1. YAZARLAR

  2. Serap Taştekin

  3. Suriye Cephesi’ndeki askeri üniformalı dervişler
Serap Taştekin

Serap Taştekin

Yazarın Tüm Yazıları >

Suriye Cephesi’ndeki askeri üniformalı dervişler

A+A-

1. Dünya Savaşı’nda Cemal Paşa’nın komutanı olduğu Kanal Cephesi’ne, askerin maneviyatını yükseltmesi için Mevlevihanelerdeki dervişlerden oluşturulan gönüllü Mevlevi Taburu da katılmıştı. Kimi eli silah tutmadığı için, kimi eline silah verildiği için, kimi ise cephede musiki yaptıkları için eğlence kıtası olarak eleştirse de, Mevleviler gönüllerini ortaya koyarak Suriye’ye gittiler

Zeytin Dalı Operasyonu kapsamında dünyanın en güçlü ordularından biri olan Türk ordusunun, sınır hattının ve bölgedeki halkının güvenliğini tehdit eden unsurları ortadan kaldırmak amacıyla Afrin’e yönelik harekatı başarıyla tamamlanırken, 1. Dünya Savaşı’nda Kanal Cephesi için bölgede yer alan Türkler de hatırlara geldi.

Türklerin Suriye’de katıldığı son cephe olan 1. Dünya Savaşı’nın Kanal Cephesi’nde başarıya ulaşılması için komutan Cemal Paşa görev almıştı. Cephe açılmadan önce toplumsal hizmet ve bayındırlık faaliyetlerine girişen Cemal Paşa, Kanal Cephesi’nin başarıya ulaşması için çeşitli çareler düşünmüş, Mevlevi Taburu da bu çerçevede akla gelmişti. Fikrin kimden çıktığı yönünde farklı görüşler olsa da; kesin olan bir şey vardır ki, Mevlevihanelerden 1000’den fazla gönüllü cepheye gitmişti.

Türk askeri tarihinde gönüllü birliklerin varlığı her dönemde bilinir. Bu kapsamda dervişler de özellikle Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda ve sınırlarını batıya doğru genişlettiği dönemde büyük misyonlar üstlenmişlerdir.  Bu nedenle Osmanlı Devleti’nin fetih ve iskan politikasını anlatırken, öğrencilerime Ömer Lütfi Barkan’ın “Kolonizatör Türk Dervişleri”ni mutlaka tavsiye ederim. Bu makaleye göre Osmanlı Devleti kurulurken Anadolu’daki uç beylikleri, medeni bir hayatın kaynağı olan Türk ve İslam dünyasının her yerinden gelmiş her sınıftan ve meslekten adamla doluydu. Birçok aşiretin, köylü ve asker halkın kendiliğinden yerleşmesi veya mecburi iskan ve sürgünlerle birlikte gelen ve aynı cereyanın başka şekildeki ifadesi olarak derviş sıfatlı insanların az çok bir teşkilatın tabi akınları, boş yerlere gelip yerleşmeleri ve orada bir nevi Türk uzletgah ve manastırları tesis ettikleri ve yavaş yavaş bir köy, bir tarikat merkezi halinde teşkilatlandırdıkları bilinir. Bu kolonizatör Türk dervişlerine ve onları köylerde tesis ettikleri zaviyelere, Türk ilerlemesi ile devam eden şekilde rastlanmaktadır. Öncü dervişler ve onların kurdukları zaviyeler batıya doğru ilerlemiş ve çoğalmıştır. Bir kolonizasyon hareketini temsil eden zaviyelerin müessisliği ve şeyhlik vazifesi, yavaş yavaş, devlet teşekkül ettikçe, bir memuriyet şekline girmiştir.

mevleviler.jpg

ASKERİN MANEVİ GÜCÜNÜ ARTIRMAK İÇİN

 

Makale uzun ve değerlidir, fakat burada vurgulamak istediğim, dervişlerin 1. Dünya Savaşı döneminde üstlendiği role değinmektir. 1. Dünya Savaşı’nda da Osmanlı ordusunun gücünü artırmak ve tüm Müslümanları Osmanlı çatısında buluşturmak amacı ile Cihad-ı Ekber ilan edilmişti. Cephelerde iş zor, İngiltere, Fransa gibi büyük devletlere karşı yapılacak olanlar sınırlıydı. Bu anlamda çok büyük bir coğrafyaya yayılan 1. Dünya Savaşı’nda etkili olmak için askerin maneviyatını da güçlendirecek çareler bulmak gerekiyordu. Kanal Cephesi’nin komutanı Cemal Paşa, Mevlevihanelerden dervişlerin Suriye’de bulunmasını bu yüzden istemişti.

neyzen-tevfik.jpg

11 Kasım 1914’te Sultan Reşad, Cihad-ı Ekber ilan ettikten sonra Mevleviler Suriye, Bektaşiler Kafkasya cephesine katılmak için toplanmaya başlamıştı. 47 kadar Mevlevihane’den toplanan binden fazla derviş, askeri bir eğitim almamalarına rağmen, Cihad-ı Ekber çağrısına uyarak ordunun maneviyatını kuvvetlendirmek için cepheye doğru yola koyuldular. Mevlevilerin savaşa katılması öncelikle gönüllülük esasına dayanıyordu. Fakat durumu eleştirenler de olmuştu. İstanbul’dan yola çıkan Mevlevileri silahla gören Neyzen Tevfik’in durumu şu mısralarla eleştirdiği bilinir:

Kalmadı beyninde ashâb-ı tarîkin ihtilâf

Ehl-i Hakk’ı birbirine toplayıp berkittiler

Şeyh Bâkî rehber oldu bu seferde hepsine

İbn-i Süfyân’ı ziyâretçün tâ Şam’a gittiler

Tüm Mevlevihanelerden olduğu gibi, Konya’dan da cepheye gitmeye aday olan dervişler, Cemal Paşa’nın şehre ulaşmasından sonra hızla hazırlanmışlardır. Cemal Paşa, hatıratında durumu şöyle anlatır: “İstanbul’dan hareketimizden 36 saat sonra Konya’ya varmıştık. Vali Azmi Bey’in himmetiyle Konya ahalisinin pek hararetli karşılamasına mazhar oldum. Mevlana Celaleddin-i Rumi Hazretlerinin mübarek mezarlarını ziyaret ettim. Veled Çelebi Efendi Hazretleri ile tanıştım. Bir gönüllü müfrezesi ile Mısır seferine iştirak edecek olurlarsa ordumun Hazreti Mevlânâ’nın ruhaniyetinden istifade edeceğini söylemiştim. Benim hareketimden bir müddet sonra, ‘Mevlevi Gönüllü Taburu’ adı ile askerî bir birlik tertip ederek Suriye’ye geldi. Veled Çelebi Hazretleri’nin bu fedakarlıkları takdire layıktır.”

5-071.jpg

47 MEVLEVİHANE’DEN KATILIM

Taburun başına geçirilen Veled Çelebi de 19 Aralık 1914’te askerlik şubesine başvurarak taburun organize olması konusundaki gerekli işlemleri ve yazışmaları yapmış, Mevlevi şeyhlerine maiyetleriyle birlikte tabura katılmaları çağrısında bulunmuştu. Hatta Harbiye Nezareti’ne de bir yazı göndererek ilgili vilayet ve livalara da Mevlevilerin sevki konusunda gerekli emirlerin verilmesini istemişti. Bu yazı doğrultusunda 47 Mevlevihane’den bir tabur oluşturulması için bir yazışma trafiği yapıldı. Taburun oluşması için çelebilik makamı ve ilgili kurumların yazışma trafiğinin sonunda tabura subaylar da tayin edildi. Mevlevilerin Konya’da toplanmasına karar verildi, buradan ise Doğu Anadolu ve Şam cephesine katılacak gönüllüler ile birleşmeleri konusunda mutabık kalındı.

Nihayetinde Konya’dan 110, Karahisar’dan 63, Manisa’dan 15, Halep’ten 28, Yenikapı’dan 138, Kastamonu’dan 29, Tire’den 46, Çankırı’dan 33, Samsun’dan 38, Beyşehir’den 4, Maraş’tan 13, Sivas’tan 15, İzmir’den 40, Edirne’den 38, Ankara’dan 25, Çankırı’dan 33 Mevlevi tabura katıldı.

1-189.jpg

3 Şubat 1915’te İstanbul’dan uğurlanan tabur 8 Şubat’ta Konya’ya vardı, 26 Şubat’ta Konya’dan hareket etti, 14 Mart 1915’te Şam’a vardı. Taburun üyeleri, geri hizmette pek çok yararlılık gösterdiler.

