1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Fikret Akınerdem

  3. YEŞİL BURSA TİYATROSU
Prof. Dr. Fikret Akınerdem

Prof. Dr. Fikret Akınerdem

Yazarın Tüm Yazıları >

YEŞİL BURSA TİYATROSU

A+A-

Kayseri’de, ortaokul yıllarım. Çocuk yaşlarda köyden gelen birisi, kontrolsüz de olursa ne yapar. Anam derdi ki “ya it daşlar, ya ot haşlar”. Çok şükür bunları yapmadık ama anamın dediği tabirden, aynı köyden arkadaşlarımın da teşviki ile yaramazlık yaptığımız oldu. Daha çok kapalı kahvehanelerde pişti oynamaya gider veya hafta sonları yeni açılan Kayseri Fuarı’nda olurduk. Yurda dönmediğimiz için de öğlenleri de Kayseri tabiriyle “elluruşa (elli kuruş) çaman-ekmek” yerdik. Hepsi bu.

Fuarda merakımızı cezbeden en önemli bölüm “Yeşil Bursa Tiyatrosu”nun olduğu yerdi. Bursa’nı şehir olduğunu coğrafya kitaplarında okurduk ta, yeşil olduğunu bilmezdik. Bundan belki 35 yıl önce Bursa’ya ilk gitmek nasip oldu. O zamanlar sanırım nüfusu 1 milyon civarında olan ve tiyatrosuyla aklımda kalan Bursa’nın yeşilini de gördüm. Sonraları her gidişimde yeşilinin kaybolduğunu da.

Son gidişim geçen hafta sonu oldu. Zannederim 2 yıldır gitmediğim Bursa’ya yapılan en büyük yanlışa şahit oldum. Kim yaparsa yapsın, kim çizerse çizsin, bu yanlış kabul edilir değil. Şehrin tam ortasında yüksek katlı, tipsiz ve soğuk binalar insanın içini kararttığı gibi, şehrin iki cenahının; kısmen yeşil kalmış Uludağ etekleriyle, az da olsa yeşil ovanın beton duvarlarla kapatıldığını gördüm.

Büyük mücahitler Osman ve Orhan Gazi türbesinin yer aldığı Tophane tepesinden şehri seyrin önüne set çekmişler.  Bu nasıl bir hizmet anlayışı, bu nasıl bir tahribat, bu nasıl bir medeniyet tesisi, bu nasıl bir tarihe saygı. “Bursa” ki, Osmanlının devlet oluşunun ilan edildiği, batının zulümle inlediği çağda “heyt! zalim dünyada; adalete, medeniyete, özgürlüğe” giden medeniyetin temellerinin atıldığı yer. 

Cumhurbaşkanımız son zamanlarda şehirlerde yanlış ve yüksek yapılaşmadan şikayet etmektedir. Bunda son derecede de haklıdır. Öyle ki, çekinmeden ve cesurca özeleştiri de yaparak “şehirlerin yanlış yapılaşmasında kendisinin de payı olduğunu” ifade edebiliyor olması takdire şayan. Gidiş öyle kötü ki bırakın şehirleri, ilçe hatta kasaba diyebileceğimiz yerlerde bile 10-12, köye diyebileceğimiz yerlerde de 3-4 katlı binalara rastlamak mümkün.

Bursa’ya İnegöl de yapılan tarımla ilgili bir çalıştayda görev aldığımız için gitmiştik. Bu arada eski İnegöl, yeni Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı, Alinur Aktaş ile tanıştık. Alinur Başkan genç, son derecede sempatik, samimi ve enerjik görülüyor. Bursa gibi ülkemizin göz bebeği olan bir şehirde başkanlık yapmak kolay olmasa gerek. Ancak, İnegöl’de yaptıklarına bakarsak bu işi başarır gibi.

Sözümüz odur ki, Bursa, İstanbul, Kayseri, Erzurum, Diyarbakır, Van, Konya gibi tarihe damga vurmuş şehirlerin, tarihi misyonuyla birlikte “yeşilinin de korunması” gerekir. Öyle de kim koruyacak.

Ülkemde son 15 yıldaki ekonomik ve sosyal gelişmelere bağlı olarak , “şehrin ruhunun korunması” değil, çoğunlukla alelacele yapılan binalarla “rantın” öne plana çıktığı görülüyor. Ekonomik ve sosyal gelişmeler elbette insan ihtiyacının da çeşitlenmesini getiriyor. İhtiyaç belirlemede ilk bir eve sahip olma öne çıkıyor ve çıkmalıdır da. Ancak bu çıkış şehrin tarihi siluetini bozmadan yapılan yapılaşma ile olmalıdır. Yukarıda “tarih kokan şehirler” bu düşüncenin eseri olarak korunaklı, medeni, estetikle beraber günümüzün kültürel değerleriyle zenginleştirilerek imar edilmeliydi.

Tüm ülkemde tarih-sanat-estetik değerlerle birlikte sosyal-kültürel-ekonomik değerlerin uyumlu yapıldığını söylemek pek mümkün değil. Bir mahallede 200 daireli, 1000 nüfuslu bir siteyi 20 bin metrekarelik bir alana sıkıştırıyorsunuz. Etrafına büyük parklar, yürüme alanları, sosyal tesislerle donatma yerine hemen de yanına diğer bir siteyi yerleştiriyor, “yani insanları bir yere bir de göğe baktırıyorsunuz”. Sonrası, stres, bunalım ve isyan. AK Parti devrinin belediye hizmetleri böyle olamaz, olmamalıdır da.

Kalın sağlıcakla…    

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT