misafirhaneden ibaret bilenler için ak saçlar, öbür âleme hazırlanmanın lüzumunu ihtar eden, nurlu bir rehberdir. Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm) başındaki ak saçların melekler katında hürmet, ciddiyet ve vakarın nişanı olduğunu öğrendiği zaman “Allah'ım vakarımı artır.” diye dua etmiş.

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem); saçlardaki beyaz telleri koparmayı uygun bulmamış ve “Beyaz saçlar müminin nurudur, Müslüman'ın başında beliren her beyaz tel ile ona sevap yazılır, derecesi yükseltilir veya günahlarından birisi silinir” buyurmuştur.

Bahtiyar Vahapzade, “Siyah Saçlar Ak Saçlar” şiirinde ak saçları, kalbin ateşinden ağaran kazançlar olarak vasıflandırır:

“Saçlarıma ak düşür, ak düşür, yaman düşür,

Her bakanda annemin yüreğine kan düşür.

Tutuşurum geceler masa arkasında ben,

Saçlarım da ağarır kalbimin ateşinden.

Ölüm bile gam değil bu hayatı duyana,

Ben şu ak saçlarımla övünürüm, ey ana

Zahmeti hayatımın ilkel süsü sanmışım,

Ak saçları hayatta ben kendim kazanmışım.

Ruhlar âlemi, dünya, çocukluk, gençlik, ihtiyarlık ve derken âniden ölümle yüz yüze gelir insan.

Hadîsin ifadesiyle herkes bu dünyada bir ağacın gölgesinde oturup dinlendikten sonra, asıl vatanına giden bir yolcu gibidir.

Dünya insan için bir durak, dinlenmek için bir konaktır.

Misafir olduğumuz konağa ve müştemilâtına takılmadan gerekli dersi alıp gideceğimiz yere hazırlanmalıyız.

Şairin de ifade ettiği gibi zaman kalmayabilir:

“Geldi geçti gençliğim, kısa bir anda.

Geriye bakmaya zaman kalmadı.

Ak saçlar yayıldı, başa bir anda.

Aynaya bakmaya, zaman kalmadı.

Beyaz saçların en iyi nasihatçi olduğunu Buhturî ne güzel ifade ediyor:

Ak saçlarda insanlar için ikaz vardır, keşke o, bunu anlasa.

Onlar çok iyi bir nasihatçidir. Şakakları simsiyah iken beyazlamaya başlar. Sanki başında seherin gafletinden faydalanarak kaçıp kurtulmuş sabahın aydınlığı belirir.”

Hayatın sırları içinde, sonsuzluğun hasretini çeken insanın ne kadar çok ümitleri, hayalleri, istekleri, elemleri, hüzünleri var.

Herkes bu hisler içinde yükümlülüğünü üstlenmiş bir yere doğru gidiyor. Kimileri nereye gideceğini bilerek, kimileri ise bilmeden gidiyor. Bilenin kalbi sevinç ve huzurla dolu; bilmeyenin ise, hüzün ve yeisle.

Ediplerden biri başındaki ak saçları gizleyenlere; “Ey ak saçlarını gizlemek için boyayan kimse! Asıl, Cenab-ı Hak'tan seni ateşten gizlemesini iste.” sözleriyle sesleniyor. Ağaran saçlar, hayatını hayırlı işlerle bereketlendirenler için, kıyamet gününde ne güzel şahitlerdir.

Uzun yıllar yaşadıktan sonra, kendisine sadece heder edilmiş bir ömür kalan kimse için, sermayesini tüketmiş bir müflisin iflâs belgesidir ak saçlar.

“Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?

Benim mi Allah'ım bu çizgili yüz?

Ya gözler altındaki mor halkalar?

Neden böyle düşman görünürsünüz,

Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?”

Şair, aynaya bakınca gençliğin elden çıktığını fark edip, hakikati gösteren aynayı düşman gibi görecektir.

Evet, mahiyet itibarıyla ebetlere namzet olarak yaratılmış insan, varlık deryasında öyle bir mahiyete sahiptir ki, onun fânî şeylerle tatmin olması mümkün değildir.

Hayatın her devresinin kendine has zorlukları olduğu gibi, bu durakların güzellikleri, müspet ve kârlı yanları da vardır.

Her ne kadar, saçların beyazlaması gönle hüzün verse de, işin hakikati düşünüldüğünde, onlar: “Sen burada dâimî değilsin, fânîsin; fânî olanlara değerleri kadar ehemmiyet ver.” diyerek fânîlik hakikatini hatırlatan bir hayırhahtır.

Ak saçlar, kabir kapısında son bulacakların yerine, ebedî ve bâkî meyve verecek dostlukların kurulmasını hatırlatır.

Görmesini bilene, ölümün solgun ve donuk yüzünden perdeyi sıyırıp ne kadar sevimli olduğunu gösterip, büyük buluşmayı ve orada her şeyin hesabının verileceğini, onun için de hayatın kılı kırk yararcasına yaşanması gerektiğini hatırlatan bir muallimdir.

Nurlanıp beyazlaşan saçların, sırların sırrına ermek için, marifetli bir anahtar ve kıyamet gününde sahibinin nuru olacağını bilmek, onları ne kadar sevimli kılar?

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), saçlarına düşen aklarla iyice nurlanmış, o nur sayesinde günahlarından arınmış bir insanın, hâlis bir gönülle dua için ellerini açarsa, Cenâb-ı Hakk'ın onun duasına cevap vereceğini ve hattâ böyle birinin duasını reddetmekten hayâ edeceğini müjdelemiş.

Allah (celle celâluhu) kendi yolunun ak saçlılarına azap etmeyeceği müjdesini verip, büyük bir rahmanî teselli kaynağı göstermiştir.

Olgunluğa ermenin, tecrübenin, şuurlanmanın delilleri ve ötelerin şafak emareleri olan ak saçlar; inanan insanda, ibadette ciddiyet, âhirete hazırlık mânâlarını taşır.

Onlar, âhirete yönelik hislerin yoğunlaşmasına vesile olduğunda da, kişiyi daha fazla kulluk ve iyilik yapmaya sevk eder.

Yaptığı hayır, hasenat ve iyiliklerle de Müslüman'ın hem kabir hem de âhiret hayatı nurlanır.

Kalbimize yerleştirilen hayat çekirdeğinin Cen­net'te neşvünema bulması için, ihsan şuuru içinde; “Allah'ım, hayatımda pek çok hata ve kusurum olmuştur. Ancak saçlarımdaki beyazlıklarda ötelerin şafağını görüyorum. İşte ben şu ân ömrümün sonuna doğru yol alırken, şimdiye kadar yaptığım hata ve kusurların bütününden sıyrılıp, yürekten Sana teveccüh etmek istiyorum.” demeliyiz ve kalan ömrümüzü daha semereli hâle getirmeye çalışmalıyız.

………………

GÜNÜN OKKALI SÖZÜ

İnsanlar doğruları oldukları için doğru kabul etmezler, tersine doğru olmasını istediklerini doğru kabul ederler

 

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Matbaacılar bölgesinde hız kesicilere rağmen birbirimizi geçmek için yarış yapmaktan vazgeçtiğimiz zaman daha iyi ADAM oluruz.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

4 Yorum