Konya’da Neler Oluyor?..

Dünya’nın çivisinin çıktığı ve üçüncü cihan harbinin ayak seslerinin işitildiği bir zaman diliminden geçiyoruz.

Bu arada küçük kıyâmet alâmetlerinin geride kalıp büyüklerinin zuhur ettiğini söylemeye ve hatırlatmaya gerek bile yok. Ülkemiz başta olmak üzere dünyanın her bir coğrafyasından, ülke ve bölgesinden anlayana saz kabilince; korkunç sel, âfet, yangın, toplu ölümler, cinayetlerle birlikte yeryüzünün zelzelelerle sarsıldığı uyarıları da geliyor.

 

***

Aziz vatanımız ise, Osmanlı’nın son dönemleri ve Payitaht dizisinde olduğu gibi Abdülhamid’in 33 yıllık son çırpınışlarına benzer bir manzarayla sanki birebir örtüşüyor.

Dört bir taraftan kuşatılan ve içeride siyaseten bir, beraber olamamış bir tablonun yanında FETÖ’nün dinî açıdan geride bıraktığı manevî tahribatla birlikte kendine gelememiş bir toplum, topluluk ve bundan nasibini almış bir gençlik, siyaset başta olmak üzere her yerde ahlâkî yozlaşmanın bariz görüntüleri eşliğinde yol alan bir Türkiye…

 

***

Her geçen sene hormonlu gıdalardan dolayı obezleşerek büyüyen Konya’nın cadde ve sokaklarını adımladığımda, “bu şehre ne oldu? Bu güzelim şehre ne yaptılar” da GDO’lu olarak büyüme istidadıyla birlikte “kentsel dönüşüm” ucubesinin bile tam anlamıyla uygulanamadığı bir yapısal dönüşümle yabancılaşan bir şehirle karşı karşıya kalan ruhum son derece neden sıkılıyor!

Sanki cendereye alınıyormuşçasına…

 

***

Bahçesi “Gül Bahçesi” olmayıp tamamen mezarlık olan Mevlâna Dergâhı’ndaki kazıların akıbeti acaba ne olacak?

Anıtlar Kurulu, tarihe uzanan o münasebetsiz kazmaya “tamam mı yoksa devam mı?” kararı verecek.

Bu kuruldan çıkan kararın müsbet olması arzusuyla bu satırları yazıyorum.

Karatay Belediyesi, Büyükşehir Belediyesiyle birlikte Mevlâna Dergâhı ve çevresini boğan manzaralardan kurtarıp çok rahat ve nezih bir tarihî ortama kavuşturabilecek mi, yoksa rantın azgın ve doymak bilmeyen midesine yeni bir kurban olarak mı sunacak!

 

***

Kafaları yerli yerinde olan ve bu şehri düşünen insanlarla konuştuğumda, Konya’nın yatıp kalkıp Selçuklu tarihini düşünmesi, yazması, onu her yönüyle ele alarak önce kendi insanına, sonra Türkiye’ye ve dünyaya bir buket halinde sunmasının elzem olduğunu ifade ediyorlar.

Haksız da değiller.

Konya’da yapılan arkeolojik kazılardan elde edilen yeni bilgiler ışığında Konya Tarihi’nin yeniden ele alınıp yazılması gerektiğini kulağıma fısıldayan tarihçiler, bunun ıstırabını çekiyorlar mı?

Konya’nın ve Konya’yı düşünen insanların Selçukluyla yatıp Selçuklu ile kalkması ve Selçuklu’dan günümüze tevarüs eden güzelliklerin halkımıza, topluma, insana, insanımıza ve insanlığa yazı, hikâye, roman, dizi, film, çizgi film, anlatı, sinema filmi olarak sunulmasını istemeleri elbette güzel bir şey.

Bunları yapamamanın ızdırabını çekmiyorsak…

Yazıklar olsun bize…

 

AZİZİM DİYOR Kİ…

Alaaddin Tepesi’nde yatan Selçuklu ecdadımızın kemiklerini sızlatmak istemiyorsak bu şehrin idarecileri ve düşünürleri ile fikir adamları Selçukluyla ne zaman hemhal olacak acaba…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum