1. YAZARLAR

  2. Ahmet Çapanoğlu

  3. TÜRK TİPİ SEVGİ! “YA BENİMSİN YA DA KARA TOPRAĞIN”
Ahmet Çapanoğlu

Ahmet Çapanoğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

TÜRK TİPİ SEVGİ! “YA BENİMSİN YA DA KARA TOPRAĞIN”

A+A-

Toplum, insanlık deformasyonuna uğramış. Evrimsel bir değişim yaşıyor, sanki orta çağ kültüründe adaletin olmadığı toplumlarda, adaleti herkesin kendi sağladığı bir dönem yaşıyor. İnsanlar, yaşanan acı ve vahşet karşısında sanki her şey yolundaymış gibi davranıyor. Balık hafızalıyız vesselam. Bu yaşananlar son yıllar içinde kaç kere yaşandı farkında değiliz, çünkü kısa bir süre sonra unutuyoruz. Bugüne kadar sanki kimse ölmemiş, kimse vahşete maruz kalmamış gibi. Sanki vahşete uğrayan, ölen insan mutluymuş gibi anlık öfke ve sonrasında hayat devam ediyor, etmeli de tabi. Ama insan olanın insanlık yerleri acıyor işte. Ne de olsa insan olmak o kadar kolay bir şey değil, herkese nasip olmuyor.

Yoksa herhangi bir anlaşmazlıkta siz de öfkenizi dışa vurumla aynı mı olacaksınız, hiç düşündünüz mü? Maalesef toplum ateş topu gibi serseri mayın gibi ortalıkta dolaşıyor. Benim anlamadığım, insanlar nasıl böyle canavarlaşıp çocuğunun gözü önünde eşini defalarca bıçaklayıp öldürebilir? Çok enteresan, bizim toplumumuza münhasır bir sevgi türü var. Bu da “ya benimsin ya da kara toprağın” düşüncesi kadar insanlıktan nefret eden can almayı göze aldıran bir sevgi türü işte.

Buralara nereden geldik diye kimse sorgulamıyor. Herkes ölenin mağduriyetini öldürenin caniliğini konuşuyor lanet okuyor ama kimse adalete güvenmeden eline o vahşeti yapanı verseler nasıl gaddarca öldüreceğini konuşuyor. Peki, senin o katille aranda ne fark kaldı? Demek oluyor ki, yüreğinde aynı vahşeti gerçekleştirme dürtüsü var. Herkesin dilinde, zihninde, zihninde bir töre linçi var. Kimse inancı ve insanlığı kadar adaletle davranma ihtiyacı hissetmiyor.

Eğitimsiz gelişimin zayıflığı, bir yanda televole kültürüyle lüks hayat özentisi, zenginlik özentisiyle hayatlarını farklı şekilde devam ettirmek için her türlü yola başvurmayı, diğer yanda töre kanunları ve cinayetlerini konu alan filmler herkesi namus bekçisi ve adaleti uygulayıcı yapıyor. Yani televizyon kültürü, toplumun ve aile yapısının dibine konulan dinamit gibi programlarla özentili, adaletin kılıcı olmayı, kıskançlık, haset ve seksüel deformasyon dayatmasıyla yetiştiriyor insanları.

Töresel maço erkek kültürünün, kadına şiddetin ve kadının mal gibi gösterildiği filmlerin haricinde, ahlak dışı şaşaalı aile ve okul hayatlarını örnekleyen, sözde aile programı adı altında “hadi aşkım başarabilirsin, beni başkasıyla düşün” diyen, gülerek yaşlı adama “beni beğenmediysen kızımı al” diyen bir annenin sözlerine gülüp eğlenecek kadar ahlak deformasyonu olan yarışmalar ve evlilik programları hoş bir şeymiş gibi gösteren, reytinglerde en üst noktalarda yer edinen filmler ve bunları protesto etmeden ailecek alkış tutan bizleriz. O halde kimi idam edeceğiz biz?

 Tamam, idam gelsin de biz kimi asacağız, sahi suçlu kim? “suçlu kimse ayağa kalksın, ilk taşı da eli temiz olan atsın.” Suçlu aramayın, taşı da başkasına değil kendinize atın.  Çünkü “suçlu sensin, suçlu benim, suçlu hepimiziz, maalesef hiçbirimiz temiz değiliz.” Din verdiğimizi zannettik ama ahlaki gelişimle yetiştirmeden topluma saldığımız, televizyon kültürüyle yetiştirdiğimiz gençler yüzünden.

Hiç kimse ne kendini ne de toplumdaki gelişen olayları düşünmek ve sorgulamak, hiç kimse konfor odalarında kendi rahatlarını bozmak istemiyor, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” felsefesiyle hareket ediyorsa, aileden başlayan ve eğitim sistemiyle devam eden ahlak ve insanlık eğitimi verilmiyorsa,  bunun gibi olaylar hiç bir zaman eksik olmayacaktır.

Ne gariptir ki; dinimizin var olduğunu biliyoruz ama sanki ahlaksızlıklara çanak tutarcasına hareket ederek, ahlaka ihtiyacımızın olmadığını zanneder gibi ahlaklanmayı düşünmüyoruz.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT