1. YAZARLAR

  2. Ziya Uysal

  3. DEMOKRASİNİN ZARARLARI
Ziya Uysal

Ziya Uysal

Yazarın Tüm Yazıları >

DEMOKRASİNİN ZARARLARI

A+A-

Demokrasi, dünyanın geldiği en ileri yönetim şekli olarak bilinir. Fakat acemilikten bir türlü çıkamaz ve demokraside ilerlemeyi yerinde saydırırsak, ilaçların yan etkileri gibi onun da zararlı yan etkileriyle karşı karşıya kalırız.

Örneğin seçilebilmek için verilen tavizler, bazen Kayseri’ye liman yaptırmaya kadar gidebiliyor. Seçildikten sonra tekrar iktidara gelebilmek için izlenen popülist politikalar adaleti yok edebiliyor.

İsraf boyutuna varan kamu harcamalarını karşılamak için bazen halka zulüm derecesinde, yasal haksızlıklar bile yapılabiliyor. Örneğin karşılıksız çeke hapis cezası ön gören 5941 sayılı yasa tam bir haksızlık ve hukuksuzluk örneğidir. Bono senetlerinde ve diğer bütün senet ve sözleşmelerde böyle bir ceza yoktur. Tüm ileri ülkelerde de böyle bir ceza yoktur. Onlarda “Ekonomik suça ekonomik ceza” prensibi vardır. Bizde bu prensip, bir hukuk kurnazlığıyla yine hapis cezasına dönüştürülmüştür. Çünkü o kafaya göre Türk insanı sudan sebeplerle bile hapse atılabilecek kadar değersizdir. Biz kendi insanımıza kendimiz değer vermezken, başkalarının değer vermesini istemek ne kadar gerçekçi olur? Bizde yasa yapanlar, sanki suçsuzu da hapse yollamanın peşinde. Adeta buna şartlanmışlar, tuhaf!

Çek bedelini alacaklıya değil mahkemeye öde, hapislikten de kurtul” anlamına gelen yasa mı olur? Bizde var: 5941. Varını-yoğunu ortaya koyup, borcunu ödeyenler bile çek hapsinden kurtulamıyorlar.  Bunun için alacaklıya gecikme faizi, avukatlık ücreti vs. adı altında ek ödemeler yapıp, şikâyetini geri çekmesi için onu ikna etmeleri de gerekiyor. Ya da en az ödediği borç kadar mahkemeye de ödeme yapmaları gerekiyor. Adam krizde işini kaybetmiş. Kalan nesi var- nesi yoksa ortaya koymuş. Satıp- savıp borçlarını ödeyecek. Ama mahkeme buna bile fırsat vermeden, alelacele hapse gönderiyor.     

Birçok yayın organı şu anda bu durumda iki yüz bin civarında, mağdur işyeri sahibi veya sorumlusu olduğunu, halen bunlardan elli bin kişi için de tutuklama kararı çıktığını bildiriyor. Bunlar TBMM den bu haksız yasanın bir an evvel düzeltilmesini bekliyor. Bunların kimi hapiste, kimi kaçak durumda. İnsanların yuvası yıkılacak, zor durumdalar. Onlar hak ve hürriyet derdinde, bunu düzeltecek olan insanlar da seçim derdinde. Bilindiği gibi İstanbul seçimleri de 23 Haziran’da tekrar yapılacak. Evet, demokrasi seçimsiz olmaz. Ama istismara, hile ve yanlışlığa yer bırakmayan yasal düzenlemeler yapmayı da başarmalıyız. Çünkü ülkenin uzun süre seçim atmosferinde kalması sakıncalıdır.

Demokrasinin seçim yatırımları, seçim ekonomisi, popülist politikalar diye uzayıp giden zararları yanında bir de bu var: Neredeyse hiç gündemden düşmeyen seçimler sebebiyle ülke sorunlarının da sık sık ikinci plana itilmesi ve ivediliği olan işlerin bile zamanında yapılamaması ülkeyi geri bırakıyor.

Demokrasi, kendi seçtikleri eliyle halkın kendi kendini yönetmesidir. Yasa yapılan mutfaktan gelen tüm yasaları inceleyip araştırmadan, o yasaların muhatabı olan seçmenlere hiç sormadan, seçilenlere kabul oyu kullandırıyorsak, bu olgun bir demokrasi olmaz. Bir de seçilmeden gelmiş, her yere sızmış, yıllarca her işte etkin olmuş paralel derin devlet ve fetö var. Yasal yapımız bunların faaliyetine yıllarca nasıl izin veriyor? Şu anda fetö benzeri yapılar olmadığına nasıl güveneceğiz? Bu çek hapis cezasını da vaktiyle hukuk teşkilatına sızmış olan fetöcüler getirmiş olabilir deniyor. Ama iptali bir türlü gündeme bile alınamadı. Demek ki, hala böyle yapılar etkin durumda ve biz kendi kendimizi yönettiğimizi sanıyoruz.

Demokrasinin zararlarından biri de insanları yanıltmasıdır. “Avrupa’da eli maşalı bir demokrasi var” denir, doğrudur. Bu, “Yasayı bilmemek mazeret değildir” diyerek, işin ucunu bırakmamaktır. Halka sürekli olarak görev ve sorumluluklarını hatırlatacak, öğretecek, eğitecek sade ve anlaşılır düzenleme ve uygulamalar yapmaktır. Örneğin bizdeki çek cezası mağdurlarının birçoğu, çekte de senette olduğu gibi sadece icra takibi olduğunu sanıyormuş. Bu sebeple suçlu oranı AB de bizden çok daha düşüktür. Bizde 2005 yılında elli bin dolayında tutuklu ve yükümlü varken, bu sayı günümüzde iki yüz altmış bin civarına çıkmıştır. Bu sayıya iki yüz bin de kriz mağduru çek borçlusu eklenirse, bu kadar çok tutuklu ve yükümlüyle, bir de onların aile ve çocuklarıyla birlikte memleket cezaevine döner. Allah korusun. Yazık, çok yazık! Allah’a emanet olunuz.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

13 Yorum