'Sizi bana sayıyla mı verdiler?'

7 Eylül 2021 tarihinde, yüz yüze eğitimin başlamasının daha ikinci gününde bir olay yaşanmıştı. Olay infial yarattı. Lakin biz eski öğretmenleri, eski eğitimcileri derinden yaraladı.

Unutulacak gibi de değildi…

Olay basına da yansıdı. Hakkında soruşturma başlatıldı. Okula yeni başlayan ve ağlayarak annesini isteyen öğrenciyi azarlayan sınıf öğretmeninin tedbir amaçlı görev yeri değiştirildi. Başka bir okulda evde eğitim öğretmeni olarak görevlendirildi.

Bir daha böyle ve benzer bir konunun tekrar yaşanmaması adına, bu konuya dikkat çekmek istiyorum!

Öğrenci ilkokul birinci sınıf, okulun daha ilk günleri…

İlk defa bulunduğu ortamdan belki de sıkıldı, ağlayarak annemi istiyorum dedi.

Öğretmen ne mi dedi?

Sus terbiyesiz! Anne yok!

Öğrenci ne mi dedi öğretmene?

“İstemiyorum seni, ben annemi istiyorum”

Neticede anne çocuğu, annesini ister mi ister!

Ne mi demişti kadın öğretmen?

''Ağla ağla, seni disipline yollayacağım, haberin olsun. Müdür bey de seni cezalandırsın. Sizi bana sayıyla mı verdiler?”

Çocuk okula yeni gelmiş! Okulla yeni tanışmış!

Ne bilsin disiplini? Ne bilsin Müdür Beyi? Ne bilsin cezayı?

Birde, Öğretmen sizi bana sayıyla mı verdiler demiş ya….

Ne ile vereceklerdi? Her sınıfın bir sayısı yok mu? Elbette sayı ile verdiler sana o çocukları…

Evet bu çocuklar sana sayı ile verildi. Denildi ki bu sınıf, şu kadar kişi. Sayısı bu. Bu sınıf senin!

Ne yazık ki kıymetini bilemedin! Annesini isteyen bir çocuğu teskin de edemedin, sınıfı ve okulu da sevdiremedin! Sonrasında da, ben öyle demek istemedim, yanlış anlaşıldım desen ne olacak, seni kurtaracak mı? O çocuk, o sınıf, ömür boyu seni ve o olayı unutacak mı? Unutması mümkün mü?

*****

Yüz yüze eğitim, öğretmenin sabırla, şefkatle, sevgiyle sınanmasıdır. Sevgi olmadan, anlayış olmadan, hoşgörü olmadan öğretmenlik olmaz!

Olmuyor zaten!

Bizim öğretmenlerimiz, okullarına varabilmek için, saatlerce yol yürürlerdi.

Okul binası yoktu!

Elektrik yoktu!

İmkansızlık diz boyuydu.

Sıfırdan okul kurarlardı, inatla ve azimle…

En metruk binaları adam eder, sıvasını, tamiratını, boyasını yapar,

Kapısını, penceresini takar,

Sırasını dolabını bulur, buluşturur,

İlçeden şehirden gelirken, tebeşirini de gelirken yanında getirirlerdi.

Mesai diye bir takıntıları yoktu.

Ders bitse de gitsem demezlerdi.

Onların öncelikli hayatı, öğrencileri ve okullarından ibaretti.

*****

Öğretmen Marşında ifadesini bulan ruhla dopdoluydular.

“Alnımızda bilgilerden bir çelenk, / Nura doğru can atan Türk genciyiz. / Yeryüzünde yoktur, olmaz Türk'e denk; / Korku bilmez soyumuz.”

“Şanlı yurdum, her bucağın şanla dolsun; / Yurdum seni yüceltmeye antlar olsun.”

Şanlı yurtlarının her bucağını şanla doldurdular.

Her biri bir efsaneydi.

Kuş uçmaz, kervan geçmez yerlere gittiler. Ay yıldızlı bayrağımızın dalgalandığı her yerde onlar vardı. Evinin karşısındaki okula tayinleri çıksın diye araya koymadık adam bırakmayanları öğretmenden saymazlardı.

Siyasiler öğretmenlere bu kadar çok karışmazlardı. Herkes kendi işini yapardı. Siyasiler liyakat sahibi, o şehrin eğitimine gerçekten katkı sağlayacak öğretmenleri idareci olarak seçer getirirlerdi. Bizden-sizden diye ayırım yapılmazdı. Öğretmen saygı gören insandı. Argo konuşmazdı. Mesleğin bir itibarı ve saygısı vardı. Bırakında öğretmen mesleğini yapsın diyenleri dinleyende olmadı, aldıranda…Sonrada her şey içinden çıkılmaz bir hal aldı!

Oysa, her öğrencinin örnek aldığı insandı öğretmeni.

*****

Bizim öğretmenlerimiz seni bana, sizi bana sayıyla mı verdiler demezdi. Kızmaları dahi ölçülüydü. Öğrencisini sınıfın ortasında rencide etmezdi.

Sınıftan herkes dışarıya çıktıktan sonra, karşısına alır öyle konuşurdu. Hele ilkokula yeni başlayanlara hiç kıyamazdı.

Annesini isteyene, haydi bugün annene git, ama yarın yine gel olmaz mı der, öğrencinin annesiyle konuşur, bir şekilde olayı tatlıya bağlardı. Burnu akanın burnunu siler, ağlayanın şikayetini dinler, akşama kadar zamanın nasıl geçtiğini bilmezdi bile…

Her sınıf ayrı bir dünya idi. Her öğrenci ise yarınların teminatı.

Hepimiz kalabalık sınıflarda okuduk.

Öğretmenlerimizi anamız gibi, babamız gibi sevdik.

*****

Sayı demiştik ya…Bizde öğretmene sınıfları sayı ile verirler. Öğretmen bilir ki, derse girdiğim şube şu kadar öğrencidir. Yoklama kağıdı bunun için vardır.

Sınıf hakimiyeti öyle bir şeydir ki, sınıfa bakan öğretmen, kimin sınıfta olmadığını bakar bakmaz bilir.

Ne için sayıyla verirler öğretmene öğrenciyi?

Hiçbirini unutmasın diye!

Her birini ayrı ayrı sevsin, üzerine titresin diye!

Kimin ne derdi var, yüzüne bakar bakmaz bilsin diye!

Öğretmenlik hafife alınacak bir meslek hiç olmadı…Çocuklara argo, kaba-saba hitap edecek bir meslek dalı hele hiç!

Öğretmen sevgiden ibarettir diye satırlar yazmış, bir eğitimci olarak, okula yeni başlayan öğrencilere bu tarzda yaklaşan öğretmen, öğretmenliğini sil baştan gözden geçirmelidir!

Yıllar önce tecrübeli ve liyakat sahibi İlkokul Müdürleri ne yaparlardı bilir misiniz?

Öğretmen kadrolarına şöyle bir bakarlar, birinci sınıfa yeni başlayan öğrencilere, sevgiyle, sabırla, hoşgörüyle ve anlayışla kim davranacaksa, çocuk ruhundan kim anlayacaksa, o öğretmeni birinci sınıfa verirlerdi.

Sabırsız, sabır sınırı olmayan, tahammülsüz öğretmenleri birinci sınıfa veren idarecilerde kendilerini sil baştan gözden geçirmek zorundadırlar!

Öğretmenliğin kolay bir meslek olduğunu kim söyledi ki…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.