Mevlevi Taburu Komutanı olarak atanan Veled Çelebi’nin Suriye-Filistin cephesinde tuttuğu notlarla ilgili çalışmayı Yakup Şafak yapmıştır. Şafak’ın “Tekke’den Meclis’e Sıra dışı Bir Çelebinin Anıları” adlı bu çalışmada, Veled Çelebi’nin Mevlevi Taburu Marşı olarak yazdığı Erenler Gönüllüsü adlı şu manzumesi de bulunmaktadır:

Tanrının askerleri

Erenler gönüllüsü

Molla Hünkar erleri

Erenler gönüllüsü

 

Elfi nemed belinde

Yalın teber elinde

Allah Allah dilinde

Erenler gönüllüsü

6-052.jpg

Veled Çelebi, Hicaz ve Şam günlerini şöyle anlatmıştır: “Şam, Hicaz havalisinde bulunduğum müddet, en rahat ömür sürdüğüm zamanlardır. Ne amcazadelerin buğday kavgası, ne bu şeyhlerin türlü türlü tezviratı vardı, ne de şeyhlik. Her kayıttan azade, maişetlerimiz temin olunmuş idi. Şam’da mesut günler yaşadım. Umumi harpte ciphad-ı ekber ilan edildi. Bu zaman teşkilatı tal, iki tarikat vardı. Bunların ikisine de Meclis-i Meşayih karışmaz, kendi işlerini kendileri görürlerdi. Bunlardan birisi Mevleviler, diğeri de Bektaşiler idi.

Sultan Reşad Mevlevi olduğundan bir Mücahidin-i Mevleviyye alayı teşkilini arzu etti. Mevlevilere bir alay bayrağı ve bir kılıç gönderdi. Ben bu alayın kumandanı oldum. Konya’da toplandık. Bektaşiler de Kafkas cephesine gittiler. ..”

Veled Çelebi ile ilgili evrak, mecmua ve defterler Selçuk Üniversitesi Uzluk Arşivi’nde yer almaktadır.

 

4-105.jpg

TABURUN SONU

Askeri eğitim almamış olan Mevleviler, cephede çatışmalara sokulmadılar. Zaten amaçları ordunun maneviyatını yükseltmekti. Bu yüzden daha ziyade geri hizmetlerde görev aldılar, sıhhiyede görev yaptılar. Cephede 3 yıl kaldılar ve semah ayinlerine katıldılar. Cephe başarısızlıkla sonuçlanıp geri döndüklerinde lağvedildiler.

Savaştan sonra yazılan hatıratta, askerlerin Mevlevileri asker gözüyle değerlendirdikleri ve bu anlamda faydalı görmedikleri dikkati çeker. Bunlardan Kurmay Binbaşı Vecihi Bey, “Filistin Ric’ati isimli bir hatırat yazmış ve Mevlevilerle ilgili şu görüşlere yer vermiştir:  “...Halep’teki İkinci Ordu’nun Yıldırım Orduları Grubu’nun imdadına yetişebilmesi için yeterli kuvveti yoktu, birkaç yerli jandarma taburundan başka elinin altında iki taburlu bir Mevlevi Alayı vardı ama ‘alay’ ile Mevleviler arasındaki bağlantı sadece isimden ibaret kalmıştı. Şam’daki alay askerî ve savaşçı bir birlik olmaktan çok, müzisyenlerden meydana gelen bir zevk ve eğlence kıtası idi.”

Hatıratında “Doğrusunu söylemek gerekirse, Kanal’ın nasıl geçileceğini ben bile bilmiyordum” diyen Cemal Paşa, iki başarısız harekattan sonra büyük bir hezimet yaşamıştı. Başarısızlıkla sonuçlanan Kanal Cephesi’nde Mevlevi Taburu da yok olup gitmişti. Zaten zor koşullarda yolculuk yapamayan kimi yaşlı dervişler hastalanıp ölmüşlerdi.

Cemal Paşa, hatıratında Mevleviler ile ilgili şu sözlere yer verir:

“Uzun müddet bana refakat etmekten geri durmadığı gibi, maiyetine aldığı Türk gençlerinden meydana gelen ordu, muhtelif hususlarda pek çok hizmet gördü. ...Enver Paşa’nın emirlerine uyarak çeşitli kolordu ve fırkaları Çanakkale, Bağdat ve Bitlis bölgelerine gönderdiğim için nihayet öyle bir hale geldim ki, elimde ordu dahilinde Türk birliği olarak Şam’da bulunan Mevlevi taburu ile Dobrucalı gönüllülerden teşkil ettiğim bir piyade bölüğünden başka hiçbir şey kalmadı..”

Mevleviler, gönüllerini ortaya koyarak Suriye’ye gittiler ve Cihad-ı Ekber çağrısına uyarak savaşa katıldılar ve kimi o topraklarda can verdi, kimi geri döndü.

Bu konuyla ilgili bilimsel makaleler, Birinci Dünya Savaşı’nda Mevlevi Alayı ve Gönüllü Topluluklar Uluslararası Sempozyumu bildirilerinde yer almaktadır. Akademisyenlerin birbirinden değerli bu eserlerinde yukarıda çok yüzeysel olarak bahsettiğimiz hususların ayrıntıları ilgilisi ve meraklısı için bulunmaktadır...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

4 Yorum