Kardeş Hikayesi

Uzun uzun zaman önce memleketin birinin güzel bir şehrinde, şehrin en zenginlerinden olan adam  tedavisi olmayan bir illete tutulmuş.

Ölüm döşeğine uzanmış kalmış.

Hekimler Allah bilir amma üç günden fazla yaşamaz diyorlarmış.

Adam, uzunca bir zamandır işleri üstlenen en büyük oğlunu ve diğer evlatlarını çağırmış.

Ağabeyiniz bundan sonra atanızdır. Sözünden çıkmayın. Malımızı mülkümüzü birlik olun el ele verin daha iyi hale getirin demiş.

Birde evlatlarım demiş bu dünyadan ayrılmadan önce sizden bir dileğim var.

Emminiz çok cevval biriydi. İçinde bulunduğu kervan baskın yedi. 

Kardeşim o baskında öldü.

Haramiler cesedini paramparça etmişler.

Bir mezarı dahi yok.

Şeytana uydum, kardeşimin bütün malına mülküne el koydum.

Karısını ve çocuklarını bir kervanla, uzak bir diyara gönderdim.

Karısı ve çocukları yıllarca süründüler.

Onların hakkını geri vermek istiyorum. 

En büyük oğul, olmaz babam demiş. Biz kardeşlerimle birlikte senin yanında az mı çalıştık. Az mı alın teri döktük. Nasıl veririz onca şeyi.

Adam, neyimiz var, neyimiz yok yarısını onlara vereceksiniz. Biz varlık içinde yaşadık. Emminiz sağ olsaydı, o günkü aklımla elinde neyi var neyi yok yine alırdım.

Ama yanlış yapmışım. Öte tarafa borçlu gitmek istemem.

Hiç değilse kardeşimin hakkını çocuklarına vereyim.

Büyük oğul bu durumu demiş bizden başka kim biliyor.

Payitahta giden bir dostum vardı. Sırdaşım sayılırdı. Son on yıldır haber alamadım. Belki de ölüp gitmiştir demiş.

Büyük oğul rahatlamış.

Elindekileri vermek istemiyormuş.

Babası bak oğul demiş, çok insanın elinden zorla parasını-pulunu aldık. Arazisini sattırdık, üstümüze geçirdik.

Ne oldu?

Kefenin cebi var mı?

Ben hiçbir şey götüremedikten sonra sanki sen götürecek misin? Ben ölmeden çağır yengeni ve çocuklarını ver haklarını bu dediklerimi de vasiyetim say.

Büyük oğul haklısın baba amma demiş, malımızın yarısını veremem. Ne ben razı olurum, bu işe, ne de kardeşlerim.

Kimin malını kime vermeyeceksin demiş adam. Bizim variyetimizin çoğunluğu Emminin

parası-puluydu.  Bu durumu en iyi sen biliyorsun.

Büyük oğul, babam demiş şehirde onlara güzel bir köşk alayım. Bedestenin en iyi yerinde iyi bir dükkan açalım. İçini en güzel kumaşlarla dolduralım.

On bin altında yengeme teslim edeyim. Daha fazlası yeminle olmaz demiş.

Babası yetmez oğlum demiş, bak bunlar benim son saatlerim. Bu laflarımı vasiyet kabul et.

Büyük oğul sağlığın sıhhatin yerindeyken sen niye vermedin baba demiş. Mesela geçen yıl verseydin, ya..

Rahmetli kardeşim kaç gecedir rüyalarıma girer oldu. Beni gözleri açık gönderme öte tarafa…

Geriye bakmasını bil oğlum, yarın senin çocukların da, sana aynı şeyleri yaparlarsa, beni hatırla emi...

Bütün şehir bana enayi mi desin demiş, kusura bakma babam veremem.

Oğul ayağa kalkmış, bir şeyler daha konuşacakmış amma, babası ruhunu teslim etmiş.  Büyük oğul veremem baba veremem diye, babasına sarılmış ağlamış.

Kardeşleri içeriye girmişler. Kardeşlerden birisi;

Ağam demiş ne karar verdin.

Yengeye bir köşk alalım, çocuklarına da bir dükkan açalım. On bin altında ellerine harçlık gibi bir şeyler verelim.  Hak iddia etmeyeceklerine dair ellerinden  bir de belge aldık mı, hem mevzu kapanır, hem de ölmüş amcalarının geride kalanlarına sahip çıktılar diye, şehir bizi konuşur. Bu şekilde uygun mudur?

Bütün kardeşler, çok iyi düşünmüşsün ağam demişler. Allah seni başımızdan eksik etmesin.

Birkaç gün sonra, yenge ve çocukları gelmişler başsağlığı için.

Büyük oğul yengem demiş, biz kardeşlerimle oturduk, size bir köşk alalım dedik,

Bedestende de iyi bir kumaşçı dükkanı açalım, on bin de altın verelim.

Şu belgeyi de başka bir alacağımız ve hakkımız kalmamıştır diye mühürlediniz mi, mesele bizim açımızdan çözüldü gitti demiş.

Yengesi, yarın Payitahttan bir akrabam gelecek demiş, ben ona danışmadan karar veremem. Bizde bir düşünelim. Yarın size kati cevabımızı veririz diyerek ayrılmış oradan.

Akşama doğru, oldukça zengin bir tüccarın şehre geldiği, şehirde bazı alımlar yapacağı, şehrin zenginleriyle de, Kervansaray da tanışmak istediği duyurulmuş.

Zenginler kervansarayda yerlerini almışlar. Mükellef sofranın başına oturmuşlar.

Zengin tüccar, kardeşler demiş. Birkaç gün önce vefat eden kardeşimizi tanırdım.

Evlatları burada mı?

Büyük oğul ve kardeşleri evet buradayız beyim demişler. Tüccar başınız sağ olsun demiş. Bundan böyle beni de bir yakınınız bilin. Sizin birde emminiz vardı değil mi?

Büyük oğul, emmimin kervanı baskına uğramış, zavallıyı paramparça etmişler. Bir mezarı dahi yok. Ben babamdan öyle dinledim demiş amma, içine de bir kurt düşmüş.

Zengin tüccar, arazi, bağ, bahçe almak istediğini söylemiş. Ben demiş geçtiğimiz aylarda bir araştırma yaptırdım.  Başlamış nereleri almak istediğini isim isim saymaya…

Neresini saysa, saydığı yerler, birkaç gün önce ölen adamın arazileriymiş.

Büyük oğul ayağa fırlamış. Ben demiş zengin tüccar filan anlamam.

Kimsin sen?

Bizim kimseye satacak malımız yok!

Zengin Tüccar, keskin sirke küpüne zarar demiş. Babanın vasiyetine neden uymazsın. Bir bakarsın emanetin sahibi çıkar gelir.

Büyük oğul, biz demiş yengemle konuştuk. Bir danışacağı varmış. Yarın bu meseleyi kapatacağız zaten.

Tüccar ayağa kalkmış, ey bu şehrin gani gönüllü, insanları demiş. Baba vasiyeti tutmayan aç gözlü, haris, vicdansız bu delikanlıdan ne tüccar olur, ne bundan bu şehrin insanları istifade eder.

Ölen zengin ağabeyimdi. Çok gaddar bir adamdı. Ölüm haberimi göndermeseydim. Bir şekilde beni öldürtebilirdi de.

Bütün malıma mülküme el koydu. Çocuklarımı bu şehirden çıkardı. Perişan olsunlar diye ilk kervanla gönderdi onları.  

Benim malıma el koyarken, hiçbiriniz ses çıkarmadınız. Ağabeyime ne yapıyorsun? Allah’tan korkmaz mısın demediniz.

Yaşadığımı kısa bir süre önce öğrendi. Beni çağırdı, ölüyorum helalleşelim dedi. Evinde yattığı odada gizli bir bölme vardı. O bölmeye geçtim.

Çocuklarıyla ne konuştuğunu harfi harfine işittim.

Kadı Efendiye başvurmuştum. Ağabeyimin neler konuştuğunu, çocuklarının neler söylediğini, Kadı Efendinin görevlendirdiği bir adamı tek tek yazdı.

Kararı Kadı Efendi versin. Ne karar verirse ben razıyım demiş.

Yeğenler utanmışlar mı? Yüzleri kızarmış mı? Emmilerinin eline sarılmışlar mı?

Şehir şehire, zengin zengine, Kadı Kadıya, Emmi Emmiye, Yeğen Yeğene benzer.

Büyüklerimiz her kıssadan bir hisse almak hoştur demişler. Bir kıssa anlattık. Bu kıssadan ne kimse alına, ne gönül koya…

Sürçü lisan eylediysek affola…

İnşallah bir daha ki sefere daha güzel bir hikaye anlatırız.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.